Bilgi Edinme Hakkı – 2
19 Haziran 2009 Yazan admin
Kategori Bilgi Edinme Hakkı, Medya Seminerleri
Yönetmelikte ayrıntılı biçimde düzenlenen bir diğer konu da, bilgi edinme birimlerinin oluşturulmasına ilişkindir. Söz konusu birimler, kurum ve kuruluşların “basın ve halkla ilişkiler” birimlerinin içinde yer alacaklardır. Birimlerin oluşturulma amacı, bilgi edinme hakkının etkin ve hızlı biçimde kullanılmasının sağlanmasıdır. Basın ve halkla ilişkiler veya benzer birimlere sahip olmayan kurum ve kuruluşlarda, bilgi edinme birimi, bir başka birimin içinde çalışabileceği gibi, doğrudan kurum yöneticisine bağlı olarak hizmet verecek olan “bilgi edinme yetkilisi” de görevlendirilebilir. Bilgi edinme birimini kurulması durumunda, Yönetmelik, burada yeterli sayıda personel bulundurulması ve mekanın ve donanımın, kişilerin bilgi edinme başvurusunu buradan da yapabilmelerine olanak sağlaması gerektiğini belirtmektedir. Bilgi edinme birimleri, tam olarak, bilgi edinme hakkının kullanılmasına özgülenmiş birimlerdir. Kişiler eğer, daha sonra değineceğimiz gibi başvurularını elektronik ortamdan yapmıyorlarsa, karşılaştıkları ilk görevliler, bu birimlerde yer alan kişilerdir. Başvuruların yapılma usulüne, istenen bilgi veya belgenin hangi birimde bulunabileceğine ve başvuru sonrasındaki işlemlere ilişkin bilgiler, bu görevliler tarafından verilir. Başvuru işlemleri de yine bu birim tarafından yürütülür. Bilgi edinme biriminde bulunması gereken belgeler, daha önce değindiğimiz gibi, kurumun internet sayfasında da yer alması gereken “kurum dosya planları”dır. Kurum ve kuruluşlar, kendi isteklerine bağlı olarak, “teşkilat yapı”larına, “görev ve hizmet alanlarına ilişkin bilgiler”, “yıllık faaliyet raporları ile bütçe ve harcamalarına ilişkin raporlar”ı ve ayrıca tanıtma veya eğitim amaçlı broşürler ve yayınlar”ı, bilgi edinme birimlerinde bulundurulabilirler. Kurum ve kuruluşun internet sayfasının hazırlanması ve güncellenmesi yanında, bilgi edinme birimlerinin bir başka önemli görevi de, elektronik posta yoluyla yapılacak başvurularda kullanılacak elektronik posta adresini oluşturması ve elektronik ortamda yayınlamasıdır.
Bilgi Edinme Hakkının Sınırları
Bilgi edinme hakkına ilişkin olarak 4982 sayılı Yasa kapsamı dışında tutulan konular, Yasanın 4. maddesinde düzenlenirken, ilgili yönetmeliğin 5. bölümünde ayrıntılı biçimde yer almaktadır. Ayrıca 2004 yılında çıkarılan 2004/12 sayılı Başbakanlık genelgesinin önemli bir kısmı bu konuya ayrılmıştır. Sözü edilen genelgede, bilgi edinme hakkının sınırları şöyle sıralanmaktadır:
Kişinin çalışma hayatını ve mesleki onurunu etkileyecek olanlar hariç, yargı denetimi dışında kalan idari işlemler, devlet sırları, ülkenin ekonomik çıkarlarına, istihbarata, idari veya adli soruşturmaya, özel hayata dair bilgiler, haberleşmenin gizliliğini ihlal edecek bilgi ve belgeler, ticari sırlar ile Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamandaki hususlar bilgi edinme hakkının istisnasını oluşturur. Keza, tavsiye ve mütalaa talepleri ile yayımlanmış veya kamuya açıklanmış bilgi ve belgeler de bilgi edinme başvurularına konu edilmeyecektir (2004/12 sayılı Genelge, 2004).
Bu sınırlar içinde, “yargı denetimi dışında kalan idari işlemler” ile “yayımlanmış veya kamuya açıklanmış bilgi ve belgeler” çerçevesinde bilgi edinme hakkının mutlak biçimde sınırlanması söz konusu olmadığı, bir başka deyişle bu sınırlamaların da istisnaları olduğu için sözü edilen sebepleri bir önceki başlıkta ele almıştık. İlgili Yönetmelikte de zaten, “yargı denetimi dışında kalan idari işlemler” konusu, bilgi edinme hakkının sınırlarının düzenlendiği bölümde değil, “Çeşitli ve Son Hükümler” başlıklı bölümde yer almaktadır. Yayımlanmış veya değişik yollarla kamuya açıklanmış bilgi ve belgelerin bilgi edinme hakkına konu olamamasının nedeni ise, sözü edilen bilgi ve belgelerin halihazırda kamuya açılmış olmasıdır; bilgi edinilmesinde sakınca olması değil. Ayrıca ilgili düzenlemelerde, yukarıda da değindiğimiz gibi, kamunun erişimine sunulmuş olan bilgi veya belgenin, “ne şekilde, ne zaman ve nerede yayımlandığı veya açıklandığı”nın başvuru sahibine bildirileceği belirtilmektedir.
Bilgi edinme hakkının önemli sınırlarından biri, “devlet sırrı” sebebi ile bilgi edinme hakkı kapsamı dışında bırakılmış bilgi ve belgelere ilişkindir. Bu konuda, 4982 sayılı Yasa şöyle demektedir: “Açıklanması hâlinde Devletin emniyetine, dış ilişkilerine, millî savunmasına ve millî güvenliğine açıkça zarar verecek ve niteliği itibarıyla Devlet sırrı olan gizlilik dereceli bilgi veya belgeler, bilgi edinme hakkı kapsamı dışındadır” (4982 sayılı Yasa, 16. madde). “Devlet sırrı”, bilgi edinme hakkına ilişkin düzenleme ve uygulamalar bakımından kilit öneme sahip kavramlardan biridir. Ancak bu konuda hazırlanmış bulunan “Devlet Sırrı Yasa Taslağı”, uzun süredir yasalaşamamıştır. Konunun önemi çerçevesinde, Türkiye Ekonomik Sosyal Etüdler Vakfı da (TESEV), Kasım 2004 tarihini taşıyan bir taslak hazırlamıştır (TESEV, 2004). Ancak devlet-yurttaş ilişkisinde kritik bir öneme sahip “devlet sırrı”nın belirlenmesi konusunda resmi düzeyde bir düzenleme yoktur. Devlet sırrını oluşturan konuların, bunların kimler tarafından saptanacağı, sırrı süresinin veya gizlilik derecesinin nasıl belirleneceğine vb. ilişkin konuların acil biçimde düzenlenmesi, bilgi edinme hakkının amaçlarından bir olarak altı çizilen açıklık ilkesinin hayata geçirilmesi açısından olmazsa olmaz koşullardan biridir. Ama bu çalışmanın kaleme alındığı tarihte de, gazetelere yansıyan haberler dışında, “Devlet Sırrı Yasa Taslağı”nın içeriğine ilişkin kamuoyunun bilgisine sunulan, tartışmaya açılan bir metin olmadığı gibi, taslağın yasalaşması da yılan hikayesine dönmüştür. Bu konu, bilgi edinme hakkının yurttaşlarca, amacına uygun biçimde kullanılmasının önünde ciddi bir engel oluşturduğu gibi uygulayıcılar için de önemli sorunlar yaratmakta, genel olarak değerlendirildiğinde, bilgi edinme hakkının etkin biçimde kullanılmasını önlemektedir. Bilgi edinme hakkı kapsamı dışında kalan bir başka başlık da istihbarata ilişkin bilgi veya belgelere ilişkindir. 4982 Yasanın 18. maddesine göre, “[s]ivil ve askerî istihbarat birimlerinin görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgi veya belgeler” Yasa kapsamı dışında yer almaktadır. Bununla birlikte bu sınırlamanın da bir sınırı vardır: Eğer söz konusu bilgi ve belgeler, “kişilerin çalışma hayatını ve meslek onurunu etkileyecek nitelikte” iseler bilgi edinme hakkı kapsamı içindedirler (2003). İlgili Yönetmelik, bu konuyu 29. maddesinde, ayrıntılı biçimde düzenlemektedir. Öncelikle, bilgi edinme başvurularının, “bizzat ilgilisi veya konuya ilişkin olarak düzenlenen özel vekaletname ile yetkilendirilmiş olmak koşulu ile vekili tarafından” yapılacağı belirtilmektedir. Yasadaki bilgi edinme hakkının sınırının istisnasını oluşturan, istihbarata konu olan bilgi ve belgelerin “kişilerin çalışma hayatını ve meslek onurunu etkileyecek nitelikte” olması koşuluna ek olarak, “ilgilisi hakkında bir işleme dayanak teşkil etmek üzere işlenmiş veya değerlendirilmiş bilgi veya belgeler” tanımlamasını yapmaktadır. Başka bir deyişle, bu iki koşul bir arada olduğunda başvuru sahibi istihbarata ilişkin konularda bilgi edinme hakkından yararlanabilecektir. Hukuki açıdan bakıldığında, Yönetmeliğin Yasadaki koşulun kapsamını genişlettiği görülmektedir ki bu kuralların hiyerarşisine aykırı olduğu gibi kişi hak ve özgürlüklerinin yasayla sınırlandırabileceği kuralına da aykırıdır. Ancak bu eğilim, ilgili Yönetmeliğin başka maddelerinde de, bu kadar açık olmasa da görülmektedir. Yönetmelikte, bilgi edinme hakkından yararlanmak için başvuruda bulunulacak kurumun hangisi olduğunu açıklığa kavuşturan hükümlere de yer verilmektedir. Bu düzenlemeye göre, bilgi edinme başvurusu, istihbarat birimlerine değil, sözü edilen “araştırma veya soruşturmanın yapılmasını talep eden kurum veya kuruluşun bilgi edinme birimine yapılır ve başvuruya erişim bu kurum veya kuruluşça sağlanır” (Yönetmelik, 2004).
İdari ve/veya adli soruşturma ile kovuşturmalara ilişkin bazı durumlarda da bilgi edinme hakkı sınırlanmaktadır. İdarî soruşturmaya ilişkin bilgi veya belgeler çerçevesinde, Yasanın 19. maddesi şöyle demektedir:
Kurum ve kuruluşların yetkili birimlerince yürütülen idarî soruşturmalarla ilgili olup, açıklanması veya zamanından önce açıklanması hâlinde;
a) Kişilerin özel hayatına açıkça haksız müdahale sonucunu doğuracak,
b) Kişilerin veya soruşturmayı yürüten görevlilerin hayatını ya da güvenliğini tehlikeye sokacak,
c) Soruşturmanın güvenliğini tehlikeye düşürecek,
d) Gizli kalması gereken bilgi kaynağının açığa çıkmasına neden olacak veya soruşturma ile ilgili benzeri bilgi ve bilgi kaynaklarının temin edilmesini güçleştirecek,
Bilgi veya belgeler, bu Kanun kapsamı dışındadır (4982 sayılı Yasa, 2003).
İlgili Yönetmelik de bu konuda aynı hükümleri içermektedir. Adlî soruşturma ve kovuşturmaya ilişkin bilgi veya belgeler çerçevesinde de Yasa ile yönetmeliğin hükümleri benzerdir. 4982 sayılı Yasanın 20. maddesinde, “[a]çıklanması veya zamanından önce açıklanması hâlinde”, “[s]uç işlenmesine yol açacak”, “[s]uçların önlenmesi ve soruşturulması ya da suçluların kanunî yollarla yakalanıp kovuşturulmasını tehlikeye düşürecek”, “[y]argılama görevinin gereğince yerine getirilmesini engelleyecek, [h]akkında dava açılmış bir kişinin adil yargılanma hakkını ihlâl edecek” nitelikteki bilgi ve belgelerin bilgi edinme hakkı kapsamı dışında olduğu belirtilmektedir. Yasa, bu konuda, Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası, Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası, İdari Yargılama Usulü Kanunu ve diğer özel yasa hükümlerinin saklı olduğunu da eklemektedir.
Bilgi edinme hakkının bir başka sınırı da “[ü]lkenin ekonomik çıkarlarına ilişkin bilgi ve belgeler”le ilgilidir. 4982 sayılı Yasa ve ilgili yönetmeliğe göre, “[a]çıklanması ya da zamanından önce açıklanması hâlinde, ülkenin ekonomik çıkarlarına zarar verecek veya haksız rekabet ve kazanca sebep olacak bilgi veya belgeler” bilgi edinme hakkı kapsamı dışında tutulmaktadır (4982 sayılı Yasa, 17. madde; ilgili Yönetmelik, 28. madde). Bilgi edinme hakkının önemli bir istisnasını da “ticari sır”lar oluşturmaktadır. 4982 sayılı Yasanın 23. maddesinde, “[k]anunlarda ticarî sır olarak nitelenen bilgi veya belgeler ile, kurum ve kuruluşlar tarafından gerçek veya tüzel kişilerden gizli kalması kaydıyla sağlanan ticarî ve malî bilgiler, bu Kanun kapsamı dışındadır” denilmektedir. İlgili Yönetmelikteki hüküm de benzer biçimdedir.
Kişi hak ve özgürlükleri kategorisine giren bazı hak ve özgürlüklere ilişkin olarak bilgi edinme hakkının sınırlanmasını da bir başka başlık olarak ele alabiliriz. Bu düzenleme, özel hayatın gizliliği ile haberleşmenin gizliliğinin korunmasını amaçlamaktadır. 4982 sayılı Yasanın 21. maddesine göre, “[k]işinin izin verdiği hâller dışında”, özel hayatın gizliliği esası çerçevesinde, “açıklanması hâlinde kişinin sağlık bilgileri ile özel ve aile hayatına, şeref ve haysiyetine, meslekî ve ekonomik değerlerine haksız müdahale oluşturacak bilgi veya belgeler”e erişim söz konusu değildir. Aynı Yasanın 22. maddesi de haberleşmenin gizliliğine ilişkin düzenlemeler içermektedir: “Haberleşmenin gizliliği esasını ihlâl edecek bilgi veya belgeler, bu Kanun kapsamı dışındadır.” (4982 sayılı Yasa, 2003). İlgili Yönetmelik de benzer hükümlere sahiptir.
Kurum içi düzenlemeler çerçevesinde bazı bilgi ve belgelerin hak kapsamı dışında tutulması da bir diğer başlığın konusunu oluşturabilir. Kurum içi uygulamalara ilişkin düzenlemelere ilişkin bilgi veya belgeler, kamuoyunu ilgilendirmiyorsa ve yalnızca kurumun kendi personeli ile ilgiliyse bilgi edinme hakkının kapsamı dışındadır. Bu durumun istisnasını, “söz konusu düzenlemeden etkilenen kurum çalışanlarının bilgi edinme hakları” oluşturmaktadır (4982 sayılı Yasa, 25. madde). Bunun dışında, kurum ve kuruluşların etkinliklerini sürdürmek amacıyla “elde ettikleri görüş, bilgi notu, teklif ve tavsiye niteliğindeki bilgi veya belgeler, kurum ve kuruluş tarafından aksi kararlaştırılmadıkça bilgi edinme hakkı kapsamındadır” (vurgu bana ait) (4982 sayılı Yasa, 26. madde). Bu cümleden anlaşılabileceği gibi, bu tür belgelerin bilgi edinme hakkı kapsamında yer alması, ilgili kurum ve kuruluşun kararına bağlıdır. Elbette genel bir norm olarak idarenin eylem ve işlemlerinin hukuka uygun olması temelinde, alınacak bu kararın da hukuki bir gerekçesi olmalıdır. 26. maddenin 2. fıkrasında da “yasal olarak görüş verme yükümlülüğü bulunan kişi, birim ya da kurumların görüşleri” ile ilgili düzenleme yer almaktadır: “Bilimsel, kültürel, istatistik, teknik, tıbbî, malî, hukukî ve benzeri uzmanlık alanlarında yasal olarak görüş verme yükümlülüğü bulunan kişi, birim ya da kurumların görüşleri, kurum ve kuruluşların alacakları kararlara esas teşkil etmesi kaydıyla bilgi edinme istemlerine açıktır” (vurgu bana ait). Burada da belirtilen görüşlerin bilgi edinme hakkı kapsamında yer alması konusunda bir kayıt söz konusudur. Kurum ve kuruluşların bilgi edinme hakkı kapsamında karşılamayacakları istemlerden bir diğeri ise, “[t]avsiye ve mütalaa talepleri”dir (4982 sayılı Yasa, 27. madde). İlgili Yönetmelikte bu konularda benzer hükümler vardır.
Yasa ve yönetmeliğe göre, bilgi edinme başvurularının, “fikir ve sanat eserleri” ile ilgili olması durumunda, bu konuya ilişkin düzenlemeler yapan yasa hükümlerinin, yani Fikir ve Sanat Eserleri Yasasının ilgili hükümlerinin, uygulanacağı belirtilmektedir (4982 sayılı Yasa, 27. madde; ilgili Yönetmelik 35. madde).
Bilgi Edinme İsteminin Reddi ve Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu
Bilgi edinme hakkı düzenlemeleri ve uygulamaları çerçevesinde önemli başlıklardan birini de bilgi edinme isteminin tamamen veya kısmen reddedilmesi durumunda yargı mercileri yanında başvuruda bulunulacak bir üst kurul olarak düzenlenen “Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu” (BEDK) oluşturmaktadır. 4982 sayılı Yasanın yapılış sürecinde de, Kurulun önemine uygun olarak, yoğun tartışmalara konu olan başlıklardan birini de Kurulun bileşimi ve işlevleri oluşturmaktadır. BEDK’nun kuruluş ve çalışma biçimi, 4982 sayılı Yasanın 14. maddesinde düzenlenmektedir. Yasaya göre, Kurul, dokuz üyeden oluşacaktır (4982 sayılı Yasa, 2003).
Bilgi Edinme Hakkı Yasa Tasarısının Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) yapılan görüşmeleri sırasında, Kurulun bileşimi ve üyelerin ve Kurul başkanının seçim biçimi konusunda yoğun tartışmalar yaşanmış ve bu konuda birçok değişiklik önergesi verilmiştir. Ancak Tasarı, değişiklik yapılmadan aynı biçimde yasalaşmıştır. Muhalefet partisi konumundaki Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) mensup milletvekilleri, Kurulun oluşumunda siyasal iktidarların etkisi olmamasını sağlayacak değişiklikler yapılması gerekliliğini vurgulamaktadırlar.
Bu ve benzeri itirazlara karşın, BEDK, farklı kurum ve kuruluşların gösterdikleri adaylar arasından Bakanlar Kurulu tarafından belirlenen üyelerden oluşmaktadır. Yasa tasarısının görüşülmesi sırasında tartışılan bir diğer önemli konu da BEDK’nun, yalnızca iki sebepten dolayı bilgi edinme isteminin reddedildiği durumlarda bir üst itiraz merci olarak çalışmasına ilişkindir. Bu iki sebepten biri, 4982 sayılı Yasanın 16. maddesinde, “[d]evlet sırrına ilişkin bilgi ve belgeler” başlığı altında düzenlenirken, diğeri 17. maddede düzenlenen “[ü]lkenin ekonomik çıkarlarına ilişkin bilgi veya belgeler”le ilgilidir. Bilgi edinme hakkının mutlak sınırlarını ele aldığımız bölümde, diğerlerinin yanında bu iki sınırlama nedenini ayrıntılı biçimde incelemiştik. 4982 sayılı Yasanın ilk biçiminde, BEDK, Yasanın 16. ve 17 maddesindeki sınırlama sebepleriyle ilgili olarak bilgi edinme istemi reddedilen başvuru sahiplerinin itirazlarına bakan bir üst kurul durumundadır. Ancak süreç içinde BEDK’nun yetki alanının bu iki sebeple sınırlı olmasının getirdiği sakıncalar anlaşılmış ve 17 Kasım 2005 tarihli 5432 sayılı Yasayla yapılan değişiklikle, Kurul, bilgi edinme istemi kısmen veya tamamen reddedilmiş tüm başvurularda devreye girebilecek bir üst itiraz merci halini almıştır. Bir başka deyişle, Kurulun yetki alanı, bilgi edinme hakkı kapsamındaki tüm itirazlara bakacak biçimde genişletilmiştir. Böylece hangi gerekçeyle olursa olsun bilgi edinme istemi red edilmiş olan gerçek ve tüzel kişilerin tümü BEDK’na başvurma hakkına sahip olmuşlardır. Bu aşamada, itiraz yolunun nasıl işlediğini ve Kurulun çalışma biçimini ele alalım.
4982 sayılı Yasanın 13. maddesi, “itiraz usulü” başlığını taşımaktadır. İstemi reddedilen özel veya tüzel kişi, bir üst kurul olarak oluşturulan “Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu”na başvurabileceği gibi yargı yoluna da gidebilecektir.
Bilgi edinme isteminin kısmen veya tamamen reddi üzerine Kurula yapılan itiraz, yazılı olmalıdır. Çalışma sürecinde Kurul, bilgi isteme başvurusuna red yanıtı veren kurum ve kuruluşlardan “her türlü bilgi veya belgeyi isteyebilir. Kurum ve kuruluşlar, Kurulun istediği her türlü bilgi veya belgeyi on beş iş günü içinde vermekle yükümlüdür”. Bunun yanı sıra Kurul, “başvuru sahibi ile kurum veya kuruluşların, itiraz konusuyla ilgili yazılı veya şifahi görüşlerine başvurabilir, konuyla ilgili uzmanların görüşünü alabilir ve gerekli gördüğü diğer incelemelerde bulunabilir” (vurgu bana ait) (Yönetmelik, 2004). Kurum ve kuruluşlardan tarafından Kurula gönderilen bilgi veya belgelerde olduğu gibi Kurulca edinilen “görüş, değerlendirme ve incelemelerden gizlilik derecesi bulunanların korunmasında ve saklanmasında gizlilik ilkesine uyulur”. Kurul başkan ve üyeleri yanında, “bu bilgileri derleyen ve değerlendiren tüm personel gizlilik ilkesinin gereklerine uymakla yükümlüdür”. Söz konusu yükümlülük, “Kurul başkan ve üyeleri ile diğer personel”in görev süreleriyle sınırlı değildir; yükümlülük, görevden ayrıldıktan sonra da devam eder (ilgili Yönetmelik, 26. madde). Ayrıca Kurul, “bilgi edinme hakkının kullanılmasına ilişkin hususları düzenlemeye yetkilidir” (ilgili Yönetmelik, 25. madde)
Uygulama içinde Kurula başvuru yolunun yaygın biçimde kullanıldığı söylenebilir. Özellikle 2005 yılında yapılan ve Kurulu, Bilgi Edinme Hakkı Yasası kapsamında verilen tüm red yanıtlarına itiraz edilebilecek bir merci durumuna getiren yasa değişikliğinden sonra Kurula yapılan başvurular daha da artmıştır.
Bilgi Edinme Hakkı Uygulamalarının Açıklığı ve Kamusallığı Nasıl Sağlanır?
Bilgi edinme hakkı, bir kamu otoritesi olmak sıfatıyla, devletin eylem ve işlemlerinin aleniyeti temelinde yükselen uygulamalardan birini işaret etmektedir. Bu çerçevede, yönetimin eylem ve işlemlerinin yönetilenlere açıklanması, Habermas’ın deyimiyle, “kamusal gövde”yi oluşturan bireylerin, bu açıklık temelinde elde ettikleri bilgilerle kamusal otoritenin politikalarını etkileme ve dönüştürmesinde önemli bir adımı oluşturmaktadır. Bu aşamada, kurum ve kuruluşlarca bilgi edinme hakkı uygulama sonuçlarına ilişkin olarak kamuoyuyla paylaşılan verileri ve açıklanma biçimlerini konu edeceğiz.
4982 sayılı Yasa ve ilgili Yönetmelik uyarınca, kurum ve kuruluşlar, bilgi edinme hakkı kapsamında, bazı bilgileri kamuoyuna açıklamaktadırlar. Yasanın 44. maddesinde, her yıl, bir önceki yıla ait olmak üzere açıklanması öngörülen veriler sıralanmaktadır. Düzenlemeye göre, kurum ve kuruluşlar, yukarıdaki bilgileri içeren bir rapor hazırlayarak, bu raporları, her yıl Şubat ayının sonuna kadar Bilgi Edinme Değerlendirme Kuruluna göndermekle yükümlüdürler. Bu çerçevede, “[b]ağlı, ilgili ve ilişkili kamu kurum ve kuruluşları raporlarını bağlı, ilgili ya da ilişkili oldukları bakanlık vasıtasıyla iletirler”. BEDK da, hazırlayacağı genel rapor ile söz konusu kurum ve kuruluşların raporlarını her yıl Nisan ayının sonuna kadar Türkiye Büyük Millet Meclisine göndermektedir. Tüm bu raporlar, izleyen iki ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca kamuoyuna açıklanmaktadır. İlgili Yönetmelik de bu hükümleri 44. maddesinde yinelemektedir. Bu güne kadar, 2004 ve 2005 yıllarına ait olmak üzere iki rapor yayınlanmıştır.
Türkiye’de Bilgi Edinme Hakkının Uygulanmasına İlişkin Bazı Sonuçlar
Türkiye’de bilgi edinme hakkının düzenlenmesine ilişkin ana unsurları ve ilkeleri ele aldığımız bölümlerden sonra, bu aşamada hakkın kullanılması sürecine ilişkin veriler üzerinde odaklanacağız. Daha önce de değindiğimiz gibi, bilgi edinme hakkı kapsamında bulunan kurum ve kuruluşlar, her yıl, yasa ve yönetmelikte belirtilen verileri içeren bir rapor hazırlayarak, bağlı, ilgili veya ilgili bakanlık aracılığıyla Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu’na (BEDK) göndermektedirler. BEDK da söz konusu raporları, hazırlayacağı genel raporla birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) iletmektedir. TBMM de tüm bu raporları kamuoyuna açıklamaktadır. Bilgi edinme hakkının uygulanmasına ilişkin istatistiki sonuçlar, böylece herkes tarafından bilinebilir hale gelmektedir.
Türkiye’de, kurum ve kuruluşlara ait raporları da içerecek biçimde, bilgi edinme hakkı kapsamında hazırlanmış ve yayınlanmış bulunan iki rapor söz konusudur: 2004 ve 2005 yılına ait raporlar. 2006 yılına ilişkin rapor, bu çalışmanın yapıldığı günlerde, henüz kamuoyuyla paylaşılmamıştı. Bu nedenle Türkiye örneğini iki raporda yer alan veriler çerçevesinde inceleyeceğiz. İnceleme sırasında, uygulamaya ilişkin genel sonuçları ele alacağız.
Bilgi edinme hakkının ilk uygulandığı dönem olan 2004 yılına ait sonuçlar, BEDK tarafından bir sunuş ve değerlendirme yazısıyla birlikte TBMM’ne gönderilmiştir. Sunuş yazısında, 2000’li yıllarda 1982 Anayasası’nda hak ve özgürlüklere yönelik olarak yapılan değişiklikler ve bunların yasalaşarak uygulamaya geçirilmesi çalışmaları içinde, bilgi edinme hakkı yasasının önemine vurgu yapılmaktadır. Diğer taraftan, yöneten-yönetilen ilişkisinin değişmesi ve kamu politikaları ve uygulamalarının yönetilenler tarafından değerlendirilmesi, gerektiğinde etkilenmesi konusunda bilgi edinme hakkının sağladığı olanaklardan söz edilmektedir (BEDK, 2004).
(DEVAM EDİYOR)
Bilgi: Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tuğba Asrak Hasdemir’in 10 Mayıs 2008 tarihinde verdiği “BİLGİ EDİNME HAKKI VE BASIN” konulu seminer.













Yorumlar
Yorumlarınızda resiminizin gözükmesi için, gravatar a abone olun!
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.