Bilgi Edinme Hakkı – 1

19 Haziran 2009 Yazan admin  
Kategori Bilgi Edinme Hakkı, Medya Seminerleri

Konumuz, bilgi edinme hakkı. “Neden bilgi edinme hakkı?” dediğimizde, yanıtlardan mutlaka biri, “çünkü son dönemlerde çok gündeme gelen bir konu” olacaktır. Bir başka yanıtın da “günümüzde demokratik ve saydam bir yönetim anlayışının oluşturulması bakımından çok önem taşıyan bir uygulama olduğu için” biçiminde verilmesi çok büyük olasılıktır. Yanıtlar çeşitlendirilebilir; biraz sonra değineceğimiz gibi, aslında “bilgi edinme hakkı” terimi de farklı uygulamalarda farklı biçimlerde karşımıza çıkmaktadır.
Bilgi edinme hakkı, bağlantıları itibariyle, aslında kökleri geçmişte olan, pek de yeni olmayan bir haktır veya bir başka anlatımla, bilgilenme hakkının, temel hak ve özgürlükler içinde yer alan birçok hak ve hak guruplarıyla ilişkisi vardır. Bunlara yakından bakacak olursak, bireysel hesap isteme, öğrenme hakkı 18 yüzyılın önemli tarihi belgeleri içinde yer alan anayasal bir haktır. Örneğin 1789 Fransa İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi iki ayrı maddesinde düşünce ve kanaatin özgürce iletilmesi ve yurttaşların kamu görevlilerinden hesap isteme hakkını düzenlemiştir. Günümüzde de düşünce ve düşünceyi açıklama özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, basın özgürlüğü, bilim özgürlüğü, siyasal katılıma ilişkin hak ve özgürlükler ile ilişki içinde olan bilgi edinme hakkı, gerek uluslar arası ve bölgesel insan hakları belgelerinde gerekse ulusal nitelikteki anayasal belgelerde yer alan ve ülkeden ülkeye farklı biçimlerde uygulanmakla birlikte evrensel özelliğe sahip bir haktır.
Bilgi edinme hakkı, bir yandan düşünce ve düşünceyi açıklama özgürlüğüyle bağlantısı itibariyle, yeni olmayan bir haktır. Diğer yandan yurttaşın yönetimden hesap istemesi hakkıyla bağlantılıdır ve “yeni haklar” kuşağı olarak da anılan üçüncü kuşak hak ve özgürlükler arasında anılmaktadır. Söz konusu hak, kamusal bir niteliği olan siyasal iktidarın kendi eylem ve işlemlerini yönetilenlerin bilgisine açması, bir başka deyişle kamu otoritesinin eylem ve işlemlerinin aleniyeti ve kamusal politikaların yönetilenler tarafından bilinmesi, denetlenmesi ve gerektiğinde değiştirilip dönüştürülmesi amacına yönelik olarak gündeme gelmektedir. Bu çerçevede bilgi edinme hakkı, yöneten-yönetilen ilişkisi açısından, demokratik bir yönetim anlayışının ayrılmaz bir parçası olarak görülmektedir. Bir görüşe göre, bilgi edinme hakkının bağlantılı olduğu bilgilenme özgürlüğünün (freedom of information) iki anlamı vardır. İlk anlamda, bu, yasal olarak uygulanabilir bir “hak”tır. İkinci anlamda terimin toplumsal, siyasal boyutları daha öne çıkmaktadır. Bu anlamıyla bilgilenme hakkı, toplumun açıklık derecesinin saptanmasında bir ölçü olmaktadır. Yönetimin işlemlerinin saydam olmasını ve hesap verebilirlik ilkesini akla getirmektedir (Kenneth, Clark vd., 2001:156). Bu anlamıyla bilgilenme hakkı veya bilgi edinme hakkının etkin biçimde uygulanması, temsili demokrasi anlayışının bütün kurum ve kurallarıyla birlikte sorgulandığı günümüzde, yurttaşın siyasal toplumsal yaşama aktif biçimde katılımını amaçlayan demokrasi uygulamalarına yönelik mekanizmalar oluşturmak bakımından önemli olanaklar sunabilir. Yukarıdaki tanım ve bağlantılardan anlaşılacağı üzere, bilgi edinme hakkı çok farklı biçimlerde ele alınabilir. Saydamlık vb. terimler, “yönetişim” kavramını ve bu çerçevede yapılan uygulamaları akla getirmektedir. Ancak bu çalışmada, bilgi edinme hakkıyla ilişkilendirilen saydamlık, hesap verebilirlik vb. terimler ve uygulamalara değinilmekle birlikte, konunun normatif yönleri daha ön planda olacaktır.
Bilgi edinme hakkı, birçok hak ve özgürlükle ilişkili olduğu gibi, düzenlenme ve uygulamadaki farklılıklara bağlı olarak, “bilgilenme hakkı”, “bilgi ve belgeye erişme hakkı”, “bilgiye erişme hakkı” vb. birbirine yakın ama farklı adlarla gündeme gelmektedir. Çalışmada, genel kullanım söz konusu olduğunda, Türkiye’de yasalaştığı biçimiyle “bilgi edinme hakkı” terimi tercih edilmiştir. Türkiye örneğinde, kullanılan terimden yer yer uzaklaşılan kısımlarda ise bu noktaya dikkat çekilecektir.
Türkiye örneğinde, 24 Nisan 2004 tarihinde yürürlüğe giren, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Yasası ve bu yasaya dayanılarak hazırlanan Bilgi Edinme Hakkı Yönetmeliği de söz konusu hakkın kullanılma biçimlerini düzenlemektedir. Geçmişi 18. yüzyıla damgasını vuran anayasal belgelerdeki hak ve özgürlüklere kadar uzanan bilgi edinme hakkının, günümüzde saydam ve hesap verebilir bir yönetimin oluşturulmasında köşe taşlarından biri olduğu sık sık vurgulanmaktadır. Bununla birlikte uluslar arası düzeyde olduğu gibi ulusal düzeyde de, bilgi edinme hakkının da sınırlandırılmasına yönelik düzenlemeler söz konusu olmaktadır. Ayrıca söz konusu hakkın kullanımında hem yasal düzeyde hem de uygulamada birtakım sınırlamalar vardır. Devlet sırrı, ulusal güvenliğin tehlikeye düşmesi olasılığı, kamu düzeninin bozulması, kamu yararına aykırılık gibi ölçütlerle diğer hak ve özgürlükler gibi bilgi edinme hakkının sınırlandırılması da olasıdır. Bunun yanı sıra 4982 sayılı yasada da hakkın kullanımına yönelik bazı sınırlama kategorileri belirtilmiştir.
Çalışmanın temel amacı, 2004 yılında yürürlüğe girmiş bulunan Bilgi Edinme Hakkı Yasası’nın uygulanış biçimini ve uygulamada karşılaşılan sorunları, Türkiye Cumhuriyeti Devleti merkez teşkilatına bağlı kurum ve kuruluşlara yapılan başvuruları esas alarak incelemektir. Bu amaç doğrultusunda, bir üst kurul olarak çalışan Bilgi Edinme Denetleme Kurulu’na yapılan başvurular da incelenerek, sözkonusu uygulamanın, yöneten-yönetilen etkileşimine yönelik sonuçları değerlendirilecektir.
Türkiye’de Bilgi Edinme Hakkına Genel Bir Bakış
Bilgi Edinme Hakkı Yasası, Türkiye’de, 2004 yılından itibaren yürürlüktedir. Bu Yasayla birlikte, bilgi ve belgeye erişim hakkı bir başka düzeyde düzenlenmiş olmaktadır. Bilgi edinme hakkına ilişkin olarak, bu kanun bir ilk değildir. Pozitif hukuk içinde gerek Anayasa’da gerekse diğer yasalarda, yurttaşın devletin eylem ve işlemleri hakkında bilgi edinmesine yönelik önemli düzenlemeler vardır. Zaten hukuk devleti ilkesinin bir parçası olarak, yönetimin eylem ve işlemlerinin denetime açıklığının bir yönünü de söz konusu işlemlerin –belli sınırlamalar veya devlet sırrı vs. temelli uygulamalar dışında- “kamuya açık olma ilkesi” oluşturmaktadır. Anayasal düzeyde ele alacak olursak, düşünce ve düşünceyi açıklama özgürlüğü başta olmak üzere, bilgi edinme hakkının kullanılabilmesi için gerekli altyapının hazırlanması anlamında sosyal ve ekonomik hak ve özgürlükler de dahil olmak üzere, birçok hak ve özgürlük kategorisi, bilgi edinme hakkıyla yakından ilişkilidir, onu desteklemekte, beslemektedir. Daha somut olarak 1961 Anayasası’yla gündeme gelen ve önemli tartışmalara ve akademik alanda değerli çalışmalara konu olan dilekçe hakkı, 2000’li yıllarda tartışılmaya başlanan bilgi edinme hakkının öncüsüdür, diyebiliriz. Eksikliklerine, uygulama aşamasında karşılaşılan sorunlara rağmen, Bilgi Edinme Hakkı Kanunu ile, yurttaşın devletin tasarruflarından haberdar olması ilkesi daha somut biçimde düzenlenme olanağına erişmiştir.
Bilgi Edinme Hakkına İlişkin Düzenlemelerin Sunulan Amacı
Türkiye’de bilgi edinme hakkına ilişkin yasal düzenlemeler ele alındığında üç temel belge karşımıza çıkmaktadır: 4982 sayılı Yasa (9.10.2003 tarihinde kabul edilmiş olup bu tarihten itibaren altı ay sonra yürürlüğe girmiştir), bu Yasaya dayanılarak çıkarılan Yönetmelik (yürürlük maddesi uyarınca 24.4.2004 tarihinden itibaren geçerli olmuştur) ve 24.1.2004 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 2004/12 sayılı Başbakanlık Genelgesi.
Yasanın genel yapısına bakıldığında, otuzüç maddeden ve beş bölümden oluştuğu saptanmaktadır. Yasanın incelenmesi aşamasında, genel incelemenin yanı sıra, Avrupa Birliği sistemi içinde bilgi edinme hakkıyla ilgili belgeler ve uygulamalarla ilgili değerlendirmelerde de bulunulacaktır. Yasanın uygulanmasına yönelik Yönetmelik ise kırkaltı maddeden oluşmaktadır. Yönetmeliğin Yasa hükümlerini yineleyen hükümlerinin yanı sıra Yasaya açıklık getirdiği noktalara daha sonra değineceğiz. 4982 sayılı Yasanın amacı, genel gerekçesinde şöyle belirtilmektedir:
Demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün gereklerinden olan bilgi edinme hakkı, bireylere daha yakın bir yönetimi, halkın denetimine açıklığı, şeffaflığı sağlama işlevlerinin yanı sıra halkın Devlete karşı duyduğu kamu güvenini daha yüksek düzeylere çıkarmada önemli bir rol oynamaktadır. Kullanılan bu hak sayesinde hem halkın Devleti denetimi kolaylaşmakta hem de Devletin demokratik karakteri güçlenmektedir.
Bilindiği üzere, kamu kurum ve kuruluşlarında açıklık ve şeffaflık kavramı, olumsuz olarak görülen gizlilik kavramının giderilmesi ile yönetilenlerin yönetenlerin işlem ve faaliyetlerini denetlemesinin sağlanması düşünceleri üzerine ortaya çıkmıştır. Demokratik ülkelerde, bilgi edinme özgürlüğü, temel hak ve özgürlüklerin kullanılması bağlamında vazgeçilmez temel haklardan biri olarak kabul edilmektedir (Komisyon Raporu, 2003a).
Yasanın amacının anlatıldığı 1. maddesinde, demokratik ve “saydam” (şeffaf-transparency) olma nitelikleriyle tanımlanan yönetimin uyması gereken “eşitlik”, “tarafsızlık” ve “açıklık” ilkelerine uygun olarak kişilerin bilgi edinme hakkını kullanmalarına ilişkin esas ve usullerin düzenlenmesinden söz edilmektedir. Bu terimler Avrupa Birliği düzenlemeleri içinde, “yönetişim” kavramı tanımlanırken yer verilen ilkeleri akla getirmektedir. Avrupa Birliği düzleminde, birçok belgenin yanı sıra 25.7.2001 tarihli “Yönetişim Hakkında Beyaz Belge” (White Paper on Governance) başlıklı belge ve söz konusu belgenin uygulanmasının izlenmesine yönelik diğer belgelerde de şeffaflık veya saydamlık ilkesi ve hesap verebilirlik (accountability) ilkesi sıkça vurgulanmaktadır (White Paper, 2001:10). Benzer görüşler, 2003 yılında yayınlanan Komisyon Raporunda da dile getirilmektedir (Report from the Commission, 2003:5).
“Dilekçe ve Bilgi Edinme Hakkının Kullanılmasına İlişkin Başbakanlık Genelgesi”nde de, demokratik ve şeffaf bir yönetimin ilkeleri olarak belirtilen eşitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkeleri çerçevesinde bilgi edinme hakkının önemi vurgulanmaktadır. Genelgede, “[i]dare-birey ilişkisinde” “demokratikleşeme” ve “saydamlık” yanında hukukun üstünlüğünün sağlanabilmesi için “bireysel hak ve özgürlüklere” (yalnızca bilgi edinme hakkına değil), duyarlı davranılması gerektiği belirtilmektedir. Genelde bireysel hak ve özgürlüklere duyarlılık, özelde ise bilgi edinme hakkı ve dilekçe hakkının gündeme getirilmesi, devlet ile toplum arasında olması gereken iletişime göndermeyle açıklanmaktadır:
Hükümetimiz, devlet ve toplum arasındaki bağların daha güçlü hale getirilmesini ve halkın talep ve beklentilerine azami düzeyde cevap verilmesini esas alan bir politika benimsenmiştir. Acil Eylem planında yer alan , “Kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde vatandaş odaklı yaklaşımların benimseneceği ” ilkesi, bu politikamızın temelini oluşturmaktadır (2004/12 sayılı Genelge, 2004).
Diğer yandan gerek dilekçe hakkının daha etkin biçimde kullanılabilmesi amacıyla yapılan değişiklikler , gerekse bilgi edinme hakkına ilişkin düzenlemelerin Avrupa Birliği’ne hazırlık çerçevesinde ulusal programda yer alan “insan hakları alanında yasal ve idari düzenlemelerin yapılması ve uygulamaların iyileştirilmesi taahhütleri açısından büyük önem ve öncelik taşı”dığı belirtilmektedir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki (TBMM) görüşmelerde, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) adına konuşan sözcü (Zeynep Karahan Uslu), bilgi edinme hakkına yönelik düzenlemeleri “demokratik ve şeffaf bir yönetim”in sağlanması yolunda önemli bir adım olarak değerlendirmektedir. Sözcüye göre, “Küreselleşme” ile birlikte yaşanan değişim ve gelişmelerin yanı sıra, toplumdan gelen “demokratikleşme talepleri” ile “Avrupa Birliğine hazırlık sürecinde” olunması bu yönde bir düzenleme yapılmasını gerektirmektedir.
Devlet ile toplum arasındaki iletişime veya iletişimsizliğe gönderme yaparak bilgi edinme hakkının önemini vurgulayan Uslu, toplumun “devletin yapıp ettikleriyle ilgili olarak bilgi sahibi olmasının önlenmesinin” sonuçları arasında “insan hakları ihlalleri”ni, “kamu yönetiminin verimsizliği”ni, görevin kötüye kullanılması, ihmali”ni, “büyük yolsuzlukları saymaktadır. Bu olumsuzlukların engellenmesinde, devlet ile yurttaşlar arasında etkileşimin sağlanmasında ve giderek yönetilenlerin uygulanan politikaları etkilemesi, denetlemesinde bilgi edinme hakkının sağladığı olanaklardan söz etmektedir Uslu (Uslu, 2003).
İktidar partisinin bu değerlendirmelerine karşılık ana muhalefet partisi konumundaki Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) mensup milletvekilleri de, bilgi edinme hakkını yönelik söz konusu düzenlemenin önemini vurgulamakla birlikte, iktidar partisinin genel olarak, oluşturduğu ve uyguladığı önemli politikalar konusunda yalnızca kamuoyunu değil meclisi de bilgilendirmediğini belirtmektedirler. Bu eleştirinin yanı sıra, bilgi edinme hakkının kullanılması sürecinde, yapısal sorunların da altı çizilmektedir. Bilgi edinme hakkıyla ilişkili olarak başka düzenlemelerin varlığı ve bunların bütünlüklü bir yapı oluşturacak biçimde düzenlenmemesi, son karar yeri olarak yargının ele alınmayan veya çözülemeyen sorunları vb. konular da Bilgi Edinme Hakkı Yasasının meclis görüşmeleri sırasında değinilen konulardır.
Düzenlemelerin Kapsamı
Türkiye’de bilgi edinme hakkı çerçevesinde hangi kurum ve kuruluşlardan bilgi ve belge isteminde bulunulabileceği konusu 4982 sayılı Yasada yer aldığı gibi ilgili Yönetmelikte de daha ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir.
Yasanın ikinci maddesinde, düzenlemenin, kamu kurum ve kuruluşlarını, ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarını kapsadığı belirtilmektedir. Bu çerçevede özel kuruluşlar Yasa kapsamı dışında tutulmaktadır. Yasanın kapsamı dahilinde tartışmalı konulardan biri de yasama ve yargı organlarının söz konusu tanım içinde yer alıp almadığıdır. İlgili maddede, sözü edilen organların Yasanın kapsamı içinde yer aldığı konusunda belirsizlik olduğuna yönelik itirazlar vardır. Jenerik bir yorumla konuyu açıklığa kavuşturmak amacıyla Yasanın konuşulduğu meclis görüşmelerine bakılabilir.
TBMM’ndeki görüşmeler sırasında, iktidar partisi AKP adına konuşan sözcü Zeynep Karahan Uslu, Bilgi Edinme Hakkı Yasasıyla ilgili daha önce değindiğimiz genel değerlendirmelerinin yanısıra yönetimin kararlarının kamuoyuna açık olması ilkesi çerçevesinde, yasama ve yargı organlarının bazı istisnai durumlar dışında kamuya açık biçimde çalıştığından söz etmektedir. İktidar Partisi grubu adına konuşan sözcüye göre, yürütme organı bu konumda değildir ve “kapalı kapılar ardında faaliyetler olagelmiştir”. Bu yasayla durum değişecektir: “… idare, artık, herkese kapılarını açacaktır” (Uslu, 2003). Uslu’ya göre yürütme kuvveti diğer iki kuvvetten farklı olmayacak ve “güçler ayrılığı rejimi” iyi biçimde işleyecektir. Buradan hareketle, en azından düzenlemeyi gündeme getiren iktidar partisi ve yasama meclisinin çoğunluğunun, Yasa ile özellikle yürütme organının eylem ve işlemlerinin yurttaşların bilgisine açılmasını amaçladığı söylenebilir. Ama bu durum, diğer kamu kurum ve kuruluşlarının Yasa kapsamı dışında bırakıldığı anlamına gelmemektedir. Ayrıca uygulamaya baktığımızda, Yasadaki ifadenin belirsiz olmasına rağmen TBMM’nin de Yasa kapsamı dahilinde bilgi edinme hakkı başvurularına açık olduğunu görüyoruz. İlgili Yönetmelikte de kurum ve kuruluşları tek tek sayılarak, bazı istisnalar dışında durum netleştirilmektedir . Açık biçimde Yasa dışında kalan bir kesim vardır: Özel sektördeki kurum ve kuruluşlar. Yasada bilgi edinme hakkının daha sonra ayrıntılı biçimde değineceğimiz istisnaları içinde “ticari sır”ın yer alması da bu durumu güçlendirmektedir. Yasanın uzmanlarca en çok eleştirilen yönlerinden biri de özel sektörün kapsama alınmamasıdır. İstenen özel sektörün “ticari sır” dışında kalan bilgileri vermesi yolunda bir düzenleme yapılmasıdır. Hatta Amerika Birleşik Devletleri’ndeki bazı uygulamalardan söz edilerek, özellikle ticari sırla ilgili olarak oluşturdukları içtihatlarla istisnanın kapsamını biçimlendirme, sınırlandırma konusunda mahkemelere, hatta bir yargı organı olmamakla birlikte, yorumlarıyla uygulamaya katkıda bulunacak içtihatlar oluşturabilecek Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu’na önemli görevler düştüğü belirtilmektedir (Berkarda, 2006:83-84).
Madalyonun İki Yüzü: Bilgi Edinme Hakkı ve Bilgi Verme Yükümlülüğü
Türkiye’de 4982 sayılı Yasanın 4. maddesi, bilgi edinme hakkının kimler tarafından kullanılabileceği konusunu düzenlemektedir. Bilgi edinme hakkını genelleştirmesi bakımından bu madde önem taşımaktadır. Maddede “[h]erkes bilgi edinme hakkına sahiptir” denilerek bilgi edinmeyi “menfaati olma koşulu”na bağlayan sistemden ayrılmaktadır. Menfaat koşulu konulmadığında, artık idarenin bu konuda değerlendirme yapmasına gerek kalmamaktadır. Düzenleme, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olanların yanı sıra olmayanların da yasa hükümlerinden yararlanmasını öngörmektedir. Bu çerçevede, düzenleme Avrupa Birliği sistemindekine benzer biçimdedir: “Yabancılar ile Türkiye’de faaliyette bulunan yabancı tüzel kişiler” bilginin, “kendileriyle veya faaliyet alanlarıyla ilgili olmak kaydıyla ve karşılıklılık ilkesi çerçevesinde” bilgi edinme hakkını kullanabileceklerdir. İlgili yönetmeliğin 5. maddesinde ise başvuruların Türkçe olarak yapılacağı belirtilmektedir. Yine aynı maddede, “karşılıklılık ilkesi kapsamında” yer alan ülkelerin Dışişleri Bakanlığı tarafından Resmi Gazete’de ilan edileceği bilgisi yer almaktadır.
Bilgi verme yükümlülüğü, Yasa kapsamında belirtilen kamu kurum ve kuruluşları tarafından üstlenilmektedir. Yasanın 5. maddesine göre, kurum ve kuruluşlar, Yasada yer alan sınırlamalar haricindeki konularla ilgili olarak istenen “her türlü bilgi ve belgeyi” başvuranların yararlanmasına sunmakla yükümlüdürler. Kurum ve kuruluşların yükümlü oldukları bir başka nokta ise, bilgi edinme hakkından yararlanmak amacıyla yapılan başvuruların etkin, süratli ve doğru sonuçlandır”ılması için, “gerekli idarî ve teknik tedbirleri”n alınmasıdır (4982 sayılı Yasa, 2003). Yönetmeliğin 6. ve 7. maddelerinde ise, sözü edilen “tedbirler” ayrıntılı biçimde belirtilmektedir.
Yönetmeliğin 6. maddesinin 2. fıkrasında, kurum ve kuruluşların, bilgi edinme hakkının kullanımını kolaylaştırması amacıyla, halihazırda var olan ve bilgi edinme başvurusuna konu olabilecek bütün bilgi veya belgeleri sınıflandıracakları belirtilmektedir. Bu sınıflandırmanın yapılabilmesi için de “kurum ve kuruluşların belge kayıt, dosyalama ve arşiv düzeniyle ilgili gerekli idari ve teknik tedbirler alınır” denilmektedir. Yönetmelik kurum ve kuruluşun sözü edilen sınıflandırmayı etkin biçimde yapabilmesi için bazı yöntemler de önermektedir. Önerilenler arasında, kurum ve kuruluşların, var olan bilgi veya belgelerin konuları belirlemelerini ve bunların hangi birimde olduğunu belirten “kurum dosya planlarını”, “temel nitelikli karar ve işlemlerini, mal ve hizmet alımlarını, satımlarını, projelerini ve yıllık faaliyet raporlarını hazırlamalarını” istemektedir. Ayrıca kurum ve kuruluşların, “görev ve hizmet alanlarına giren konulardaki kanun, tüzük, yönetmelik, Bakanlar Kurulu kararı veya diğer düzenleyici işlemlerin neler olduğunu, yayımlanmışsa hangi tarihli ve sayılı Resmi Gazetede yayımlandığını, görev ve hizmet alanlarıyla ilgili mevzuatın değişiklikleri işlenmiş halini” de hazırlayarak “bilgi iletişim teknolojilerini kullanmak suretiyle” herhangi bir başvuruya gerek olmaksızın kamuoyunun bilgisine sunulacağını belirtmektedir. Bu bilgi ve belgelerin yanı sıra “[k]esinleşen faaliyet ve denetim raporları”nın da “uygun” araçlarla “kamuoyunun incelemesine açık hale getiril”eceği de eklenmektedir. Bu ve benzeri düzenlemeler, bilgi edinme hakkı çerçevesinde istemde bulunmadan, kamu otoritesinin “elindeki” bilgiyi kamuyla paylaşması anlayışının örnekleridir. Habermas’ın da vurguladığı gibi devletin bir “kamu” otoritesi olarak değerlendirilmesinin önemli nedenlerinden biri kamusal eylem ve işlemlerin “aleniyet”idir. Söz konusu düzenlemelerle, yalnızca bilgi edinme hakkından başvuruda bulunarak yararlanmak isteyen kişiler değil, ilgili kurum veya kuruluşla ilgili bilgi edinmek isteyen “herkes”, kamuya açılan bu bilgilerden yararlanabilecektir. Şüphesiz bu “aleniyet”in bu düzeyde sağlanabilmesi son onyıllarda bilgi teknolojilerindeki değişikliklerle olanaklı olmaktadır. Bu ve benzeri uygulamalarla, bilgi teknolojilerinin sağladığı olanaklar, piyasa sisteminin dışında, kamunun hizmetine sunulmaktadır. Yönetmeliğe göre, kurum ve kuruluşlar “kurumsal internet sayfalarını” da yukarıda sözü edilen düzenlemeleri dikkate alınarak oluşturacaklardır. Kurum ve kuruluşlar, görev ve hizmet alanlarına ilişkin bilgi veya belgelerin konularını ve bunların hangi birimde bulunduğunu belirten “kurum dosya planları”na internet üzerinde erişimi sağladıkları gibi, dosya planlarını, halkla ilişkiler ve tanıtım birimi içinde kurulacak olan “bilgi edinme birimi”nde de bulundururlar (Yönetmelik, 2004) . Bu düzenlemelerin yanı sıra, Yönetmelikte bilgi edinme hakkının elektronik ortamda kullanılabilmesi amacına yönelik olarak, “başvuru formları ile kurum ve kuruluşların bilgi edinme birimlerinin elektronik posta yoluyla başvuru kabul edecek elektronik posta adresleri”nin, kurum ve kuruluşların internet sayfalarında yayımlanacağı da belirtilmektedir. Sözü edilen formlar, ayrıca, bilgi edinme birimlerinde de bulundurulacaktır. Yönetmeliğin 7. maddesi de, yine bilgi edinme hakkının kişiler açısından etkin, kurum ve kuruluşlar açısından “iş yükü en aza” indirilebilecek biçimde kullanılmasına yönelik olarak, bu kez kurum ve kuruluşun isteğine bağlı olarak, kurumun internet sayfasından yayımlanacak “bilgi veya belgeleri” içermektedir. Sözü edilen “bilgi veya belgeler”i dört guruba ayırabiliriz. Bir gurupta, ilgili kurum veya kuruluşun yapısına ve işleyiş mekanizmasına ilişkin başlıklar yer almaktadır: “[t]eşkilat yapısı, görevler, bütçe, gelir ve giderler hakkındaki bilgi veya belgeler, [p]ersonel sayısı ve statüleri hakkındaki bilgiler, [v]erilen hizmetlere ilişkin bilgiler, [k]arar alma, hizmet sunma ve politika oluşturma yöntemlerine ilişkin bilgiler, [k]ayıt, dosyalama ve arşiv düzeninin tanıtımına ilişkin bilgiler” gibi. İkinci gurupta, kurum veya kuruluş tarafından oluşturulmuş ve “kamu”yu ilgilendiren, etkileyen kararlar, politikalar ve bunlara ilişkin bilgiler yer almaktadır. Yönetmelikte bunlar şöyle ifade edilmektedir: “[k]amuyu etkileyen kararlar ve gerekçeleri, politikalar, bunlar hakkında idare tarafından yapılan değerlendirmeler ve bu kararların alınmasına dayanak teşkil eden temel bilgiler ve veriler”. Üçüncü gurup ise, bilgi edinme hakkının kullanılma usulüne ilişkin bilgileri kapsamaktadır: “[ş]ikayet ve başvuruların yapılma usulü ve verileceği merci veya yetkili kişi hakkında bilgiler”. Son gurup, kişileri genel olarak bilgilendirmeye yönelik, “[i]statistiki veriler, araştırma raporları, makaleler ve diğer belgeler”dir (Yönetmelik, 2004).

(DEVAM EDİYOR)

Bilgi: Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tuğba Asrak Hasdemir’in 10 Mayıs 2008 tarihinde verdiği “BİLGİ EDİNME HAKKI VE BASIN” konulu seminer.

Paylaşmak için tıklayınız:
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • RSS
  • Twitter
  • Technorati
  • email
  • Live
  • Yahoo! Bookmarks
  • FriendFeed
  • LinkedIn
  • MySpace

İlgili yazılar:

Yorumlar



Yorumlarınızda resiminizin gözükmesi için, gravatar a abone olun!

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.