Halkçılık ve Devletçilik

06 Haziran 2009 Yazan admin  
Kategori Atatürkçülük, Seminerler

Prof. Dr. Erol İyibozkurt

Prof. Dr. Erol İyibozkurt

Türkiye’de halkçılığın cumhuriyetle birlikte büyük önem kazandığını vurgulayan Prof. Dr. Cafer Unay, konunun ilk olarak Sivas Kongresi’nin ardından gündeme geldiğini kaydetti. Bugün de halkçılığın önemli bir kavram olduğunu belirten Unay, şöyle devam etti:
“Çünkü ilk olarak anayasamız Türkiye Cumhuriyeti’ni sosyal devlet olarak tanımlamıştır. İkinci olarak, demokrasinin kalitesinin yükselmesiyle, gelişmesiyle halkçılık kavramının içeriği değişmiştir. Demokrasiyle birlikte halkçılığın önemi daha da artmıştır. Üçüncü olarak ülkemizde sosyal sınıfların örgütlenmesi; sendikalar, dernekler, kooperatiflerin oluşması sosyal grupların ve sınıfların arasında bir denge arayışı halkçılık kavramının yine önemini arttırmıştır. Esasen, Sivas Kongresi’nin ardından halkın her alanda egemen kılınmasına önem verilmiş, idareyi her alanda ele alması ilkesi benimsenmiştir. Bunlarda halkın idareye gelmesine yeterli değildir, aynı zamanda halkın, halkçılığın maddi dayanağı olan ‘hak refahı’nın tesis edilmesi hedefleri arasında yerini almıştır. 1923’te cumhuriyet kurulmuş ve Atatürk, ‘Türk milleti, halk idaresi olan cumhuriyet ile idare olunur’ demiştir.”
Unay, ‘halk’ ve ‘halkçılık’ın ne anlamlara geldiği konusunu işlerken de, ‘halkın ne olduğu’ konusunda çeşitli yorumlar bulunduğunu söyledi. Prof. Dr. Cafer Unay, “Mesela bir anlamda halk, bir ülkedeki insanların, toprak ağası, müteşebbis, işçi, çiftçi hepsini kapsar. İkinci anlamda halk, toplumdaki en kalabalık halkı, kültüründen en az pay almış insanları, iktisadi olarak en alt tabakasını ifade etmek için kullanılmaktadır. Üçüncü bir anlamda halk, sadece geçimini emeğiyle sağlayan insan grubudur. Fakat bizdeki halkçılıkla sınıf kavramı birbirinden farklıdır. Genellikle halkçılık, köylüler ve işçiler eliyle bunların yararına bir toplum düzeni kurma çabası olarak kabul edilmektedir” dedi.
Prof. Dr. Unay, tarihe bakıldığında halkçılığın Avrupa’da pek görülmediğini, 1860’tan sonra Rusya’da ortaya çıktığını anlatarak, Rusya’da sosyalizmin olmadığı dönemlerde, sosyalizmin budanmış, kırpılmış, sulandırılmış bir şekli olduğunu vurguladı. Halkçılığın, toplumlarda sorunları çözmek için acı ve sert bir ilaç olan sosyalizmi yumuşatmak, sosyal birliği sağlamak isteyenlerin bir buluşu olduğunu dile getiren Unay, “Halkçılık, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde filizlenmiştir. Fakat Mustafa Kemal ile birlikte alevlenmiş ve cumhuriyet Türkiye’sine damgasını vurmuştur” diye konuştu.
Halkçılığın; Atatürk’e göre kuvvetin, kudretin, egemenliğin, yönetimin doğrudan doğruya halkın elinde bulunması olduğunu yansıtan Prof. Dr. Cafer Unay, “Hiç kuşku yok ki, bu dünyanın en kuvvetli prensibidir. Mustafa Kemal, sadece halkçılık konuşunda değil, devrimler konusunda da aynı fikre sahiptir. Ona göre insan devriminin temeli halk yönetimidir. Her şey halkla beraber yapılacaktır, halk yararına yapılacaktır, halk mutluluğu için yapılacaktır. Halkçılığın da, devrimciliğin de anlamı budur” görüşlerine yer verdi. Halkçılığa, sosyalizme yakın bir anlam verenlerin olduğunu kaydeden Unay, Atatürk’ün bunu ‘Türkiye bolşevik olmayacaktır. Çünkü Türk Hükümeti’nin ilk gayesi halka hürriyet ve saadet vermektir’ sözleriyle yansıttığını belirtti. Unay, Atatürk’ün halkçı olmasında ‘halk adamı’ olmasının önemli rol oynadığını, emperyalizme karşı olmayanların da halkçı olamayacaklarını söylediğini ifade etti.
“Halkçılık uygulandı da, bu başarıya ulaştı mı?” sorusunu yönelten Unay, “Tezatsız bır sınıf, bölünmemiş bir millet meydana gelmiş midir? Baktığımız zaman bu mümkün olmamıştır. Çünkü idare yine bir azınlığın elinde kalmıştır, bunun nedenleri vardır. Cumhuriyet kurulduğunda halkın yüzde 10’u okur yazardır. Vatandaş okur yazar değilse, eğitim almamışsa, iktisadi gücü yoksa zaten iktidara katılma da matematiksel olarak ekarte edilmiştir. Esasen Atatürk’ün ve arkadaşlarının devamlı olarak fikirleri fiilden daha çok öne çıkmıştır. Önce yapmışlar, sonra teorisini kurmaya çalışmışlardır. Onun için bu gerçekleşmemiştir” dedi. Unay şöyle devam etti:
“Bugüne baktığımız da, bugünün halkçılığını nasıl yorumlamamız lazım? Bence, bunun birinci hususu şudur: Hukuk devletinin tamamen işlemesi, bunun genişlemesi lazım. İktisadi gücün, siyasi gücü tahakküm altına alması, etkilemesi, yönlendirmesine kesin olarak mani olması lazım. Eğitimi bütün halka sağlamak lazım. Fırsat eşitliğini sağlamak lazım. Milli gelir dağılımında adaleti sağlayacaksınız. Ve anayasada yer alan sosyal devlet ilkesini yasama geçirdiğiniz zaman halkçılık kendiliğinden ortaya çıkacaktır.
İktisadi güç, siyasi gücü bütün ülkelerde etkisi altına alıyor. Bunun vasıtalarından biri de medyadır. Buna mutlaka mani olmak lazımdır. Halkçılık budur. Yoksa birinin diğerini sömürmesi, ezmesi mümkün değildir. Halkçılığı bugün bu şekilde anlamak lazım. “

İyibozkurt’un Konuşması
“Atatürk Devletçiliği” üzerinde görüşlerini açıklayan UÜ öğretim görevlilerinden Prof. Dr. Erol İyibozkurt da, bir gün önce “Atatürkçü Düşünce Sistemi” üzerinde konuşan Rektör Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran’ın görüşlerine katıldığını söyledi. İyibozkurt, Atatürk’ün devletçiliği sosyal adalet, sosyal devlet, zorunluluk ve strateji temelleri üzerine oturttuğu kaydederek, “Türkiye’de de cumhuriyet sonrasında serbest piyasa benimseniyor. Devletin müdahale etmediği, devletçiliğin hiç olmadığı bir piyasa mekanizması uygulamaya konuluyor. Tabii, burada yine aksaklıklar, eksiklikler, sapmalar ve sakıncalar ortaya çıkıyor. 1930’lara gelindiğinde, piyasa mekanizmasında bu unsurlar yüzünden, Avrupa’daki sosyalizm, komünizm gibi gelişmelerden farklı, dünya ilk defa çok özel bir durum olarak ‘Atatürk Devletçiliği’ dediğimiz devletçilik modeli gündeme geliyor” dedi.
2. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da ve dünyada birçok ülke tarafından, Atatürk’ün devletçilik modelinin benimsenerek uygulandığını anlatan İyibozkurt, bu modelin savaş sonra ABD’de de uygulanabilir hale getirildiğini söyledi. Prof. Dr. Erol İyibozkurt, şöyle devam etti:
“Günümüze geldiğimizde, dünyada küreselleşme deniyor, serbest piyasa ağırlıklı, devletçilik terk edilsin, özelleştirmeler yoğun bir şekilde yapılsın deniyor.Sosyal devlet dediğimiz, biraz da sosyal devletçilikten bahsettiğiniz zaman bize dinozor diyorlar. Bu düşüncenin günümüzde dinozorlukla ilgili olduğunu sanmıyorum. Sosyal devlet dediğimiz zaman, pozitif bir yaklaşımdan çok, noğmatik bir yaklaşım yapıyoruz. Bu doğru, değer yargılarından yaklaşım yapıyoruz. Bilimsel açıdan baktığımızda da, pek farklı şeyler söylememiz mümkün değil. Çünkü günümüzde de serbest piyasanın öyle ya da böyle görevini tam yapamadığını görüyoruz. Bu açıdan da devletin işin içine girmesi gerektiğini seziyorum. Ben, serbest piyasanın devlet tarafından tamamlanması bu çerçevede devletin düzenleyici, tamamlayıcı rol oynaması gerektiğini düşünüyorum.
Serbest piyasa, arz ve taleplerin bir araya geldiği, bütün kaynakların tüm alanlara dağıldığı ve sonuçta etkin bir sonucun çıktığı düşünülen bir piyasadır. Bu doğru olabilir, etkin olabilir. Ama, bu piyasayı serbest bıraktığınız, müdahale etmediğiniz zaman, toplum açısından iyi midir? Bunu sorgulamak gerekir. Serbest piyasada her şeyi mallaştırıp, fiyatlandırırsanız bireyler ve toplum ne durumda olur? Örneğin; satın alıcıları var diye kadınların vücutlarını satması, bir çok kişinin organlarını satışa çıkarması, hatta çocuklarını satması, piyasada bunları piyasa bakımından doğru fiyatı var diye iyi olması sonucu doğurur mu?”
Türkiye’de doktora gitmek istenildiğinde, fiyatların doğru, ancak yüksek olduğunu vurgulayan İyibozkurt, “Dolayısıyla halk doktora gidemiyor. Yani bu iyi midir?” diye konuştu. İngiltere’den bir örnek veren Prof. Dr. Erol İyibozkurt, bu ülkede üniversiteye gitmek isteyen bir genç kızın internet kanalıyla vücudunu satışa çıkarmasının geniş yankı bulduğunu, üniversite yönetiminin bu olay karşısında “Bu onun kendi tercihidir. Çünkü genç kız yetişkin biridir” açıklamasının yapıldığına işaret ederek, “Serbest piyasa açısından bu iyi midir. Ben toplumumun eğitimin ve üniversitenin böyle bir yapıya dönüşmesini istemiyorum. O bakımdan bütün bunları düşünelim. Devletin bir noktada bu eksiklikleri, aksaklıkları, hatta bu değerlendirmeyi yapmasını istiyorum.”

Tarih:
19 Şubat 2004

Bilgi:
Uludağ Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Cafer Unay ve Prof. Dr. Erol İyibozkurt’un “Bilimin Işığında Aydınlanma Seminerleri”nde yaptığı konuşmaya ilişkin haber.

Paylaşmak için tıklayınız:
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • RSS
  • Twitter
  • Technorati
  • email
  • Live
  • Yahoo! Bookmarks
  • FriendFeed
  • LinkedIn
  • MySpace

İlgili yazılar:

Yorumlar



Yorumlarınızda resiminizin gözükmesi için, gravatar a abone olun!

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.