Bilgi Edinme Hakkı – 3

19 Haziran 2009 Yazan admin  
Kategori Bilgi Edinme Hakkı, Medya Seminerleri

Sunuş yazısında, bilgi edinme hakkı yasasının ilk yıldaki uygulamasının genel olarak olumlu geçtiği belirtilmekle birlikte bazı aksamalardan da söz edilmektedir. Bunlardan bir kısmı, kimi kurumların yasanın uygulanması sürecindeki olumsuz tutumlara ilişkindir. Ancak süreç içinde bunların değişmesi beklenmektedir. Kurulun dile getirdiği önemli sorunlardan biri, yasanın ilk biçiminde, daha önce de değindiğimiz gibi, BEDK’nun yetki alanının yasanın belli maddeleriyle sınırlı olmasıdır. Bir başka deyişle, bilgi isteminin, yalnızca devlet sırları ile ekonomik çıkarlar gerekçe gösterilerek tamamen veya kısmen red edildiği durumlarda BEDK’na itiraz hakkı olmasının sakıncalarına değinilmekte ve bu konuda bir yasa değişikliğine gidilmesi beklentisi dile getirilmektedir. TBMM’ye yönelik bu beklenti boşa çıkmamış ve birinci bölümde ele aldığımız gibi, 2005 yılında BEDK’nın yetki alanı, bilgi isteminin kısmen veya tamamen reddedilmesi durumunda yapılacak olan tüm itirazları kapsayacak biçimde genişletilmiştir.
2005 yılına ait sonuçlara bakacak olursak, bu yılda Türkiye genelinde 657,961 adet bilgi edinme başvurusu yapılmıştır. 2004 yılında toplam 395.557 başvuru yapıldığı dikkate alındığında, 2005 yılında Türkiye genelindeki başvuru sayısında bir önceki yıla göre %66 oranında bir artış olmuştur.
2005 yılında olumlu yanıt verilen başvuru sayısı 542.364’dür. Yani başvuruların %82.4’üne olumlu cevap verilmiştir. Başvuruların 21.712’si ise “kısmen olumlu kısmen de reddedilerek” yanıtlanmıştır. Bu biçimde yanıtlanan başvuruların toplam başvuruya oranı ise %3,3’’dür. Reddedilen başvuru sayısı 54,234’dür ve toplam başvurunun %8,24’ünü oluşturmaktadır. Toplam başvurular içerisinde “gizli ya da sır niteliğindeki bilgiler çıkarılarak bilgi ve belgeye erişim sağlanan başvurular”ın adedi 5.979 olmuştur. Bu sayı toplam başvurunun %0,91’dir.
31.172 başvuru da yanlış kuruma yapıldığı için ilgili kurum ve kuruluşa yönlendirilmiştir. Bu başvuruların genel toplam içindeki oranı da %4,7’dir. 2004 yılı içerisinde red edilen başvurular üzerine yargıya başvuru olmamışken 2005 yılında red edilen başvuru sahiplerinden 311’i yargıya başvurmuştur. Buna bağlı olarak, 2004 yılından farklı olarak, 2005 yılı tabloları içinde “başvurusu reddedilenlerden yargıya itiraz edenler” başlıklı yeni bir kategori oluşturulmuştur. Bilgi edinme hakkına ilişkin genel raporu kamuoyuna açıklamakla yükümlü olan TBMM yaptığı basın toplantısında, 2005 yılında bir önceki yıldan farklı olarak, başvurusunun reddi üzerine yargı organlarına başvuran kişilerin olmasını “bilgi edinme hakkının kullanımında etkinliğin giderek arttığının göstergesi” olarak yorumlamaktadır (TBMM,2006). Bu haktan yararlanan kişilerin sayısı az olmakla birlikte söz konusu durum, kişilerin bilgi edinme kapsamı içinde kendilerine tanınan haklardan yararlandıklarını göstermesi açısından önemlidir.
Bilgi edinme istemi kısmen veya tamamen reddedilen başvuru sahiplerinin itirazda bulunabilecekleri bir diğer merci de 4982 sayılı yasa kapsamında oluşturulan BEDK’dur. 2004 yılında Kurul’a, kurum ve kuruluşlardan aldıkları yanıta ilişkin olarak 355 adet itiraz başvurusu olmuştur. Bu itirazların tamamı karar bağlanmıştır. Yapılan itirazların 178’i kabul edilmiş (toplam başvurunun yaklaşık %50’si), bir başka deyişle kurum ve kuruluşlarca, başvuru sahiplerine verilen yanıtlar yerinde görülmemiştir. İtirazlardan 37 adedi ise kısmen kabul edilerek, kurum ve kuruluşların başvuru sahibine verdikleri olumsuz yanıtların bir kısmı yerinde görülmemiş diğer kısmı ise yerinde görülmüştür. İtirazların 72 adedinde ise, ilgili kurum ve kuruluşların yanıtları yerinde görülerek, Kurulca, yapılan itirazın red edilmesine karar verilmiştir. İtiraz başvurularından 262’sı, 4982 sayılı yasada, Kurul’a itiraz için öngörülen 15 işgünlük itiraz süresi geçirildiğinden işleme konulamamış ve durum, düzenlemeler uyarınca, itiraz sahiplerine bildirilmiştir.
BEDK tarafından yapılan değerlendirmede, Kurul’a “yapılan itirazların önemli bir bölümünü, başvuru sahiplerinin kendi haklarındaki ‘soruşturma-inceleme raporları’ ile ‘sicil raporları’ istemlerinin kurum ve kuruluşlarca olumlu karşılanmamasına itirazları oluştur”duğu söylenmektedir (BEDK, 2005). Bilgi edinme hakkının kullanılmasında, gerek 4982 yasa kapsamında bulunan kurum ve kuruluşlara yapılan başvurularda, gerekse BEDK’na yapılan itirazlarda, başvuru sahiplerinin kendileri hakkında yapılan soruşturma-inceleme raporları ile sicil raporlarına ilişkin başvurular önemli bir yer tutmaktadır. Böylece, yasanın uygulanmasıyla birlikte, kamu çalışanlarının yıllar boyunca erişemedikleri, kendilerini ilgilendiren bilgi ve belgeler hakkında bilgi sahibi olması olanağı sağlanmış bulunmaktadır. Bu konudaki başvuru sayısının yüksekliği de bu konunun önemini göstermektedir.
BEDK’ya itiraz yoluyla yapılan başvuruların yanı sıra doğrudan yapılan başvurular da söz konusudur. Kurul tarafından yapılan açıklamaya göre, bu başvuruların önemli bir kısmı 4982 sayılı yasanın uygulanmasına ilişkindir: “2004 yılı içerisinde Kurulumuza Kanun kapsamındaki kurum ve kuruluşlarca 4982 sayılı Kanun ile Bilgi Edinme Hakkı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkındaki Yönetmeliğin uygulanmasında karşılaştıkları ve tereddüte düştükleri hususlarla ilgili olarak 18 adet başvuru olmuş”tur (BEDK,2005). Kurul’a doğrudan yapılan başvurular 2005’te de sürmüştür.
Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu’na doğrudan yapılan ve büyük ölçüde de bilgi edinme hakkına ilişkin uygulama yöntemleri konusunda bilgi veya belge istenen başvuruların toplamı, 2004 yılı ve 2005 yılı verileri karşılaştırıldığında, ilk yıl daha fazladır. Ancak 2005 yılında başvuru genel toplamı düşmekle birlikte, olumlu yanıtlanan başvuruların oranı yükselmiştir. İronik olan, olumlu yanıtlanan başvuruların yanında reddedilen başvuruların oranının da (az bir farkla olsa da) yükselmesidir aynı yıl. 2005 yılında yükselen bir başka oran da “diğer kurum ve kuruluşlara yönlendirilen başvurular”a aittir. Bu oran 2004’te %6,45 iken 2005 yılında %21,1’dir.
Son Söz Yerine Bir Değerlendirme
Bilgi edinme hakkının, devleti küçültmeye, sivil toplum örgütleri ile ikame etmeye çalışan yönetişim anlayışı çerçevesinde gündeme gelmesi dikkate değer bir noktadır. Siyasal olanın değerinin aşındırılması yanında, örgütlü hak arama ve bilgi isteme çabalarının bireyin “bir takım odaklarca yönlendiriliyor” olduğunun dile getirilmesi başta olmak üzere çeşitli eleştirilere ve engellemelere konu olduğu bilinmektedir. Bilgi edinme hakkının, bireyin genellikle tek başına kullanacağı hak kategorileri arasında olduğu düşünülmektedir. Şüphesiz bilgi edinme hakkı yoluyla kamusal belgelerin yurttaşlar için açık hale gelmesi önemlidir. Ancak elde edilen bilgilerin gerektiğinde kamusal hale gelmesi ve uygulanan politikaların eleştirilmesi değiştirilmesi amacıyla kullanılabilmesi için, bireylerin yanında örgütlerin de sürece dahil olması gerekmektedir. Türkiye’deki bilgi edinme sisteminde, başvuru sahiplerinin demografik özelliklerine ilişkin ayrıntılı veriler sunulmamaktadır. Ancak Avrupa Birliği düzlemindeki uygulama çerçevesinde tutulan veriler, belgelere erişim hakkından yararlananların başında sivil toplum örgütleri ve bu örgütler içinde yer alan kişilerin geldiğini göstermektedir. Bilgi edinme hakkının etkin biçimde kullanılabilmesi bakımından unutulmaması gereken bir başka nokta ise, hak ve özgürlüklerin bir bütün olduğudur. Bilgi edinme hakkı, düşünce ve düşünceyi açıklama hak ve özgürlüğünün önündeki engellerden etkilendiği kadar yurttaşların daha iyi ekonomik koşullarda yaşamasına, örgütlü biçimde hareket etmesine yönelik olarak sosyal ve ekonomik hak ve özgürlük kategorilerinden de etkilenmektedir.
Bilgi edinme hakkının etkili biçimde kullanılabilmesi için hakkı kullanan bireyin donanımlı olması gerekmektedir. En başta okuma yazma bilmek, bilgiye erişmek için gerekli en temel niteliklerdendir. Kurumlara bilgisayar ortamında da başvuru yapılabildiği ve özellikle bu yolun yaygınlaştırılmaya çalışıldığı ve bu yolla bilgiye erişimin, ulaşım vb. engelleri ortadan kaldırarak daha pratik hale getirdiği göz önüne alındığında, yukarıda sözü edilen asgari donanım düzeyi biraz daha yukarı çekilmektedir. Örneğin bilgisayar kullanabilmek bilgiye erişimde kolaylık sağlayacak nitelik olarak karşımıza çıkmaktadır. Kişinin bilgilenebilmek ve bilgiyi kullanabilmek amacıyla kendisine zaman ayırması ve bu nedenle zorunlu ihtiyaçlarının karşılanması için gereken zamanın kısaltılabilmesi önemlidir.
Bilgi edinme veya belgelere erişim hakkına ilişkin somut düzenlemelere ve uygulama örneklerine ilişkin genel bir değerlendirme yaptığımızda, Türkiye’de ve Avrupa Birliği çerçevesindeki sistemlerin de uygulanma düzlemleri farklı olmakla birlikte birbirine benzer özelliklere sahip oldukları görülmektedir. Ülkemizdeki 2004 yılından bu yana uygulanmakta olan bilgi edinme hakkına ilişkin sistem düzenlenme biçimi itibariyle, büyük ölçüde Avrupa Birliği’nde, özellikle 2001 Aralık ayında yürürlüğe giren 1049/2001 sayılı Tüzükle yapılan değişiklikler sonrasında uygulanmakta olan belgelere erişim hakkı konusundaki sistemle benzeşmektedir. Bu benzerliğe ilişkin değerlendirmelere daha önceki bölümlerde değinmiştik. Bu aşamada, her iki sistem çerçevesinde vurgulamak istediğimiz bazı noktaları ele alalım.
Bilgi edinme hakkı ile belgelere erişim hakkının kullanılmasında ve yaygınlaşmasında, hakkın sınırlanmasına yönelik düzenlemeler kilit önemdedir. Başvurunun olumlu veya olumsuz veya kısmen olumlu kısmen olumsuz yanıtlanmasında olduğu gibi, gizli bilgilerin çıkarıldıktan sonra bilgi veya belgeye erişime olanak tanınmasında belirleyici olan öğe, büyük ölçüde hakkın “istisna”larıdır. Düzenlenme mantığı ve biçimi açısından, ilgili bölümlerde ayrıntılı biçimde değindiğimiz gibi, iki sistemin ortaklaştığı noktalar çoktur. Türkiye’deki sistemin farklı yönü, yıllık olarak hazırlanan raporlarda ve tablolarda, istisnalardan kaynaklı red gerekçelerinin, hangi sınırlama sebebi ile verildiğinin ayrıntılı biçimde sunulmayışıdır. Bu konuda ayrıntılı döküm olmamakla birlikte, Türkiye örneğinde incelediğimiz kurum ve kuruluşlar içinde, milli güvenlik, emniyet, savunma, gibi alanlarda faaliyet gösteren kurum ve kuruluşların, bilgi isteme hakkı kapsamında yapılan başvurulara verdikleri “red” yanıtı oranının, bazı durumlarda da “gizli bilgi”leri ayırarak verilen yanıt oranının yüksekliği bu konuda bir fikir verebilir. Buna karşılık, ekonomik ve mali konularla ilgili olan kamu kurum ve kuruluşların “red” ettikleri başvuruların ve “gizli bilgi”lerin ayrılarak yanıtlanan başvuruların sayısı ve oranı, yukarıda sözünü ettiğimiz kurum ve kuruluşlarınkine göre çok düşüktür. Ayrıca sözü edilen kurum ve kuruluşların verdikleri olumlu yanıt oranı da Türkiye’deki uygulamanın geneline ilişkin verilerdeki oranlarla, genel olarak benzeşmektedir.
Hakkın “istisnaları”na ilişkin olarak Avrupa Birliği düzleminde ise, özellikle 2002 yılından bu yana öne çıkan red gerekçelerinden biri, ilk başvuru aşamasında, “teftişlerin, soruşturmaların, denetim amaçları”nın, dava sürecinin korunmasıdır. Bir başka deyişle, bu süreçlerin aksamadan, amacına uygun biçimde işlemesi, süreçte yer alan kişilerin zarar görmemesi, bu istisnaların gerekçesini oluşturmaktadır. Sözü edilen istisnalar, 1049/2001 sayılı Tüzüğün 4. maddesinin 2. fıkrasında yer almakta olup, belli durumlarda bu istisnaların “istisnası” da olabilmektedir. “İstisnanın istisnası”nın belirlenmesi ve değerlendirilmesi, daha önce değindiğimiz somut örneklerde görüldüğü gibi, vakadan vakaya değişmekle birlikte, bu süreçte mihenk taşı olarak kullanılan unsur, “kamu çıkarı”dır; kamu çıkarının başvurunun olumlu yanıtlanmasıyla elde edilecek çıkarla karşılaştırılması, olanaklıysa dengelenmeye çalışılmasıdır. Öne çıkan bir başka istisna, “karar alma süreci”nin korunmasıdır. Yapılan başvuruya verilecek olumlu yanıtla, yani istenen belgelerin açıklanmasıyla kurumların karar alma süreçleri zarar görecekse, erişim istemi reddedilebilmektedir. Burada da yine “kamu çıkarı” unsuru, istisnanın istisnasını oluşturmaktadır. Bu istisna, uygulama içinde genellikle Komisyon’un karar alma sürecinin korunması için kullanılmıştır. İlk başvuru sonrasında gündeme gelebilecek teyit edici başvurularda da, bu istisnaların diğerlerine göre daha sık biçimde kullanıldığı görülmektedir.
Sistemin işleyişi açısından önemli konulardan biri de, bilgi ve belgelere ulaşma istemlerinin idare için yarattığı yükün azaltılması, giderek hakkın kötüye kullanılmasının önlenmesidir. Avrupa Birliği düzleminde, bu yönde somut düzenlemeler söz konusudur. Belgelere erişim hakkı kapsamında yapılan başvurularda, istemin açık olmaması durumunda, başvuru sahibinden istemini netleştirmesinin istenmesi bunlardan biridir. Ayrıca, isteme konu olan belgelerin çok uzun veya çok fazla sayıda olması durumunda, gayr-ı resmi biçimde başvuru sahibiyle görüşülmesi ve uzlaşılmaya çalışılması bu konudaki bir başka yöntemdir. Türkiye’ye bakıldığında, düzenlemeler içinde buna benzer önlemlerin olmadığı görülmektedir. Her ne kadar genel olarak, “hakkın kötüye kullanılmaması” ilkesi söz konusu olsa da, iki yıllık süre içinde, zamanın geçmesiyle, sistemin daha fazla benimsendiği ve başvuru sayısının artmakta olduğu göz önüne alınırsa, bu konuda somut adımların atılması gerektiği açıktır.
Konumuz çerçevesinde, Türkiye ile Avrupa Birliği uygulamaları arasında farklı olan önemli noktalardan biri de, itiraz sürecine ilişkindir. Farklar çerçevesinde, ilk olarak söylenebilecek, teyit edici başvuru (confirmatory application) aşamasının ülkemizde olmadığıdır. Ancak Türkiye’deki tartışmalar da dikkate alındığında, bu konu üzerinde fazla durulmadığı görülmektedir. Avrupa Birliği sistemi içinde de, ilk başvurularda alınan sonuçların, teyit edici başvurularda pek değişmediği düşünülürse, kurum tarafından verilen ilk yanıtın sağlamasının yapılması olarak değerlendirilebilecek bu uygulamanın yararlı olmakla birlikte çok elzem olmadığı söylenebilir. Ayrıca Türkiye’deki bilgi edinme hakkı kapsamında yapılan toplam başvuru sayısının, Avrupa Birliği düzlemindeki sayıdan çok fazla olduğu göz önüne alınırsa, bu yöndeki bir uygulamanın, sistemde önemli aksamalara yol açacağı öngörülebilir. Ancak Avrupa Birliği düzleminde olup, Türkiye’de de yararlanılabilecek bir sistem olarak karşımıza ombudsmanlık çıkmaktadır. Ombudsmanlık sistemi Avrupa’da iyi biçimde işlemektedir. Türkiye’de de bu konuda öneriler vardır. Bir ülkede olumlu sonuç veren bir sistemin bir başka yerde aynı sonucu vermesi beklenemez. Dolayısıyla sistemi, hemen aynı biçimde benimsemek gerekmez. Ancak Türkiye’de mahkemelerin görev yükü, baktıkları dosya sayıları düşünüldüğünde, bilgi edinme hakkıyla birlikte daha da artacak bu yükü azaltacak ve konunun hızlı biçimde sonuçlandırılmasını sağlayacak bir sistem oluşturulması yararlı olacaktır. Diğer yandan, hukuk sistemlerinin giderek artan biçimde sahip oldukları uluslarüstü niteliğe bağlı olarak hem ülkemiz vatandaşları hem de, karşılıklılık ilkesi çerçevesinde de olsa, bilgi edinme hakkından yararlanabilen Türk vatandaşı olmayan kişiler bakımından, insan hakları alanındakiler başta olmak üzere, uluslar arası mevzuata hakim uzmanlarca konunun karara bağlanması çok önem taşımaktadır. Konuyla ilgili uzmanların sürece dahil edilmesi, hakkın etkili ve kapsamlı biçimde kullanılması yolunda önemli bir adım olacaktır.
Türkiye’deki sistem açısından, önemli olan bir diğer nokta ise, daha önce de belirttiğimiz gibi, hakkın kullanılmasında meselenin can damarı olan, hakkın sınırlarına, bir başka terimle, hakkın istisnalarına ilişkin, Bilgi Edinme Hakkı Yasası’nın bu konudaki hükümlerini netleştirecek, hatta bazı vakalar açısından yasanın “uygulanabilir” olmasını sağlayacak yasal düzenlemelerin bir an önce yapılmasıdır. “Devlet sırrı”nın, “ticari sır”rın tanımlanması başta olmak üzere, Bilgi Edinme Hakkı Yasası’nı destekleyecek ilişkili yasaların sürüncemede bırakılmaması, sistemin amaçladıklarının gerçekleştirilmesi açısından kilit önemdedir.

NOTLAR
1 Beyaz Belge’de iyi yönetişimin beş ilkesi olarak, şeffaflık veya saydamlık, katılım, hesap verebilirlik, etkinlik ve tutarlılık sayılmaktadır.
2 2001 yılının Ekim ayında 4705 sayılı yasayla yapılan bir anayasa değişikliğiyle, 1982 Anayasası’nın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40. maddesine eklenen ikinci fıkrada, “Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır” denilmektedir (T.C. 1982 Anayasası, 2006:64). “Dilekçe hakkı” başlıklı 74. maddede yapılan değişikliklerle, dilekçe hakkının “vatandaşlar” yanında “karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancılar” tarafından da kullanılacağı hükme bağlanmaktadır. Aynı maddede yapılan bir başka değişiklikle de dilekçe sahiplerine sonucun yazılı olarak “gecikmeksizin” bildirileceği belirtilmektedir (T.C. 1982 Anayasası, 2006:98).
3 Uslu, konuşmasında, zaman zaman “kamu” terimini, “devlet” yerine kullanmakta, “kamu ile toplum”, “kamu ile vatandaş” ikililerinden söz etmektedir.
4 Bilgi edinme hakkının uygulanmasına yönelik olarak hazırlanmış yönetmeliğin 2. maddesinde, düzenlemenin kapsamı içindeki kurum ve kuruluşlar şöyle sayılmaktadır: “Bu Yönetmelik; merkezi idare kapsamındaki kamu idareleri ile bunların bağlı, ilgili veya ilişkili kuruluşlarının, köyler hariç olmak üzere mahalli idareler ve bunların bağlı ve ilgili kuruluşları ile birlik veya şirketlerinin, T.C. Merkez Bankası, İMKB ve üniversiteler de dahil olmak üzere kamu tüzel kişiliğini haiz olarak enstitü, teşebbüs, teşekkül, fon ve sair adlarla kurulmuş olan bütün kamu kurum ve kuruluşlarının ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının faaliyetlerinde uygulanır.”
5 2005 yılında bilgi edinme hakkı toplamı, hazırlanan ve kamuoyuna sunulan tabloda, 2004 yılındakinden farklı bir yöntemle hesaplanmıştır. 2005 yılına ait tablonun altına yer alan açıklamada da bu nokta belirtilmiştir. Sözü edilen hesaplama yönteminde, “diğer kurum ve kuruluşlara yönlendirilen başvurular” kategorisindeki sayı (31,172), toplam başvuru sayısından (657,961) düşürülerek, “net başvuru sayısı” olarak adlandırılan 626,789 sayısına ulaşılmıştır ve yüzde hesaplamalarında da bu sayı esas alınmıştır. Biz ise 2004 yılı hesaplamalarıyla tutarlı olması ve iki yılın verileri arasında tam bir karşılaştırmaya olanak sağlaması bakımından 2004 yılında kullanılan yöntemi tercih ettik. Böylece, 2005 yılına ait genel toplam, “diğer kurum ve kuruluşlara yönlendirilen başvurular”ı da içerecek biçimde hesaplandı.

KAYNAKLAR

• 2004/12 Sayılı Genelge (2004). Dilekçe ve Bilgi Edinme Hakkının Kullanılmasına İlişkin Başbakanlık Genelgesi, Resmi Gazete, Sayı:25356, http://.rega.basbakanlik.gov.tr, Erişim Tarihi:15.7.2006.
• 4982 sayılı Yasa(2003). Bilgi Edinme Hakkı Kanunu, T.C. Resmi Gazete, Sayı:25269, http://rega.basbakanlik.gov.tr, Erişim Tarihi:26.6.2006.
• Ayanoğlu, T. (2006). 4982 Sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunun Değerlendirilmesi, Vatandaşın Bilgi Edinme Hakkı Uluslararası Konferansı Tutanakları, TESEV Yayınları, 51-57. http://www.tesev.org.tr
• BEDK (2005). T.C. Başbakanlık Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu Tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Sunulan 2004 Yılına İlişkin Genel Rapor, http://www.tbmm.gov.tr, Erişim Tarihi:28.10.2006.
• Berkarda, K. (2006). Bilgi Edinme Hakkına İdarenin Bakışı Üzerine Tespitler, Vatandaşın Bilgi Edinme Hakkı Uluslararası Konferansı Tutanakları, TESEV Yayınları, 82-85 http:www.tesev.org.tr, Erişim Tarihi:15.7.2006,.
• Hacaloğlu, A. (2003). Bilgi Edinme Hakkı Kanunu Tasarısı Hakkında CHP Gurubu Adına Konuşma, 4982 Sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu Hakkındaki Meclis Görüşmeleri, 5. Birleşim, TBMM Tutanak Dergisi, Dönem:22, Cilt:27, Yasama Yılı:2, 9 Ekim, www.tbmm.gov.tr, Erişim Tarihi:15.7.2006.
• Kenneth, H.K., D.D. Clark vd. (haz.) (2001). Global Networks and Local Values, USA: National Academy Pres.
• Komisyon Raporu (2003). Bilgi Edinme Hakkı Kanun Taslağı Esas Komisyon Raporu, http://www.tbmm.gov.tr/bilgiedinme/bilgiedinme-index.htm, Erişim Tarihi:15.7.2006.
• Report from the Commission (2003). Report from the Commission on European Governance, http://europa.eu, Erişim Tarihi:14.7.2007.
• TBMM (2003a). 4982 Sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu Hakkındaki Meclis Görüşmeleri, 5. Birleşim, TBMM Tutanak Dergisi, Dönem:22, Cilt:27, Yasama Yılı:2, 8 Ekim, www.tbmm.gov.tr, Erişim Tarihi:15.7.2006.
• TBMM (2003b). 4982 Sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu Hakkındaki Meclis Görüşmeleri, 5. Birleşim, TBMM Tutanak Dergisi, Dönem:22, Cilt:27, Yasama Yılı:2, 9 Ekim, www.tbmm.gov.tr, Erişim Tarihi:15.7.2006.
• TBMM (2006). TBMM Başkanlığı Basın Açıklaması 17 Mayıs, http://www.tbmm.gov.tr, Erişim Tarihi:28.10.2006.
• TESEV (2004). Bilgi Edinme Hakkı Değerlendirme Raporu, http://www.tesev.org.tr, Erişim Tarihi:15.7.2006.
• Uslu, Z. K. (2003). Bilgi Edinme Hakkı Kanunu Tasarısı Hakkında AKP Gurubu Adına Konuşma, 4982 Sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu Hakkındaki Meclis Görüşmeleri, 5. Birleşim, TBMM Tutanak Dergisi, Dönem:22, Cilt:27, Yasama Yılı:2, 8 Ekim, www.tbmm.gov.tr, Erişim Tarihi:15.7.2006.
• White Paper (2001). White Paper on European Governance, http://eur.lex.europa.eu//LexUriServ/site/en/com/2001/com 2001-0428en01.pdf, Erişim Tarihi: 26.6.2006.
• Yaşamış, F. (2004). Anayasa Hukuku ve İnsan Hakları Açısından Bilgi Edinme, Erişim Tarihi: 15.7.2006.
• Yönetmelik (2004). Bilgi Edinme Hakkı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik, T.C. Resmi Gazete, Sayı:25445, http://rega.basbakanlik.gov.tr, Erişim Tarihi:26.6.2006.

Bilgi: Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tuğba Asrak Hasdemir’in 10 Mayıs 2008 tarihinde verdiği “BİLGİ EDİNME HAKKI VE BASIN” konulu seminer.

Paylaşmak için tıklayınız:
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • RSS
  • Twitter
  • Technorati
  • email
  • Live
  • Yahoo! Bookmarks
  • FriendFeed
  • LinkedIn
  • MySpace

İlgili yazılar:

Yorumlar



Yorumlarınızda resiminizin gözükmesi için, gravatar a abone olun!

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.