Habercilik TARAFsızlıktır
Bu ülkede kaç yayın organı ve kaç gazeteci var?
Cevabı bulmak için sakın Türkiye İstatistik Kurumu’nun internet sayfasına bakmayın. Ömrümden yarım saati orada harcadım. Tek sözcük yok.
Neyse sorumuza dönelim.
Bu ülkede kaç gazeteci var?
Siz diyin on bin, ben diyeyim daha fazla.
Bu gazeteciler ne iş yapar?
Toplumu bilgilendirirler. Ama ideolojik görüşlerine veya birilerinin yönlendirmelerine göre değil, “doğru” bilgilere ulaşarak, “taraf”sız haber yaparlar, yapmalılar. Yorum yazarların işidir. Yazarlar “taraf” olabilir, haberciler olmaz.
Ben şimdi “taraf” olup olmadığım sorgulanmaksızın bir haber yapsam, önüme gelen veya getirilen bir belgeyi araştırıp soruşturmadan, ülkenin en saygın kurumunu hedef alan, “taraf”lı, asılsız haberi müdürüme götürsem ne olur? İnanıyorum ki Bursa’daki medya kuruluşlarında çalışan her haber müdürü, her editör, her yönetici haberi yüzüme fırlatır. Üstelik bununla da kalmaz, en az bir saat gazeteciliğin toplumsal önemi üzerine ders verirler. Vermelidirler.
Peki, çok satan, çok okunduğu söylenen bir yaygın medya kurumunda ne olmuş?
Haber manşetten verilmiş.
Sonra?
Sonrası ortada.
Başta ekonomik kriz ve dış politikadaki gelişmeler olmak üzere onlarca soruna akılcı çözümler üretmesi gereken Türkiye, son 15 gününü doğruluğu kanıtlanmamış bir belgeyi tartışmakla geçirdi.
Ağzımızla kuş tutsak geri getiremeyeceğimiz 15 günü kaybettik.
Şimdi bununla da kalmayıp, önümüzdeki süreçte de kaybetmeye devam mı edeceğiz?
Hayır.
Şimdi, kaybettiğimiz 15 günün hesabını soracağız, sormalıyız.
İlgili yazılar:
Dünya Bankası karamsar
Dünya Bankası Küresel Kalkınmanın Finansmanı raporuna göre Türkiye ekonomisi 2009’da Yüzde 5.5 küçülecek. Dünya Bankası raporuna göre, 2009 yılında yaşanacak küçülmenin ardından Türkiye’deki GSYİH 2010 yılında yüzde 1.5, 2011 yılında ise yüzde 3 artacak.
Türkiye, Avrupa ve Orta Asya’da, kısa vadeli borçları rezervlerine oranla en düşük bulunan ülkeler sıralamasında en iyi durumdaki ülke konumunda. Dünya Bankası’nın raporunda Türkiye’nin cari işlemler açıklarının ise bu yıl ve 2010 yılında GSYİH’sının yüzde 1.9’u, 2011 yılında ise yüzde 2’si düzeyinde olacağı tahmin edildi.
Dünya Bankası tarafından hazırlanan raporun ‘Küresel Ekonomi İçin Olasılıklar’ başlıklı bölümünde finansal kriz salgınının yatırımların büyük ölçüde likiditasyonuna, dünya çapında zenginlikte önemli kayıplara, küresel kredi verme koşullarında sıkılaşmaya ve belirsizlikte büyük çaplı bir artışa neden olduğu da bildirildi. Raporda özetle şu tespitlerde bulunuldu:
* “Ekonomik etkinlikte en keskin düşüş özellikle dayanıklı tüketim malı ve yatırım malı üretmede uzmanlaşmış ülkeler ile önceden oluşmuş ciddi makroekonomik zayıflıkları bulunan ülkelerde yoğunlaştı.
* Düşük gıda ve akaryakıt fiyatları, azalmış ekonomik etkinliğin yoksullaşma etkisini hafifletti ve gelişmekte olan ülkelerde petrol ithalinin cari işlemler üzerindeki baskısını azalmasına yardımcı oldu. Gelişmekte olan petrol ihraç eden ülkelerin kazançlarında ise gayrı safi iç hasılalarının yüzde 17’si kadar bir azalmaya yol açtı.
* 2009 yılında mali dengenin yüksek gelirli ülkelerde gayrısafi iç hasılanın yüzde 3’ü, gelişmekte olan ülkelerde ise yüzde 4’ü dolayında kötüleşmesi bekleniyor.
* Ekonomik etkinlikteki düşüş, gelişmekte olan ülkelere daha zayıf sermaye akışıyla birleşince, düşük ve orta gelirli pek çok ülkeyi ciddi finansal zorluklar içine soktu. Birçok ülke ihracattan yeterli döviz kazanma ya da ithalat talebini karşılayacak yeterli borç sağlama güçlüğüne girdi. Gelişmekte olan ülkeler için genel borçlanma gereksiniminin net sermaye akışlarını aşması beklenirken, birçok ülke bu finansman boşluğunu iyi günlerde oluşturduğu uluslararası döviz rezervlerini aşağı çekerek karşıladı. Ancak bu stratejinin sürdürülebilirliği belirsizdir.
* 2008 Eylül ayından bu yana 16 ülke dış rezervlerinin yüzde 20’sini ya da daha fazlasını tüketti. Bu arada toplam 18 ülkede halihazırdaki rezerv stokları, ithalatlarının dört aydan az bir bölümünü karşılayabilir.
* Cari işlem açıkları ve kötüleşen mali pozisyonlar en fazla, kısmen durgunluğun en derin biçimde görülmesi beklenen yerler olmalarından dolayı, Avrupa ve Orta Asya bölgesinde kronik bir şekilde yayıldı. Bunda birçok ülkenin son yaşyanan global finansal krize gayrı safi iç hasılalarına göre iki haneli cari işlemler açıklarıyla girmesi ve yüksek kamu borçları da rol oynamıştır. Söz konusu ülkelerde iç-dış dengelerin oluşturulması için talebin bastırılması ve para değerinin düşürülmesi gerekebilir.
* Yüksek gelirli ülkelerde gayrı safi iç hasılalardaki hızlı düşüşe karşın 2009 yılının ilk üç ayı boyunca bir dizi gösterge ekonomik iyileşmenin başladığına işaret etti. İstikrara kavuşan hatta iyileşmeye başlayan dünya borsaları, kimi ülkelerdeki ihracatta görülen ılımlı iyileşmeler, sağduyulu mali teşvik önlemlerinin hala süren talep patlaması yapan etkileri ve bunun yanı sıra tüketici talebinde yaşanan bir artış iyileşmenin başladığına işaret eden faktörler arasındadır.”
Dünya Bankası’nın raporunda küresel ve Türkiye dahil ülkeler için öngörülen büyüme tahminlerinin dayandığı temel senaryonun, global finansal kriz ardından gelen bir ekonomik çöküş yaşanmasından dolayı “Daha durgun bir iyileşme” öngördüğü belirtilirken şöyle denildi:
* “Senaryoya göre küresel gayrı safi iç hasıla 2009 yılında yüzde 2.9’luk rekor bir düşüşten sonra ılımlı bir şekilde 2010 yılında yüzde 2 düzeyinde, 2011 yılında ise yüzde 3.2 düzeyinde iyileşecek.
Bu arada bankacılık sektöründe konsolidasyonlar, negatif zenginleşme efektinin devam etmesi, yüksek işsizlik oranları ve riskten kaçınmanın, tahmine konu olan dönem boyunca talep üzerinde ağırlıklarını hissettirmeleri beklenmektedir.
* Gelişmekte olan ülkeler arasında büyüme oranları, daha güçlü verimlilik ve nüfus artışları dolayısıyla daha yüksektir, ancak 2009’dan 2011’e kadar sırasıyla yüzde 1.2, 4.4 ve 5.7 oranlarında gerçekleşecektir.
* Yavaş iyileşme nedeniyle kötüleşebilecek cari işlemlerin baskısı, özellikle birçoğu Avrupa ve Orta Asya ülkesini, yerel paranın değerinin önemli oranda düşürülmesi ve iç talepte acı veren kesintiler şeklinde karakterize olan ve daha az düzenli iyileşme sürecine zorlayabilir.”
Raporda dünya ticaret hacminin bu yıl yüzde 9.7 oranında düşeceği, ticaret hacminin ise gelecek yıl yüzde 3.8, 2011 yılında ise yüzde 6.9 oranında artacağı öngörüldü. Bu arada global piyasalarda petrolün varil fiyatı bu yıl için ortalama 55.5 dolar, 2010 yılı için 63 dolar, 2011 yılı içinse ortalama 65.9 dolar olarak tahmin edildi. Rapora göre bu yıl Çin yüzde 6.5, Hindistan yüzde 5.1, Endonezya yüzde 3.5 büyüyecek.
İlgili yazılar:
iPhone eksiklerini giderdi
Piyasaya çıkar çıkmaz adeta kapışılan iPhone 3G S, bir önceki modelinde yaşanan eksiklerin hemen hemen hepsini gideriyor. Video çekiminden ses kontrol fonksiyonuna kadar bir çok yeniliğe sahip olan iPhone 3G S’in öne çıkan farkları şunlar:
Apple’ın satışa sunulduğu günden bu yana milyonlarca kullanıcıya ulaştırdığı iPhone 3G’nin yeni versiyonu iPhone 3G S’nin en dikkat çeken özelliklerinden biri, hiç şüphesiz uygulamaların bir önceki iPhone’a göre oldukça hızlı açılıyor ve çalışıyor olması. Zaten 3G S model ismindeki S de ‘speed’ yani ‘hız’dan ileri geliyor. E-posta’larda bulunan dosyaları da gayet hızlı bir şekilde açabilen iPhone 3G S, kısacası Apple’a göre diğer iPhone’dan en az iki kat daha hızlı.
Bir önceki iPhone’un en çok şikayet edilen noktası, video çekimi konusundaydı. Ancak yeni iPhone’la birlikte Apple, artık kullanıcıların bu yöndeki şikayetlerini tamamen ortadan kaldıracak gibi görünüyor; zira yüksek kalitede fotoğrafları kolayca yakalayabilecek olan iPhone 3G S ile video çekimi de artık mümkün olacak.3 megapiksel dahili kamerası ile dikkat çeken iPhone 3G S, otofokus özelliğiyle de öne çıkıyor.
iPhone 3G S’in bir diğer önemli özelliği ise ses kontrol fonksiyonu. Diğer bir deyişle örneğin kişi rehberinizde bulunan bir ismi telaffuz ettiğinizde, iPhone sizden onay bekliyor ve aynı işlemi tekrar yaptığınızda ismini söylediğiniz kişi otomatik olarak aranabiliyor. Bunun yanı sıra, numarayı da telaffuz ederek, arama işlemini gerçekleştirebilmeniz mümkün. Türkçe dili henüz desteklemeyen ses kontrol fonksiyonunun desteklediği diller ise şöyle: Çince, Almanca, Hollandaca, İngilizce, Fince, Fransızca, Almanca, İtalyanca, Japonca, Norveççe, Portekizce, İspanyolca ve İsveççe.
Dahili dijital pusula teknolojisi sayesinde, GPS ve Wi-Fi aracılığıyla iPhone 3G S artık bulunduğunuz yeri net bir şekilde size gösterebiliyor. Örneğin bulunduğunuz yeri tarif etmek istediğinizde, harita üzerinde işaretleme yaparak, bu bilgiyi anında iPhone’nunuz aracılığıyla dilediğiniz kişiyle paylaşabilirsiniz.
Yeni iPhone 3G S, aynı zamanda şehiriçi trafik bilgilerini de kullanıcıyla paylaşarak kullanıcıları bilgilendirebiliyor. Buna göre kırmızı noktayla gösterilen lokasyonlarda trafik bir hayli yoğunken, yeşil noktalarda ise trafiğin akıcı bir şekilde ilerlediği anlaşılıyor.
iPhone 3G S ile artık kelime, fotoğraf ya da uygulamalar arasında kesme, kopyalama ve yapıştırma işlemlerini kolayca gerçekleştirilebilecek. Yani bir kelime ya da cümleyi ya da bir fotoğrafı bir noktadan kopyalarken, bu kopyalanan cümleyi aynen SMS ya da e-posta mesajınıza en kısa yoldan yapıştırabilirsiniz. Geri al özelliği sayesinde ise yapılan yanlış işlemler anında geri alınabilecek.
iPhone 3G S ile yazmak artık çok daha kolay ve pratik olacak. Ne yazdığınızı kolayca algılayabilen iPhone 3G S, size kelimeler önererek metninizi çok daha hızlı bir şekilde iPhone’a girmenizi sağlayacak. Sık sık yazılan kelimeleri de takip eden iPhone 3G S, bu sayede daha sonra bu kelimeleri yanlış girseniz bile otomatik olarak düzeltebilecek.
Bunların dışında yazı yazarken ya da bir mesajı okurken, büyüteç fonksiyonunu kullanarak seçili bir bölümü özel bir büyüteç ile daha da büyük gösterebilirsiniz. Bu şekilde kursörün tam olarak ne noktada olduğunu görebilir, yazım hatalarının önüne geçebilirsiniz.
iPhone 3G S ile artık nerede olursanız olun, YouTube videolarını zahmetsizce izleyebileceksiniz. Bunun yanı sıra YouTube hesabınıza da girebileceğiniz iPhone 3G S ile kendi favori videolarınızı oluşturabilir, arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz.
iPhone 3G S’in hızlı 3G bağlantısını artık diğer Mac ya da bilgisayarlarla paylaşabilmeniz mümkün olacak; bunun için Wi-Fi teknolojisine de ihtiyacınız yok.
İlgili yazılar:
Aşırı Kilolarınızdan Kurtulun
Aşırı kilolar birçok hastalığa zemin hazırlıyor. Kalp hastalıkları başta olmak üzere diyabet, kısırlık, depresyon ve bazı mide hastalıklarının aşırı kilolardan kaynaklandığını hatırlatan uzmanlar, her yaşta spor yapılması ve tüketilen gıdalara dikkat edilmesi gerektiğini söylediler.
Etkili şekilde kilo vermenin en sağlıklı yolunun uzman diyetisyen gözetiminde spor yapmak olduğun ifade eden bilim insanları, konuyla ilgili dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle özetlediler:
Fazla kilonuz varsa bir beslenme uzmanına danışmak en doğru yoldur.
Az yemek değil, bilinçli beslenmek önemlidir. Hızla verilen kiloların aynı hızla geri alınacağını unutmayın. Diyet, beslenme alışkanlığınızı değiştirebildiğiniz ölçüde yararlı olacaktır.
Haftada yaklaşık yarım kilo vermek, hızlı kilo vermekten daha sağlıklıdır.
Spora başlamadan önce mutlaka sağlık kontrolünden geçmelisiniz.
Günde en az 10 dakika yürüyerek spora başlayabilirsiniz. Bu süreyi aşamalı olarak 1 saate kadar çıkarabilirsiniz.
Yürüyüşün yanı sıra, olanağınız varsa yüzün. Yüzme ve tenis, kilo vermede en etkili sporlardır. Bisiklet de, kilo verme açısından yararlıdır.
Kilo vermek için diyete ve spora başlamak, sağlık risklerinizi azaltacak, daha iyi bir görünüme ve hatta daha uzun bir yaşama kavuşmanıza yardımcı olabilecektir. Kilo sorununa bağlı fiziksel ve duygusal yükleri atarak, yaşamdan daha çok zevk almak sizin elinizde.
İlgili yazılar:
AB’den korkmak yersiz
22 Haziran 2009 Yazan admin
Kategori Erdal İnönü, Nostalji
Konuşmasında özellikle Avrupa Birliği ile ilgili son zamanlar çok yanlış yaklaşımların gerçekleştiğinin altını çizen Erdal İnönü, AB’nin son dönemlerde Türkiye’ye fırsat verdiğini söyledi. İnönü, “Bu fırsatı kaçırmayalım” derken, AB’den korkmanın da yersiz olduğunun altını çizdi.
Avrupa Birliği’nin kültürel bir yaklaşım biçimi olduğunu belirten Erdal İnönü, “Biz zaten Avrupa Topluluğu içinde yıllardır yerimizi aldık” derken, Güney Doğu Avrupa diye nitelendirdiği Türkiye’nin Batı Avrupa kültürü içinde yoğrulduğuna dikkat çekti.
“Okuduğumuz kitaplar, meslekler, sanat ve bilimimiz hepsi Avrupa kültürü içindeki oluşumlar” diye konuşan Erdal İnönü, hedefimizin yıllardır meydanda olduğunu söyledi. “M. Kemal Atatürk, Cumhuriyet’in 10. yılında ulusal kültürümüzü çağdaş uygarlık düzeyine çıkaracağız dediği zaman çağdaş uygarlık Batı Avrupa’da başlamış olan kültürdü. O zaman Avrupa Birliği diye bir şey yoktu” diyen İnönü, AB diye bir şey olmasaydı da zaten Türkiye’nin Cumhuriyet’in kurulduğu yıllardan itibaren çağdaş uygarlık hedefinde ilerlediğine dikkat çekti. 2. Dünya Savaşı sonrasında Almanya ve Fransa’nın güvenlik nedeniyle gerçekleşen birlikteliğinin Avrupa Birliği’nin ilk adımlarını oluşturduğunu söyleyen İnönü, her iki ülkenin ortaya çıkan ekonomik gücün faydalarını görmesiyle AB oluşumuna başka Avrupalı ülkelerin de dahil edilmesiyle ivme kazandığını anlattı. AB’nin oluşum yıllarında Türkiye’ye de pek çok kolaylıkların tanındığını belirten İnönü, “O yıllarda gerek ekonomik zorluklar, gerekse iç siyasette yaşanan tıkanıklar nedeniyle bu fırsatı Türkiye değerlendiremedi” dedi. Avrupa Birliği’nin sanılanın aksine güvenliği arttırıcı bir oluşum olduğunu ifade eden İnönü, “Bu nedenledir ki AB’den korkmaya gerek yok” dedi.
Yapılan kamuoyu araştırmalarında halkın yüzde 70’inin Avrupa Birliği’ne “evet” dediğini söyleyen Erdal İnönü, vatandaşın AB’ye sıcak bakmasının nedenlerini ise şöyle anlattı: “Vatandaşlar, gerek Avrupa ülkelerinde çalışan işçilerimizin anlattıkları gerekse medya aracılığıyla tanık oldukları ülkelerin yaşam standardını yakalamak istiyorlar. AB’yi refah kapısı olarak görüyorlar. Biz AB’ye girersek daha mutlu ve refah oluruz diye düşünüyorlar”.
Avrupa Birliği’nin güçlendikçe Türkiye’nin karşısına zorluklar çıkardığını söyleyen Erdal İnönü, AB’nin çözülmesini istediği, şart koştuğu koşulların da yeni olmadığını açıkladı. İnönü şöyle devam etti: “Ermeni soykırımı, Yunanistan’la aramızdaki anlaşmazlıklar, Kıbrıs, insan hakları hep vardı. Tek fark Avrupa Birliği güçlendikçe, bu olumsuzluklar, AB’ye girmemizi zorlaştırıcı unsurlar olarak karşımıza çıktı. Bunun beraberinde halk arasında olmasa bile siyaset içinde AB’ye karşı bir akım ortaya çıktı. AB’ye girebilmek için onurumuzu kaybediyoruz gibi yaklaşımlarla AB’yle aramıza duvar örüyoruz”.
“Avrupa Birliği konusunda duygusal yaklaşımları bir tarafa bırakmalıyız” diyen Erdal İnönü, Avrupa Birliği’ne giren hiçbir ülkenin zarar görmediğini aksine güçlendiklerini hatırlattı. “AB’ye girince ulusal kültürümüzü kaybederiz” şeklindeki bir yaklaşıma katılmadığını açıklayan İnönü, Batı Avrupa’da bilimsel gelişimin 1600’lerde başladığını hatırlatarak, “Batı Avrupa’yla aramızda 300 yıl bir gecikme var. Osmanlı’nın düştüğü hatalara düşmemeliyiz. En azından gelecek nesilleri düşünerek, fırsatları değerlendirmeliyiz” diye konuştu. Güney Kıbrıs’ın 1 veya 2 yıl sonra Avrupa Birliği’ne gireceğini söyleyen İnönü, “İşte o zaman ya AB’ye bizi hiç almayacaklar yada bugün çözmeye yanaşmadığımız sorunları bizlere zorla dayatarak çözdürecekler, istediklerini yaptıracaklar” dedi. İnönü, “AB, demokrasi, ekonomi, bilimsel ve sanatsal gelişme, çalışma hayatı, toplumsal amaçlar bakımından Türkiye’nin düşündüğü hedeflere daha kolay varma fırsatı verecek” dedi.
Fikirlerimi değil siyaseti bıraktım
“AB ne diyor? Demokrasi, insan hakları, azınlık hakları, hukukun üstünlüğü. İşleyen ve rekabet edebilen bir piyasa ekonomisi” diyen İnönü, idam cezası ve azınlık haklarının en başta geldiğini söyledi. AB’nin istediği kriterlerin Türkiye’nin kendi geleceği için çözmesi gerektiğini belirten İnönü, idam cezasına siyaset yaptığı dönemlerde de karşı olduğunu söyledi. İnönü, “Siyaseti bıraktım, fikirlerimi değil” diyerek savunduğu fikirlerin arkasında olduğunu vurguladı.
Bilgi: Erdal İnönü’nün 2002 tarihinde Bursa’da konuşmacı olarak katıldığı söyleşiye ait haber.












