AB ve Türkiye ilişkileri
06 Haziran 2009 Yazan admin
Kategori AB, Dış Politika, Seminerler

Kamuran Recber
AB’nin 2003’teki Türkiye’ye yönelik olarak benimsenen İlerleme Raporu’nun dikkate alınması halinde, Kıbrıs sorununun çözülememesi durumunda, üstü örtülü bir biçimde sorunun Türkiye’nin üyeliğine engel olacağına yönelik bir düzenleme bulunduğunu belirten Reçber, şöyle devam etti:
“1993 yılında devlet ve hükümet başkanları nezdinde toplanan konseyin, tesis etmiş olduğu Kopenhag kriterleri var. Bu kriterlerde belirtilmiş olan siyasi unsurların Türkiye Cumhuriyeti tarafından yerine getirilmesi durumunda tam üyeliğe ilişkin olarak müzakerelerin 2004 yılı sonu itibariyle başlanabileceği belirtilmişti. Tabii ki bunlar tavsiye niteliğinde, siyasi içerikler olarak değerlendirilmelidir. Burada nihayetinde somut bir kararın 2004 sonunda verilmesi gerekiyor.”
Prof. Dr. Mehmet Genç de “Avrupa Birliği Hukuku’nun Özellikleri” üzerine yönelik konuşmasında, AB’nin hukuki bir kişiliği bulunmadığını öne sürerek, “Dolayısıyla kişili olmayan bir mefhumla da hukuki ilişkiye de giremezsiniz, sorumluluk da iddia edemezsiniz” dedi. Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin salt bazda bile AB’ye atfen yapılan her türlü değerlendirmenin siyasi nitelikte olduğunu belirten Genç, şöyle devam etti:
“Bu hukuken yok hükmündedir. Çünkü ortada böyle bir kişi yoktur. Siz bununla hukuki bir ilişkiye giremezsiniz. Yani bir çocukla ticaret anlaşması yapabilir misiniz? Ama, ilişkiler bazında hukuki bir değerlendirme yapılıyorsa, veya ilişkilere şu veya bu ölçüde hukuki bir anlam yükleniyorsa, o zaman bu terime dikkat etmek zorundayız. Evet, karşımızda siyasi bir olgu var, önemsenmeli midir bu, elbette önemsenmelidir. Sonuçta toplulukların üyesi olan devletlerin başkanları AB’nin de başkanlarıdır. Ancak, AB ile hukuki ilişkiye girmek olası değil. Çünkü şu aşamada hukuki bir mefhum ortada yok. Terimi çözümleyecek olursanız, son derece iddialı bir terimdir. Bunun altında şu veya bu ölçüde insanlar gelecekte Avrupa Birleşik Devletleri’nin kurulabileceğini var sayıyorlar. Ortada böyle bir siyasi istenç de var. Bu da bir gerçek.”
AB’ye üye olabilmek için Avrupa Toplulukları’na üye olunması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Mehmet Genç, birliğin içerisinde olabilmek için hukuki taşıyıcısı olan ve 1951’de başlayan süreçle birlikte topluluklara yönelmek gerektiğini ifade etti. Genç, “Yani 1 Mayıs 2004’te atıfta bulunulan, aralarında Kıbrıs Rum Kesimi’nin de yer aldığı 10 devletle yapılan katılım anlaşması, topluluklarla yapılmıştır, AB ile değil. Topluluklara üye olacaksınız, dolayısıyla topluluklar üyeliği sıfatıyla o siyasi sürecin içerisine gireceksiniz. Bu son derece önemli” diye konuştu.
Toplulukların 1951’de başlayan kurucu anlaşmaları bulunduğunu anlatan Prof. Dr. Mehmet Genç, 6 devletle başlayan AB’nin bugün sayısının 15’e yükseldiğini, 1 Mayıs’tan itibaren de rakamın 25’e çıkacağını belirtti. Rakamın 2007’de 27’ye ulaşacağına dikkat çeken Genç, şöyle devam etti:
“Hemen şunu belirtmeliyim ki, Türkiye üye olacak mı olmayacak mı? 2007’de öngörülen Bulgaristan ve Romanya’nın üyeliğiyle ilgili olarak anlaşmada bazı hususlar fikse edilmiştir. Komisyonda, toplulukta kaç üye olacağı fikse edilmiştir. Yani toplulukların kendi organlarındaki üye sayıları fikse edilmiştir. Bu rakamlar da 2007 belirtilerek yapılmıştır. Dolayısıyla bu 12 artı 1 formülüne göre, Türkiye fikse edilen bu rakamların dışındadır. Bunun da bilincinde olalım. Sorun; sadece Türkiye’nin üyeliğiyle veya katılım anlaşmasıyla sonuçlanmayacak, ayni zamanda fikse edilen sayıların da bütünüyle değişmesine bağlıdır. Bunun değişmesi de oybirliğiyle olur ve üye devletlerin ulusal hukuklarında öngörülen yöntemlerle onanarak yürürlüğe girebilir.”
Tarih:
Nisan 2004
Bilgi:
Prof. Dr. Mehmet Genç ve Doç. Dr. Kamuran Reçber’in “Bilimin Işığında Aydınlanma Seminerleri”nde yaptıkları açıklamalara ilişkin haber.













Yorumlar
Yorumlarınızda resiminizin gözükmesi için, gravatar a abone olun!
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.