Üniversite Tercihleri Hangi Kriterlere Göre Yapılmalı
27 Temmuz 2009 Yazan admin
Kategori Konuk Yazarlar, Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ, Çukurova Üniversitesi
Bugünlerde ÖSS sonuçlarına göre 165 ve üstünde puan alan öğrencilerin en ciddi sorunu tercih yapabilmektedir. Tercih kelimesi nin Türkçe karşılığı: üstün tutmak, seçmek, yeğlemektir. Tercih yapmak bir şeyi diğerinden ayırt etmek, bir şeyi öne çıkarabilmek başlı başına bir bilinç gerektirir. Bir şeyi bilerek ve bilinçli olarak seçebilmektir. Seçtiğini veya tercih ettiğini de kabullenmek, içselleştirmek ve sorumluluğunu da alabilmektir. Genç bir insanın hayatındaki önemli tercihlerinden biri, geleceğini kazanacağı ve mutlu olabileceği bir meslek alanının seçimini yapmaktır. Kişinin istediği ve yeteneğine uygun olan kendisini gerekleştirebileceği bir alanı tercih etmesi önemli.
Nüfusunun önemli kasımı genç ve işsizliğin yüksek olduğu bizim gibi ülkelerde istihdamın istenilen ölçüde sağlanamaması doğal olarak üniversite kapısına bu kadar öğrencinin yığılmasına neden olmaktadır. Son yıllarda bu eksende işsizliğin genelde üniversite gençleri arasında yaygın olması, mesleki garantisi ve geliri görece yüksek olan alanlara yönelik ilginin artmasına, ilgili ilgisiz, yetenekli yeteneksiz bu alanlarda yığılmalara yol açmaktadır.
Üniversite İş Bulma Kapısından Önce Hayata Nitelikli İnsan Hazırlama Ortamıdır
Ancak sık sık vurguladığımız gibi, üniversite geleceğe yönelik iş bulma kapısı değil, kişinin hayata hazırlanma alanıdır. Üniversite felsefi düşünme ve analiz etme yeteneğini geliştirme, sorun çözme becerisi geliştirme, tartışarak öğrenmeyi sağlamak için ortam hazırlar. Bu arada belirli bir disiplinde de kendisini hayata hazırlayacağı bir meslek alanında yetenek ve becerilerini geliştirmek için eğitim sağlar.
Üniversitenin temelde üç görevi bulunmaktadır.
Birincisi, bilimsel araştırma yaparak evrensel anlamda bilgi üretmektir. Bunun için bilimsel proje yaparak bilimsel bilgiye katkıda bulunur. İkinci görevi bir toplumun gelecekteki nitelikli insan gücünü yetiştirmektir. Yetiştirdiği insanın yerel değil, evrensel anlamda her yönü ile donanımlı olması beklenir. Bilgi sahibi, kendini gerçekleştirebilen ve düşünebilen insan yetiştirmek. Üçüncüsü toplumu aydınlatmak, toplumun önünde olmak, örnek olmak ve bu konuda her türlü yayın ve etkinlikte bulunmaktır. Üniversite ortamı bu bağlamda dört ile altı yıl gibi gençliğin en dinamik ve yoğun yaşadığı bu dönemde gençler kendi yol haritasını da bu aşamada çıkarabilir/ çıkarırsa çok anlamlı olur. Bu bağlamda kişinin üniversite okuması anlamlı ve buna göre de neyi çalışmak istediklerini ve hangi üniversitede ve hangi bölgede gerçekleştirmek istedikleri önemli. Ancak hepsinden önemlisi, kişinin ne istediğini bilmesi ve o uğurda da çaba sarf etmesidir.
Bu konuda üniversitelerin ÖSYM büroları ne yapıyor, bilemiyorum. Yalnızca sınavın yapılması için kimin hangi salonda görev alacağını mı belirliyorlar? En azından ÖSYM büroları ve yönetimlerinin üniversite rehberlik bilgisini ve sistemin işleyişi hakkında genel bilgi sunabilmesinde/sağlayabilmesinde yarar bulunmaktadır.
Öğrenciler Tercih Yapmakta Ve Önlerini Görmekte Zorlanıyor
Üniversitelerin ve bilim alanlarının tercihleri genelde kişilerin istekleri ile değil, daha çok ÖSS sınav sonucunda aldığı puanın en yüksekten düşük düzeye kadar sıralanmasına dayanmaktadır. Bu konuda maalesef, ailelerimiz binlerce meslek içind e bir iki alana çocuklarını yönlendirmektedirler. Bu bağlamda, ailelerin çocuklarının algılarına ve kendi tercihlerine önem vermesi ve çocuklarının özgürce kendilerini ifade etmesine olanak tanıması önemlidir. Yine maalesef, dershaneler öğrencilere aldıkları puana göre ve bir önceki yıldaki yerleştirme durumuna göre yönlendiriyor. Zaman zaman öğrenci bir yere yerleşsin de ne olursa olsun anlayışı dershaneyi ön plana çıkarırken, öğrenci yanlış yönlenmiş olabilir. Gerçi şimdi öğrenciler biraz daha bilinçli olarak yeni yeni meslek seçimi konusunda fikir üretebiliyorlar. Ancak yine de çoğunluğu halen bocalamaktadırlar. En azından bana değişik yollarla ulaşan öğrencilerin ve ailelerin ifadelerinde öğrencilerin ciddi anlamda geleceğe yönelik alan belirlemede bocaladıkları,
Dünyada Hangi Bilim Dalları Vardır.
Son yıllarda başta Amerika, Avrupa Birliği, Çin ve Japonya gibi bilim yapabilen ülkelerde bilinen bilim alanları ve mesleklerin dışında yeni meslek eğitim alanları bulunmaktadır.
Başta Avrupa Birliği olmak üzere ihtiyaç duydukları alanlarda öncelikli olmak üzere proje teklifleri almaya çalışmaktadır. Bu çerçevede ön plana çıkan FP 7 programında en çok aranan alanlar şöyledir.
Sağlık bilimleri genelde genetik temelli tıp bilimi, biyoteknoloji, nanaoteknoloji, enerji mühendisliği, lojistik, tarım, gıda, balıkçılık, çevre, malzeme bilimi, tasarım, beşeri bilimler, sosyoloji, psikoloji, yönetim ve karar verme, ulusl ararası ilişkiler, siyaset bilimi gibi alanlar öne çıkmaktadır. Sosyal bilimler hızla Avrupa ve Amerikan Üniversitelerinde son yıllarda ilgi gören alanlar içinde öne çıkmaktadır.Üniversite tercihlerinin yapılmasında nelere dikkat edilmelidir?
1. Kişinin ne istediğini bilmesi veya neyi istemediğini bilmesi gerekir.
Öncelikle gençlerimizin neyi okumak istediklerini bilmeleri ve bu ko nuda kararlı olmaları gerekir. Tersinden neyi istemediğini de bilmesi gerekir. Öğrencinin kendi yeteneklerinin bilincinde olması ve kendi geleceğini kendisinin belirliyor olması gerekir. Diğer bir ifade ile gelecekte hangi işi yaparak mutlu bir gelecek kuracağına şimdiden karar vermesi gerekir. Örneğin kişi X alanında okumak istiyorsa X ve benzeri bir alandaki bölümleri/ bilim dallarını tercih etmelidir.
Pekâlâ, X bölümünü/bilimini hangi üniversitede okumalıdır?2. Üniversite tercihinde nelere dikkat etmelidir?
-Üniversitenin eğitim kalitesini belirleyen mezunlarının iş bulma kapasitesi nedir?
-Üniversitenin nitelikli akademik kadrosu var mı? Ulusal ve uluslar arası nitelikte öğretim üyelerine sahip olması önemli. Üniversite belirli alanlarda bilimsel ve sosyal alanda ön plana çıkan bilim insanı var mı? Nitelikli eğitim için tanınan ve bilimsel erki olan bilim insanlarının varlığı üniversiteye üstün nitelik kazandıracaktır.
-Üniversitenin bilim ve teknoloji geliştirme kapasitesi nedir? Bu ko nuda herhangi bir çıktısı (icat, patent v.b) var mı?
-Üniversitenin bilimsel çıktıları, uluslararası bilimsel yayınları, basılan kitap, patent, vs var mı? Üniversitenin çıktıları ne oranda değer görüyor?
-Üniversitenin belirli alanlardaki başarılı çıkışları, mükemmeliyet merkezleri var mı? Belirli alanlarda üniversite kendisini dünyaya kabul ettirmiş midir? Örneğin bir üniversitenin A bölümü veya herhangi bir anabilim dalı diğer birimlerden farklı olarak dünyanın ilgisini çekebiliyor mu? Bu alana bir şekilde cazibe oluşabiliyor mu? Bu tür alanlarda genelde başarılı bir bilim insanı bulunmaktadır.
-Üniversitenin uluslararası ilişkileri var mı? Erasmus programı dâhil, diğer üniversiteler ile her alanda işbirliği yapabiliyor mu? Bu işbirliğine öğrencilerini katabiliyor mu? Öğrencilerin Erasmus programından yararlanması gelecekleri açısından önemli bir kazanım sağlamaktadır.
-Üniversitenin ulusal ve uluslararası düzeyde proje üretebilme kapasitesi. Bu projelerle öğrencilerinin yer alması, sonuçlarından haberdar olabilme düzeyi nedir?
-Üniversite bilimsel toplantı, kongre düzenleyebiliyor mu? Üniversitede her tülü alanda farklı seminer, temsil ve gösteri yapılabiliyor mu? Bu toplantılara öğrencileri fikren ve düşünsel anlamda katabiliyor veya katkı sunabiliyor mu?
-Üniversitenin sosyal sorumluluk projelerini öğrenciler ile birlikte hazırlayabiliyor mu? Veya bu projelere öğrencilerini katabiliyor mu?
-Örneğin meslek sonrası eğitim projeleri yapan bir üniversite mi? Üniversitenin bu ve benzeri konularda iddiası ve sosyal projesi var mı? Bu faaliyetlere öğrencilerini katabiliyor mu?3. Üniversitenin alt yapı olanakları
- Üniversitenin kütüphane, laboratuar, sosyal ve sportif olanakların varlığı ve kullanılabilirliği nedir?
-Üniversitenin coğrafi konumu, bulunduğu kent ve diğer alt yapı olanakları nedir?
-Yurt ve ulaşım kolaylığı bulunuyor mu?4. Üniversitenin sosyal iklimi/ortamı önemli
-Öğrencilerin barınma ve diğer sosyal imkânları bulabilme şansı var mı?
-Örneğin üniversitenin bulunduğu bölgenin kültürel gelişimine katkıda bulunacaksa, öğrencileri sisteme dahil edebiliyor mu? Kişinin yol haritasının şekillenmesinde, belki de gelecekteki yaşamını anlamlı kılacak bir çok unsur bu aşamada belirlenmektedir.
-Öğrencilerin kendini geliştirme ortamı var mı?
Üniversite bir okul ve meslek öğrenme ortamından çok, temel bilimsel bilgi kadar bilinç gelişimine da katkıda bulunması bakımından önemlidir. Üniversite eğitimi kişinin genç yaşta yol haritasını çıkaracağı ve geleceğini nasıl yöneteceğinin kararlarının verildiği dönem itibarı ile üniversite ortamı önemlidir. Üniversite kol faaliyetleri, öğrenci kulüpleri ve diğer aktiviteler önemlidir.
Sosyal alanlar, öğrencinin kendini gerçekleştirme ortamlarının varlığı yanında, üniversitenin bulunduğu kentin sosyal yapısı ve imkânları da önemlidir. Öğrencinin bu dönemde sinema, tiyatro, opera vb alanlara gidebilme olanağını bulabilecek mi? Hayatında tiyatro ve operaya gitmeden üniversiteden mezun olan bir k işinin toplumun gelişmesine ve kültürel hayatına katkıda bulunması ne oranda beklenir?
-Ayrıca üniversitede edebiyat, felsefe, sosyoloji, güzel sanatlar alanında etkinlikler var mı? Bu konuda öğrencinin beklentilerini gerçekleştirme şansı var mı? Üniversite yönetimlerinin bu konudaki tavırları da önemlidir.Dinamik ve Değişime Hazır Üniversiteler İlgi Görüyor
Bu bağlamda üniversitenin toplumsal sorumluluk ve toplumu aydınlatma fonksiyonu önemli olmaktadır. Üniversitede toplumun önüne çıkabilen öğretim üyesi var mı? Üniversiteye yakışır ölçüde yenileri ve farklılıkları gören, yaratan ve bunu öğrencileri ve tolumla paylaşan öğretim üyesi kadrosu var mı? Bilimsel olarak sosyal yönü gelişmiş bilim insanları o üniversitenin her zaman dinamik gücünü oluşturacaklardır. Bu tür üniversitelerde değişim dinamiği her zaman yüksektir.
Bütün bu unsurlar gelişmiş ülkelerin öğrencilerinin tercihleri arasında yer almaktadır. Şimdilik bizde öğrenci sayısı ile üniversite kapasitelerinin yarattığı arz talep dengesi rayına oturmadığı için tercihlerde bütünsel bakış açısı ile seçim yapılamamaktadır. Yarın ülkemizde de bu konular öğrencilerin gündemine gelecektir. Bugün bazı vakıf üniversiteleri bu konuya önem veriyorlar ancak kamu üniversiteleri maalesef bu konular/kavramları çok öne almamaktadırlar. Ancak bu konuları öğrencilerine sunabilen veya bu konuda kendisini gerçekleştiren üniversiteler ileride öğrencilerin en çok tercih etikleri üniversiteler olacaklardır. Bu durumda, üniversiteleri farklılaştırarak tercih edilebilme durumunu yaratacaktır. Gelişmiş üniversitelerde yönetimler, toplumun diğer kesimlerinden önce değişime ve gelişime hazır olduklarını, kamuoyuna, gerek aktiviteleri ve gerekse diğer kanallarda duyuru ve değişimi benimseyen yenilikçi genç dinamikleri bünyesine çekmeyi başarırlar. Bu tür üniversitelerde kapalılık değil, açıklıkSonuç olarak adaylar tercih yaparken hayatlarının yol haritasını belirleyecek olan üniversite eğitiminin ve bilim alanının kendi istek, bilgi ve yeteneğine uygun olması gerekir. Okuyacakları üniversitenin üniversitelilik ortamı ve bilinci yanında, üniversitenin içinde bulunduğu bölge, kent ve sosyal yapıyı da dikkate alarak tercih yapmaları önemli bulunuyor. Ayrıca geleceğe yönelik okudukları alanda en iyisi olmayı, farklı olmayı ve uzun erimli olmayı hedeflemelidirler. Tabii bir de, hiç arzulamasak da; e konomik olanaklarını, harç paralarını, geçim şartlarını düşünmek zorundalar.
Bütün gençlere gönüllerince bilinçli bir tercih yapmalarını ve arzuladıkları alanda iyi bir eğitim almalarını dilerim.
İlgili yazılar:
Hazır giyim ve tekstil kan kaybediyor
Yeşim Tekstil CEO’su ve aynı zamanda Uludağ İhracatçılar Birliği Konfeksiyon Hazır Giyim Başkanı olan Şenol Şankaya, ISO 500 listesinde ilk 100 firma arasında sadece bir tane tekstil firmasının ve hiç hazır giyim firmasının bulunmadığına işaret ederek, sektörün gittikçe küçüldüğüne dikkat çekti.
Yeşim Tekstil CEO’su ve Uludağ İhracatçılar Birliği Konfeksiyon Hazır Giyim Başkanı Şenol Şankaya, hazır giyim ve tekstil sektörünün her geçen gün ciro ve ihracat bazında kan kaybettiğini belirterek “ISO 500 listesini incelediğimizde, hazırgiyim firmalarının sayısının çok azaldığını, ilk 500’de yer alan firmaların büyük bir kısmının da geçtiğimiz yıllara göre sıralamada daha gerilerde kaldığını görüyoruz” dedi.
Yeşim Tekstil’in IS0 500 Büyük Firma listesinde hazır giyim firması olarak ilk sırada yer alırken, genel sıralamada 172. olduğunu belirten Şankaya, Yeşim’in krizin tüm olumsuz etkilerine rağmen sektördeki liderliğini devam ettirdiğini söyledi.
“Hazır giyim ve tekstil sektörü sıralamada gittikçe düşüyor”
Şankaya, ilk 100 firmada sadece bir tane tekstil firmasının bulunmasının hiç hazır giyim firması bulunmamasının ihracatın lokomotifi olarak görülen sektör için düşündürücü olduğunu vurgulayarak, listedeki tekstil ve hazır giyim firmaları incelendiğinde büyük bir kısmının geçmiş yıllara göre daha alt sıralarda yer aldığını kaydetti.
Sektörün 2009 yılındaki ilk 6 ayını da değerlendiren Şankaya, rakamların çok da parlak olmadığını söyledi. Şankaya, resmi rakamlara göre, Türkiye’nin yıllık ihracatının ilk 6 ay itibariyle yüzde 15,51′lik düşüş gösterdiğini, tekstil, hazır giyim ve konfeksiyon sektörleri genelinde de yüzde 25,8 oranında daralma olduğunu belirterek, bu duruma paralel olarak sektördeki istihdam kaybının da yüzde 30’ları bulduğuna dikkat çekti.
Şankaya ayrıca hazır giyim birlik başkanı olduğu Uludağ İhracatçı Birlikleri kayıtlarına göre de, Ocak-Haziran döneminde Türkiye’nin en önemli tekstil ve konfeksiyon merkezlerinden olan Bursa’da, yılın ilk yarısında yapılan ihracatın, tekstilde yüzde 27,2, hazır giyim ve konfeksiyonda ise yüzde 32,5 oranında düştüğünü belirtti.
“Teşvik paketi yetersiz”
Şankaya son açıklanan teşvik paketiyle ilgili şunları söyledi: “Geçtiğimiz günlerde açıklanan teşvik paketinin özellikle yeni yatırımları, yeni kredi ve istihdam olanaklarını estekliyor. Küresel ekonomik koşullar göz önüne alındığında, bu teşviklerden faydalanabilecek hazır giyim firma sayısının çok fazla olmayacağını düşünüyorum. Pakette 1 ve 2. bölgelerde yer alan tekstil ve hazırgiyim firmaları için ise teşvik yer almıyor. Açıklanan teşvik paketinden hükümetimizin hazır giyim sektörünü doğu bölgesine kaydırmak istediği anlaşılıyor. Hazır giyimde sadece 3 ve 4. bölgelerdeki firmalara teşvik verildiğini görüyoruz. Bursa gibi tekstil ve hazır giyim sektörünün yoğun olduğu 1 ve 2. bölgelerdeki büyük yatırımların verilen teşviklerle bu bölgelere taşınma olasılığı yok denecek kadar az. Özellikle zamanla yarışılan ve rekabet şartlarını kaybetmemek için büyük bir çaba gösterilen bir dönemde bu taşınmanın olması mümkün değil. ”
Kriz döneminde bir çok köklü tekstil ve hazır giyim firmasının eleman çıkarmak zorunda kaldığına dikkat çeken Şankaya işsizliğin önüne geçmek istiyorsak üretim şartlarını tekrar rekabet edebilir şartlara getirmeliyiz dedi. Tekstil ve hazır giyim sektöründeki 1 ve 2. bölgedeki firmaların canlandırılması halinde istihdam sorununun çözüleceğini söyleyen Şankaya bu sektörlerin hala Türkiye için çok önemli olduğunu söyledi. Krizin etkilerini azaltmak üzere bu bölgelerdeki firmaların maliyetlerinin düşürülebilmesi için en azından bir yıl boyunca sigorta primlerinin ve muhtasarlarının ertelenmesinin bu bölgelerdeki firmalar için son derece önemli olduğunu ifade etti.
Bursa’daki tekstil ve hazırgiyim firmalarının birçoğunun uzun yıllar boyunca oluşturulan bir sistem ve insan kaynağı ile bugünkü rekabet gücüne sahip olduğunu dikkat çeken Şankaya sistemin sadece makineler ve binalardan oluşmadığını, bu sistemi kusursuz bir şekilde işleterek üretimi gerçekleştirecek kalifiye insan gücü ve yetişmiş insan kaynağına da ihtiyaçları olduğunu söyledi. Bu yüzden 3 ve 4. bölgelerde 5 yıl boyunca verilecek teşviklerin de en az 10 yıl için verilmesinin daha anlamlı olacağını ifade eden Şankaya, teşvik süresi uzamalı dedi. Doğuya taşınan bir firmanın en az 3 yılda sistemini tam olarak kurarak randıman almaya başlayacağını belirten Şankaya sistemin sürekliliğini sağlamak için 10 yıl boyunca teşvik verilmesinin bu bölgelerdeki yapılanmanın doğru bir şekilde olması ve devamlılığı için son derece önemli olduğunu söyledi.
İlgili yazılar:
Nuri Kolaylı: Sansür Kalkmadı
Genel Sekreterlik görevini sürdürdüğüm Bursa Gazeteciler Cemiyeti’nin Başkanı ve Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Nuri Kolaylı, basından sansürün kaldırılışının 101. yıldönümü nedeniyle yazılı bir açıklama yaptı.
24 Temmuz 1908’de, gazetecilerin onurlu direnişi sonucu kalkan sansürün, ne yazık ki yaşadığımız çağa ayak uydurarak açıkça devam ettiğini vurgulayan gazeteci büyüğümüz Nuri Kolaylı, yazılı açıklamasında şu görüşlere yer verdi:
“Günümüzde medyada yaşanan uygulamalara baktığımızda, sansürün kalkmadığı görülmektedir. Düşüncelerini yazdıkları, röportaj yaptıkları gerekçesiyle meslektaşlarımız yargılanmakta, gazeteciler kesin kanıtlara dayanılmadan gözaltına alınmakta, medyaya ve basın mensuplarına yönelik baskılar ve saldırılar sürmektedir.
Çalışanların sendikasızlaştırıldığı, iş ve can güvenliklerinin olmadığı, TCK’da yer alan maddelerle basına çok ağır cezaların getirildiği bir ortamda ne basın özgürlüğünden, ne de sansürün kalktığından söz edilebilir.
Oysa hızla gelişen dünyamızda basın özgürlüğü, iletişim özgürlüğünü de kapsayarak ulusal boyuttan, evrensel boyuta taşınmıştır. Basın özgürlüğü artık, bir iletişim hakkıdır. Basın özgürlüğü basınla ilgili kurumların ve kuruluşların özgürlük alanı olmasının ötesinde, bireysel hak ve özgürlük alanı haline gelmiştir. Bilgi edinme ve bilgilenme hak ve özgürlüklerini kapsamaktadır. Bu nedenle, düşünce ve ifade özgürlüğünün önündeki engeller mutlaka kaldırılmalıdır. Bugün demokrasimizin sınırları genişletilmiş çağdaş anlamda bir haber alma ve bilgi edinme özgürlüğüne ihtiyacı vardır.
Özetlemeye çalıştığım gerçekler doğrultusunda 24 Temmuz’u Basın Bayramı olarak değil, geçtiğimiz yıllarda da vurguladığımız gibi dayanışma günü olarak görüyoruz.
Halkın gerçekleri öğrenme ve bilgi edinme hakkının aracı olan basın özgürlüğünün önündeki engeller kalkmadıkça, 24 Temmuzlar bizler için bayram olmayacaktır.”
İlgili yazılar:
Ülkemizin Bilimsel Geleceği
20 Temmuz 2009 Yazan admin
Kategori Konuk Yazarlar, Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ, Çukurova Üniversitesi
Bir ülkenin geleceği o ülke insanlarının göreceği eğitime bağlıdır, Albert Einstein
Özet:
2009 yılı ÖSS sınav sonuçları ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan tarafından açıklandı. Sonuçlar ülkemizin geleceğini belirleyecek olan bugünün gençliğinin ne denli temel bilgilerden yoksun olduğunu gösteriyor. 30 bin kişinin puanı hesaplanmayacak kadar düşük olduğu, 700 bin kişinin hiç bir fen sorusuna cevap vermediği bir eğitim sistemin artık insan ve düşünme sorunu haline geldiği açıktır.
Ayrıca yeni açılan ve alt yapısı yetersiz üniversiteler yanında, artırılan kontenjanlar ile üniversitede okuyamayacak çok sayıda öğrencinin yetersizliğini doğrudan üniversitelere yıkmak, ciddi bir yük ve sorumluluk demektir.
Okuduğunu doğru dürüst anlamayan, matematik ve fen bilmeyen (soyut düşünemeyen) insanlara üniversitelerde nasıl bilim anlatılacak? Uzun zamandır bazı birimlerde özellikle düşük puanla öğrenci alan alanlarda öğrencilerin dersleri izlemekte zorlandıkları öğretim üyeleri tarafından dile getiriliyor. Bundan sonra öğretim üyelerinin ders anlatmakta daha da zorlanacakları anlaşılıyor. Üniversitelerimiz konuyu mutlaka değerlendirmedir. Bu öğrencilere nasıl ders anlatılacak? Ortaöğretimde sağlanamayanı üniversite vermeye çalışırsa, üniversite eğitimini kim verecek?
Bu durumda, nasıl bu gençlikten ülkemizi ileriye taşıması beklenecek? Suç yalnızca bu gençlerde mi? Öğrenme ve kendini geliştirme motivasyonunu kaybetmiş yalnızca sınava ve bireysel bir kazanıma yönlendirilmiş bu gençlerin ne tür bir sorumluluğu var?
Gördüğüm kadarıyla, sorunun temelinde uzun zamandır uygulanan politikalar ve düşünen-sorgulayan bir toplumdan korku yatıyor. Zaten böyle bir insan ve toplum modelide istemiyor. Okur-yazar olmayan bir topluma razılar gibi.
Artık rakamları bırakıp ciddi ciddi ülkemizin geleceğini düşünmek zorundayız. Konu işgal edilmiş olmak kadar çok ciddi sonuçları olacak özellikte. Önünü bile göremeyen, basit bir fizik kuralını algılayamayan bir toplumun bekası da sorunlu olacaktır. Konu temelden ele alınmalıdır.
Konuya ilgi duyanlar için daha ayrıntılı bilgi aşağıda sunulmuştur.
ÖSS Sonuçları Ülkemizin Eğitim Fotoğrafını Ortaya Koymuştur
2009 yılı Ortaöğretim Seviye Belirleme Sınavı (SBS) ve Üniversite Seçme ve Yerleştirme Sınavı (ÖSYS) sonuçları açıklandı. Genelde SBS sınavı iyi bir liseye girmek ve oradan da iyi bir üniversiteye girerek gelecekte iyi bir işe girme ekseni üzerine kurgulanmıştır. Orta öğretim seviye belirleme sınavı liseye geçişin ilk aşaması olup Fen ve Anadolu Lisesi gibi prestijli liselere giriş sınavları üniversiteye giden yolun ilk basmağı olması bakımından çok önemsenmektedir. İlkokuldan başlayan ve üniversiteye giriş sınavına kadar ki sınav maratonu çok ciddi bir sınav rekabetini ortaya koymuş. Bunun için özel okullar, dershaneler derken doğal olarak geleceğin nitelikli insanı yetiştirmek yerine sınavı kazanan insana yatırım yapılıyor ve sınavı kazanma ile öğrencinin değeri nerdeyse eşdeğer duruma getirilmiştir. Bu durum doğal olarak eğitim kalitesini gerilere itmiştir. Bunun yansımasının son örneği yılki sınav sonuçları bir şekilde çok tartışılacak ve ülkemizin geleceğinin nasıl bir insan profili ile şekilleneceğini
Sınav sonuçlarının genel değerlendirilmesi ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan tarafından yapıldı. 2009 yılı itibarı ile sınava 1.324.197 öğrenci katıldı sınava giren adaylardan 1 milyon 229 bin 800′ü (yüzde 92.89) tercih yapma hakkını elde etti. ÖSYM bu sınav ile iki konuya çözüm arıyor. 1. Ortaöğretimim Lise bölümünden mezun olan öğrencilerin sorun çözme başarı oranını belirliyor. Diğer bir ifade ile bir kanaat belirliyor, öğrencilerin ve okulların veya ülkenin öğretim kalitesinin karnesini oluşturuyor. 2. Belirli bir düzeyin üzerinde puan alan öğrencilerin hangi yüksek öğretime yerleştirileceğini belirliyor. ÖSYM’nin yaptığı sınav genelde başarılı, öğrencinin düzeyini belirliyor. Ancak yorum yapma gücü ve muhakeme gücünü ölçememesi dışında genelde başarılı bir sınav sistemi.
Bu yılkı SBS birincileri ve ikincileri özel okullardan mezun olmuşlar arasından çıkmıştır. ÖSS birincileri özel liselerden geliyor. Her iki sınav sonucuna göre Özel okulların öğrencileri Milli Eğitim Bakanlığına bağlı devlet okullarından daha başarılı.
ÖSS’de dereceye giren 17 öğrencinin 14′ünün erkek, 3′ünün kız olduğu görülüyor. Bireysel başarıda erkekler genelde de kızlar daha başarılı. Kızlar genelde daha disiplinli ve sorumluluk almaları nedeniyle uzun zamandır erkeklerden daha başarılı olduğu biliniyor. Ülkemizin batısında sanayinin geliştiği yörelerde başarı daha yüksek, doğu ilerinde ise sınavda yüksek puan alma daha düşük düzeyde gerçekleşmiştir.
Testlerde Başarı Oranı Nedir.
Sosyal bilimler liseleri, fen liseleri, yabancı dille eğitim yapan liseler ve Anadolu liseleri genelde başarılı liseler. Sınavda, en başarılı okullar sıralamasında bu yıl ilk defa sosyal bilimler liseleri Fen liselerinin önüne geçmiş oldu. Sosyal bilimler okullardan sınava başvuran toplam 316 adayın tamamı 165 ve üstünde puan aldı. Resmi fen liselerinden sınava giren 6 bin 584 adaydan 6 bin 575′i, Anadolu liselerinden sınava giren 148 bin 493 adaydan 148 bin 8′i, özel fen liselerinden sınava giren 3 bin 226 adaydan 3 bin 214′ü, askeri liselerden giren 477 adaydan 474′ü 165 ve üstünde puan alarak tercih yapmaya hak kazandı.
Sınavda, tüm soruları doğru yanıtlayan aday sayısı Türkçe testinde 1281, Sosyal Bilimler-1′de 133, Matematik-1′de 8 bin 655, Fen Bilimleri-1′de 140 olarak tespit edildi.
Türkçede 20 bin 558, Sosyal Bilimler-1′de 76 bin 498, Matematik-1′de 251 bin 324, Fen Bilimleri-1′de 704 bin 712 adayın puanı, 0.25′in altında kaldığı için “hesaplanamadığından” “sıfır” oldu.
Edebiyat-Sosyal Bilimlerde 629 bin 752 adaydan 61′i, Matematik-2′de 449 bin 233 adaydan 393′ü, Fen Bilimleri’nde 249 bin 424 adaydan 234′ü tüm soruları doğru yanıtlarken, Sosyal Bilimler-2 testinde tüm soruları doğru yanıtlayabilen aday çıkmadı.
YDS’ de İngilizcede 22 bin 718 adaydan 11′i, Almancada 1280 adaydan 38′i tüm soruları doğru yanıtlarken, Fransızcada tüm soruları doğru cevaplayan çıkmadı. Tersi durumda sınava katılan 704 bin 712 fen bilimlerinde yani adayların neredeyse yüzde 60′ı Fen Bilimleri testine cevap vermiyorlar veya veremiyorlar. Matematik testinde 251 bin, Sosyal Bilimlerde 76 bin, Türkçe testinde de 20 bin aday hiçbir soruyu cevaplandırmamış.
Ülkemizin Fen ve Matematik Okuryazarlı Çok Düşüktür
Genelde ülkemizin matematik ve fen düzeyinin düşük olduğunu biliyoruz. Ancak bu yıl sosyal bilimlerde de öğrenciler düşük başarı sergilediler. Sınava katılan tüm öğrencilerin sınav başarısına bakıldığında genel gidişatın çok da parlak olmadığı görülüyor. Bu yılki sınav sorularının çözebilme başarısının geçmiş yıllara göre daha düşük düzeye gerçekleşmiştir. İlk değerlendirmeler sınavın ilk bölümünde müfredattan dört ayrı alanın her birinden 30 sorunun sorulduğu testlerin ortalaması: Türkçe: 14,1, Sosyal Bilimler: 11,4, Matematik: 9,0, Fen Bilimleri: 4,0 olarak hesaplanmıştır. Türkiye genelinde başarı puanı geçen yıla göre 4 puan azaldığı belirlenmiştir. Genelde ülkemizde sınav birinciler üzerine yoğunlaşır. 30 bin öğrencinin puanın hesaplanamaması diğer bir ifade ile sıfır almış oluyor. 180 sorudan hiçbirine veya kısmen belili bir puanın altında sorulara cevap vermeyen öğrencilerin durumu gerçekten araştırmaya değer niteliktedir. Ancak en ciddi sorun fen bilimleri sorunlarının çözülmesinden kaynaklanıyor. Bu
Bunda ÖSYM merkezinin hiçbir sorumluluğu yok. Bazı yorumcu soruların zorluğunu gündeme getirdiler. Ancak sorun soruların zorluğunda değil. Uzun zamandır hedeflenen formata yetiştirilen öğrencilerin genel durumunu yansıtmaktadır.
Ülkemiz Eğitim Düzeyi Tartışma Konusu
Gelişmeleri izleyen son 10-15 yılda artan sınav kaygısı, özel okullar kamu okullarının giderek daha az ilgi görmesi ile paralel olarak artan oranda büyük sayıda öğrencinin başarısızlığı ortaya çıkmıştır. Genelde her yıl gittikçe başarı düzeyinin düştüğü görülüyor. Bu durumu birçok ulusal ve uluslararası (PISA ve TIMSS) sınav sonuçlarından ülkemizin öğrencilerinin başarısının düşük olduğu görülüyor. SBS ve ÖSS sınav sonuçları genelde bir birine paralel yansımalar gösteriyor. Genelde bu sınavlardaki başarı ile Üniversite sınav sonuçları ve buradan öğrencinin üniversiteyi bitime ve ALES sonuçları arasında bir ilişki bulunmaktadır.
Hiçbir Soru Çözmeden Liseden Nasıl Mezun Oldu Bu Öğrenciler
Türkçe sorularına hiç cevap vermeyen on binlerce öğrenci nasıl okuyor, okuduğunu nasıl anlıyor. Ciddi merak konusu. Bugünkü toplumsal sorunların, içinde çıkılmaz sorunlar ve artan şiddet kültürü ile sınav sonuçları arasında ciddi bir ilişkinin olacağını düşünüyorum.
Yüz binlerce kişinin fen bilimleri sorularına el sürmediği bir eğitim sisteminde mezun olan lise gençleri nasıl diploma aldı? Bu sonuçları başka bir ülkenin bilim inansına sorsanız acaba ülkemizin geleceği ile ilgili ne düşünürler?
Doğal olarak ülkemizin yetkilileri ne düşünüyor? Sınava yönelik yoğun dershane ve test çözümü bugün bu ülkenin gençliğini temel bilimler bilgisinden yoksun bıraktığının açık ilanıdır.
Bu öğrencilerin hocaları ne düşünüyor? Yöneticiler ne düşünüyorlar. Gönülleri rahat mı? Doğal olarak içimdeki korku acaba üniversite mezunlarının durumu analiz edilse benzer sonuç çıkar mı? Dört yıl boyunca üniversiteye yetersi koşullarda ayak basan bu gençlere ne oranda eğitilerek mezun oluyorlar?
Başarısız olan öğrenci değil sistem
Bu sınav sonuçlarından kim sorumlu, öğrencinin kendisinin yoksa sistem mi? Bireysel olarak öğrenciler sorumluluğu var, ancak sonuçların Türkiye coğrafyasındaki dağlımı ve iller içindeki gelir guruplarına göre dağılımı sorunun bir sistem sorunu olduğunu gösteriyor. Ülkemiz coğrafyasının başarı sıralaması genelde uzun yıllardır izlediğim kadarı ile doğu illeri Hakkâri, Ardahan, Şırnak hep başarısız iller. Batı illeri genelde başarılı. Doğu batı farklılığının sınav üzerindeki gelişmişlik farkı mutlaka bir çözüme kavuşturulmalı, yoksa sosyal boyutları gittikçe ağırlaşacaktır.
Öğrenciler Neden Başarısız?
Maltepe Üniversitesinden Prof. Dr. İsa Eşme’nin yürüttüğü bir araştırmanın sonuçlarına göre öğrencilerin yarısından fazlası bilgisayar dersini ancak bilgisayar görmeden işliyormuş. Fen derslerini laboratuara girmeden öğretmenlerin tahtaya yazdığını deftere geçirerek geçtiğini belirtiyor. Gözlem yapamayan, araştırma ruhu kazandırılmayan, kitap okumayan, ders dışı hiçbir sosyal faaliyeti olmayan insanların yaşamı anlaması, mantık yürütmesi beklenemez. Geçmişte liselerde komposizyon, mantık ve felsefe dersleri vardı. Lise bitirme ve olgunluk sınavları yapılırdı. Hepsi ortadan kaldırıldı. Son 30 yılda sayısız program ve müfredat değişikliği yapıldı. Şimdi geriye doğru gidildiğinde neden ve nasıl bu duruma geldik sorusunun sorulması kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Bu durumdan kim sorumlu? Yalnızca Mili Eğitim Bakanlığındaki yerli ve yabancı uzmanlar mı? Siyaset mi? Amacı ve sorumluluk bilinci verilmemiş günlük yaşayan geniş insan kitleleri mi? Yoksa toptan hepimiz mi sorumluyuz?
Son yılların sonuçlarının genel değerlendirmesi ülkemiz ciddi olarak eğitilmeyen veya öğretilemeyen bir nesil ile karşı karşıyadır. Bu gençliğin yarınki Türkiye’si nasıl olacak, bunu düşünmek istemezsiniz herhalde.
Sorun Temelden Kaynaklanıyor
Lise bitirme ve olgunluk sınavları yapılmadığı için öğrencilerin ne bilip bilmediği tam olarak bilinmiyor. Bilindiği gibi bu yıl liseyi dört yıl okuyarak bitiren öğrenciler girdiler ancak sonuç geçmiş yıllara göre daha düşük. Acaba dört yıllık lise eğitimi öğrenciye bir şey katmadı mı? Geçmişte üç yıl olan eğitim sürecinde ne eksikler görüldü de eğitim dört yıla çıkarıldı? Bu durumda ne değişti? Bunun üniversite eğitimine ve sürecin anlaşılmasına ne oranda katkıda bulunacağının araştırılması gerekir. Dört yıllık lise eğitiminin ne getirdiği ve ne götürdüğü ileride daha iyi ölçülebilecektir.
Önce adaletsizlikleri sorgulayalım
Bu durum yeni bir sorun yaratıyor. Vakıf üniversiteleri çok düşük puanla öğrenci alıyor. Bu durum parası olanın istediği okula girmesine, parası olmayanın da okuyamadığı bir durum yaratıyor ki hakkaniyet ve kalite sorunu yaratmaktadır.
Sınava endekslenen öğrenciler muhakeme yeteneklerini yitirdi. ÖSS eğitim sistemini iflas ettirdi.’ ‘Fırsat eşitsizliği çok büyük’.
Eğitim artık sınava hazırlanabilen ve parası olanın yapabildiği bir duruma gelmiştir. Doğu illerinin ve gelir düzeyi düşük bölgelerde ve ailelerin çocuklarının başarısının düşüklüğü de buna bağlı olarak değişmektedir.
Her yönü ile okul öncesinden lise eğitimine kadar ciddi bir fırsat eşitsizliği ve adaletsizliliğin olduğunu belirtmek gerekir. Okullar arası, iller arası ve adaylar arasında Ağırlık Ortaöğretim Başarı Puanı’nın hesaplanmasının yarattığı adaletsizlik, sınava hazırlanma ve puanlar arasındaki küçük farklılıkların etkisi bir bütün olarak ele alınmalıdır. Okular arası farklılıklar kadar eğitmenlerin bilgi ve deneyimi ayrıca tartışılması gereken bir diğer konu.
Eğitimde fırsat eşitsizliği bölgeler arası dengesizlikle paralel gelişmektedir. Araştırmalara göre öğrencilerin yüzde 80-85′i kadarı dershaneye gidiyor, yüzde 20 kadarı da ek özel ders alıyor. Varlıklı çevrelerin çocukları açıkçası daha başarılı oluyor.
Bu bağlamda başarısız olan öğrencilerimiz değil, geleceğin nitelikli insanı yetiştirecek, farkına varılabilirliği gelişmiş, belirli bir düzeyde genel bir eğitim almış, bilimsel gelişmeleri izleyen, sorgulayıcı eğitimi veren sınava endeksli ezberci eğitime sistemi bugün iflas etmiştir.
Kontenjan Artışı Başarısızlığı Gölgelemiştir.
Ülkemizde Üniversite kontenjanlarıyla ilgili bilgi veren Yarımağan, kontenjanların merkezi yerleştirmeyle öğrenci alan programlar ve özel yetenek sınavıyla öğrenci alan programlardan oluştuğunu kaydetti. Ancak bu öğrencilerin tercih yapma şansının elde etmesi için geçmiş yıllarda uygulanan belirli sayıdaki soruların %15′ini doğru cevaplama düzeyi %10′a indirilerek ileride olası kontenjan açığının oluşmamsı için önlem alınmış olu.
Sınavı geçerli sayılan adaylardan 1 milyon 294 bin 74′ünün ÖSS puanı hesaplanırken 29 bin 927 adayın ise ÖSS puanları hesaplanamadı. Böylece tercih yapma hakkını elde edemeyen aday sayısı ise 94 bin 201 (yüzde 7.11) oldu.
Bu yıl açıkçası YÖK üniversite önündeki birikimi eritmek için bir taraftan kontenjanları artırdı diğer taraftan kontenjan açığı yaşanmaması için taban puan için gerekli olan belirli orandaki soru çözme oranın düşürdü. Kontenjan artırılması mezun öğrenci birikimini azaltmak ve yeni açılan vakıf üniversitelerini doldurmak için atılmış bir adım olduğu artık sıradan insanlar tarafından da seslendirilmektedir. Doğal olarak artırılan kontenjanlara paralel olarak eğitim kalitesinin arttığını söylemek çok zor, tersine yüksek öğretimin kalitesi düşmüş ve ileride daha da düşecektir.
Bu yıl bir taraftan kontenjanlar artırılırken (yaklaşık 90 bin) diğer taraftan hızla geçmişten kalarak biriken öğrenci sayısı eritilmeye çalışılmaktadır. Mevcut kontenjan durumu merkezi yerleştirme ile öğrenci alan programlar grubuna devlet üniversiteleri için 529 bin, vakıf üniversiteleri için 73 bin, KKTC üniversiteleri için 16 bin ve yurt dışı üniversiteleri için çoğunlukla orta Asya’daki üniversiteler için ise 2 bin 400 olmak üzere toplam 621 bin 749 kontenjana yerleştirme yapılacaktı. Özel yetenek sınavı ile öğrenci alan programlar grubunda devlet üniversitelerinde 14 bin, vakıf üniversitelerinde 5 bin 400, KKTC üniversitelerinde bin 898 ve yurt dışı üniversitelerinde 264 olmak üzere toplam 21 bin 779 kontenjan bulunuyor. Şimdilik toplam 643 bin 528 kişi bu yıl bir yüksek öğretim programına kayıt yaptıracaklar. Ancak unutmayalım dünyanın hiçbir ülkesinde açık öğretim dahi iki yıllık ön lisans okullarına giren öğrencileri de sayarak “bilmem şu kadar öğrenciyi üniversiteye soktuk” denilemez.
Bu durumda neredeyse sınava gripte üniversiteye girmeyen öğrenci kalmayacak. Sınava giren her iki adaydan biri üniversite kapısından içeriye girmiş olacaktır. Buna rağmen yinede kontenjan açığı yaşanacaktır. Çünkü artık bazı okullara kayıt yaptırmanın da bir anlamı kalmadı. Ciddi anlamda genç işsizlik işe girme ekseninde kurgulanmış üniversite sınavı durumunu sorgular olmuştur. Bu durumda bugün açtığımız bazı üniversiteleri belki de kapatacağız.
Üniversite Türkçe ve Matematik Öğretmez
‘Kontenjanlar arttı ama pekâlâ bu gençlerin üniversite okuma potansiyeli var mı? Mezunların kalitesi ne olacak? Mezunlarımızı yarın batı ülkelerindeki üniversitelere gönderebilecek konumda mıyız? ÖSS sınav sonuçları bir şekilde bu ülkede okuma yazma bilmeyen lise mezunu olduğunun göstergesidir. 30 bin öğrencinin genel bir sınavda sıfır çeken, yüzde 60 öğrencinin fen testine dokunmadığı bir neslin Türkiye’nin geleceğine ne katacağını şimdiden düşünmek gerekir. Bu kişileri üniversiteye iteleyerek sorunu üniversitelere yıkmak ne denli doğru? Doğal olarak kontenjan artışı ile eğitimsiz ve yetersiz yüz binlerce kişi üniversitenin kucağına atılmış olmaktadır. Açıkçası üniversitelerin durumu bu bağlamda çok parlak değil. Başta üniversitelerin bu denli yetersiz öğrenciyi kabul etme ve etmeme konusunda görüşlerini ortaya koyması gerekir. Üniversiteye gelen öğrenciye Türkçe, matematik ve fen bilgisi öğretilmez. Üniversite temel bilimleri bilim yapmak üzere öğrencinin kendi yeteneğini ve fikirlerini oluşturması beklen
Üniversite nedir? Amacı meslek mi kazandırmaktadır? Yoksa öğrenciye genel kültür ve felsefi bilgi derinliği kadar meslek mi öğretir sorusunu sordurtuyor.
Üniversite kişiyi hayata bağlayacak, okuyarak, çalışarak yaşamda mutlu olmanın yolarını kazandırması gerekir, hiç matematik sorusu çözemeyen yani soyut düşünemeyen bir öğrenciye nasıl bilim anlatacaktır. Uzun zamandır öğretim üyeleri (%50′den fazlası) liseden gelen öğrencinin dersi izleme ve anlama düzeyinden şikâyetçiydiler. Bilemiyorum yarın nasıl olacaktır. Düşük bilgi ile üniversiteye gelecek ve buradan da yeterince eğitilmeden, hiçbir yabancı dil bilgisi olmadan, bilimsel düşünme ve kritik yapma becerisi geliştirmeden mezun olacak yüz binlerce diplomalı insanla bu ülkeyi nereye taşıyabiliriz.
Ne Yapılmalı?
Yaşanan bunca sınav endeksli sistem artık liselerde eğitimin sınava endekslendiğini ve eğitim sistemini esir aldığını ve eğitimin iflas ettiğini görmek gerekir. Ayrıca öğrencilerin sınava endekslenerek muhakeme yeteneğini yitirdiğini görmek gerek. Eğitim her açıdan bir bütün olarak ele alınmalı ve temelden sorgulanmalıdır.
Artık rakamlarla oynayarak bilmem kaç kişi üniversiteye girdi değil, temelden konu masaya yatırılmalı ve köklü çözüm yolları aranmalıdır. Ülkemizde lise eğitimine kadar yaşanan yoğun sınav ve yaşanan kaygıların yarattığı stres ve yeterli bilgi alamamak önemli faktör olabilir. Öğrencilerin ÖSS’ye yorgun, yılgın ve çaresiz girdiğini sıkça gözlüyoruz. Eğitimin kalitesinin artırılması ve daha nitelikli bir eğitim için sürecin bir bütün olarak ele alınması gerekir.
Bu yılki ÖSS sınav sonuçları sınava giren öğrencilerin büyük çoğunluğunun başarısızlığı ilk defa net olarak orya çıkmıştır. Milli Eğitime bağlı liselerin eğitim düzeyi mutlaka mercek altına alınmalıdır. Ülkemizin eğitim geleceği bana göre savunma kadar önemli ve iş özel okullara ve dershanelere bırakılmayacak kadar ciddi boyuttadır.
1. Eğitim fakülteleri günün koşullarına göre güncellenmeli. Yeniden Öğretmen okulları aşılmalı ve öğrenciler geçmişte olduğu gibi yetenek sınavına göre öğretmenliğe alınmalıdır.
2. Yüksek öğretim görmek ve belirli bir meslek edinmek isteyen öğrencilerin Üniversite yerine, Meslek Yüksek Okulları, Politeknik Üniversiteler gibi daha çok mesleğe yönelik eleman yetiştiren okullara yönlendirilmeli. Üniversite eğitimi gerçek amacına uygun felsefi tartışma ve bilimsel metot ve mesleki araştırma alanına getirilmelidir.
3. Ulusal Eğitim Şurası acilen toplanmalı. Özel okul ve dershanelerin durumu gözden geçirilmeli. Yeniden ilk ve Ortaöğretim ağırlıklı olarak millileştirilmeli. Avrupa ülkelerinde olduğu gibi belirli sayıda amaca uygun vakıf ve özel okullar olabilir ancak ülkemizin bugünkü görüntüsü ile eğitim % 40′ından fazlası özel sektör tarafından yürütülmekte ki bu durum OECD standartlarının çok çok üzerinde. Buna karşı uluslararası testlerde de en sonlarda geliyoruz. Orta öğretim yeniden bilgi kazanma ve kendi geliştirme eksenine taşınmalıdır.
4. Lise eğitimi yeniden tanımlanmalı. Orta öğretimde yetenek ve başarıya göre liseye yönlendirilecek öğrenciler üniversiteye hazırlanmalı. Genelde ortaöğretimdeki öğrencinin ancak %30 kadarı liseye yönlendirilir. Geriye kalan öğrenciler de yeteneklerine ve ihtiyaca göre meslek liselerine yönlendirilmiştir. Meslek liseleri de belirli bir düzeye kadar başarı durumuna göre yalnızca kendi alanında üniversiteyi okuyacak şekilde yönlendirilmelidir.
5. Lise son sınıfta liseyi bitirme sınavı yapılmalı ve olgunluk sınavı yapılarak kişinin yetişkin bir birey olarak en azından belirli bir bilgi ve bilince eriştiğinin belirlenmesi gerekir. Bu çerçevede herkesin üniversite sınavına girmesine gerek kalmaya bilir.
6. ÖSS’de soru ağırlığı müfredatla uyumlu hale getirilmeli.
7. Ortaöğretim başarı puanının etkisi artırılmalı.
8. Lise bitirme ve olgunluk sınavı mutlaka yapılmalıdır
9. Dershanecilikten öğrenciler kurtarılmalıdır. Maddi durumu iyi olan ailelerin çocukları dershanelere ve özel hocalarla gidip sınava iyi hazırlanırken yoksul ailelerin çocukları bu imkândan yoksun olarak sınava hazırlanamıyor. Bu soruna da çözüm bulunmalıdır.
10. Test usulü ezberci yaklaşımdan sistem kurtarılmalıdır
Bu sınav sonuçlara göre ülkemizin geleceği pek parlak bir bilimsel gelişme beklemiyor. Alınan sonuçlar ülkemizin ileride bilim yapamayacağını ve bilimde geride kalacağının bir işaretidir. Fen ve matematik bilmeyen hiçbir toplum ilerleyemez. İnsanlığın bugüne kadarki tecrübesi temel bilimleri kullanamayan toplumların gelişmediği yönündedir. Neden bu kadar öğrenci başarısı sorusunun cevabı bu ülkenin geleceği sorunu olup, her şeyi bir yana bırakıp ülke olarak bu konuya yönelmemiz gerekir. Anlaşılan orta eğitim yeniden düşünülmeli ve ülkenin geleceğini ileriye taşıyacak sürece girmesi gerekir. Başta siyasiler olmak üzere bütün yetkililerin ve aklı başında sorumluluk sahibi herkesin bu sorunu ciddiye alıp bir an önce çözüm yolları araması gerekir.
İlgili yazılar:
Çin tekstili tasarımı da öğrendi

Türk tekstili, tekstilcilerin markalaşma çabalarına rağmen kan kaybetmeye devam ederken, Çin tekstili ucuz üretim avantajına “tasarım” yeteneğini de ekledi.
Bu gelişmenin ne anlama geldiğini en iyi tekstilciler bilir. Seslerini bir türlü duyuramayan, duyurduklarında da sonuç alamayan tekstilcimizin halini rakamlar çok net ortaya koyuyor:
. 2003-2008 yılları arasında kapanan firma sayısı 490 bin,
. Krizde sektörden 3 bin firma kapandı, 3 bin firma daha kapanmanın eşiğinde,
. Hazır giyim ihracatı 2009’un ilk 6 ayında yüzde 25 geriledi.
. İç pazarda hazır giyim harcamaları yüzde 13 azaldı.
. Ağustos 2008′de 346 bin olan kayıtlı tekstil çalışan sayısı Mart 2009 itibariyle 309 bine, Ağustos 2008′de 434 bin olan kayıtlı hazır giyimde çalışan sayısı 362 bine geriledi.
. Sektör için hazırlanan ve 1 Ocak 2009’da uygulanacağı söylenen “Tekstil, Hazır giyim ve Deri Sektörü Strateji Eylem Planı” lafta kaldı.
Türk tekstilinde ortaya çıkan tablo böyle. Türk tekstilinin mevcut üretim kapasitesini, istihdamını ve kredilerini korumak için destek ihtiyacının sürdüğü ortada.
Sektörün yeniden güç kazanması için hem ulusal tekstil stratejilerinin belirlenmesi ve bu stratejiler paralelinde yenilikçi ürünler geliştirilmesi, hem de otomotiv ve beyaz eşyada olduğu desteklenmesi gerekiyor.
Peki, rakibimiz Çin’de neler oluyor.
Düşük maliyet avantajına “tasarım” gücünü de ekleyen Çin, tekstilde dünyanın zirvesine oynamaya devam ediyor. Bir çok Çinli tasarımcının ismini öğrenmeye başladık bile. Örneğin Guo Pei , Wu Yong, Jiang Zhuo ve Xuan Yu, şimdiden isimlerini tüm dünyaya duyurdular. Tekstil ürünlerinde Batı stili çizgilere yer veren, bunun yanında Çin kültüründen süslemeleri kullanan Çinli tasarımcılar, krize rağmen tekstil gelirlerinin yaklaşık yüzde 25 artmasını sağladılar.
Her yıl düzenlenen Çin Uluslararası Moda Haftası da, Çinli tasarımcıları dünya devleriyle aynı platforma taşıyor.
Bundan 4-5 yıl önce moda dünyasında Çin stilinden söz edilmezken, günümüzde takip edilen konuma ulaştılar.
Sırada ne var hepimiz biliyoruz. Elbette ki markalaşma. Hızla gelişen Çin tekstili tasarımın ardından markalaşmada da söz sahibi olduğunda, dünya tekstili Çin’in tekeline girmiş olacak.
Allah, Türkiye’de yatırım ve üretim yapan, istihdam yaratan Türk tekstilcisinin yardımcısı olsun! Çünkü Allah’tan başkasının yardım edeceği yok gibi görünüyor.
Sinan Tunç













