Ne kadar Bursasporluyuz?

08 Temmuz 2009 Yazan admin  
Kategori Güncel, Spor

Liverpool, Göteborg, Manchester, Madrid, Milan, Chelsea, Dortmund, Barcelona.

Ve daha sayamayacağım kadar çok sayıda kent.

Hiç birini gidip görmedim. Ama bu kentleri biliyorum. Siz de biliyorsunuz.

Dağını, ovasını, tarihini mi biliyoruz?

Hayır.

Sadece ve sadece futbol takımlarının başarıları nedeniyle tanıyoruz bu kentleri.

Peki, Dünya’daki en büyük sektörler neler?

En başta elbette telekomünikasyon var. Ardından silah, kimya, otomotiv, elektronik, beyaz eşya ve petrol geliyor.

Futbol bu sıralamanın neresinde?

Futbolda dönen para hayallere sığmayacak kadar büyük miktarda.

Milyarlarca Euro’nun bozuk para gibi el değiştirdiği futbol, ülkelerin olmasa bile şehirlerin kaderini değiştiren bir öneme sahip.bursasporic

Özetle anlatmak istediğim, futbol dev bir sektör ve bu sektör hem kentleri dünya çapında tanıtıyor, hem de sağladığı ekonomik hareketlilikle refah seviyesini yükseltiyor.

Dönelim Bursa’ya.

bilyoner.com, 1 milyon üyesini kapsayan bir araştırmayla “Türkiye’nin Taraftar Haritası”nı çizdi ve sonuçları geçtiğimiz hafta açıkladı.
Türkiye’nin 81 ilinde hangi takım taraftarlarının çoğunlukta olduğunu gösteren araştırmaya göre, 5 büyük ilden İstanbul ve Ankara’da en çok taraftarı olan takım Fenerbahçe iken; İzmir, Bursa ve Adana’da Galatasaray taraftarı çoğunlukta.

Cimbom’lu Bursaymışız da haberimiz yokmuş.

Ankete Bursa’dan katılanların yüzde 34’ü Galatasaraylı, yüzde 28’i Fenerbahçeli, yüzde 20’si de Beşiktaşlıyım demiş. Toplamı yüzde 82 ediyor.

Kalan yüzde 18’i Bursasporlu sanmıyorsunuz değil mi?

Trabzonlusu var, Sivaslısı var, Eskişehirlisi var, var da var…

Bursa böyleyken diğer Anadolu kentlerinde durum ne?

Trabzon’da Trabzonspor taraftarının oranı yüzde 72. Eskişehir’de Eskişehirspor %27’yle Galatasaray’ın ardından ikinci sırada yer alıyor. Sivas’daki Sivassporluların oranı yüzde 26, Malatya’daki Malatyasporluların oranı yüzde 23.

Araştırma gösteriyor ki, Bursalıların ve Bursa’da yaşayanların Bursa’yı futbolda marka kent yapmak gibi bir ideali yok.

Gönlümüz başka takımda bile olsa, kentimiz ve geleceğimiz için Bursaspor’un başarısını arzulasak, bu hedef doğrultusunda elbirliğiyle çalışsak ne güzel olurdu.

Sinan Tunç

NOT: Bir de facebook’a bakayım dedim, acaba ne kadar Bursasporlu var? 26.285 hayranı olan bir sayfa buldum. Facebook hesabınız varsa, aşağıdaki bağlantıyı kullanarak destek olabilirsiniz.

http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.facebook.com/pages/bursa-Turkey/Bursaspor/7924643393

İlgili yazılar:

Medya piyasaları çöküyor

04 Temmuz 2009 Yazan admin  
Kategori Basın, Güncel

Avrupa’daki gazeteci sendikalarının oluşturduğu üst örgüt olan Avrupa Gazeteciler Federasyonu’nun (European Federation of Journalists – EFJ) son bildirgesi, medyanın içinde bulunduğu ortam açısından oldukça düşündürücü belirlemeler içeriyor.
habercilericsayfa

İnsanlara kendi içeriklerini oluşturma ve paylaşma olanağı sağlayan teknolojinin, aynı insanların içinde yaşadıkları topluma hitap eden medyayı ise zayıflattığı vurgulanan bildirgede, “İnternet günlükleri ve sosyal paylaşım ağları, dünyanın yeni alanlarını gün ışığına çıkarırken, diğer alanlarda geleneksel medyanın, özellikle de gazetelerin ışığı solmakta” denildi. Bildirgenin devamında şu görüşlere yer verildi:
Medya piyasaları çöküyor. Reklamların internete kaçışı, gazeteler ve geleneksel televizyon için daha az zaman ayıran yeni bir kuşak, nitelikli gazeteciliğin zararına personel sayısını azaltan ve yazı işleri maliyetlerini düşüren bu endüstride paniğe yol açıyor ve demokratik çoğulculuğu zayıflatıyor.
Sektörden umutsuzca daha fazla kar çıkarma peşinde olan işverenlerin neden olduğu Avrupa’da, gazetecilik ve medyadaki gerileme, son ekonomik darboğazdan ötürü son aylarda çarpıcı bir biçimde hızlandı. Bununla birlikte, Avrupa’da medyanın içinde bulunduğu kriz, yıllardır oluşum halindeydi, bu kriz son ekonomik durgunluktan önce başlamıştı.
Kriz, medyanın Avrupa’daki siyasal, toplumsal ve demokratik yaşamı izlemesi üzerinde çarpıcı bir etkiye sahip. Özel sektör medyasıyla, başta radyo televizyon olmak üzere devletin fonladığı ve Avrupa halkına geleneksel olarak çoğulcu ve çeşitlilik içeren haberler sunan haber mecraları arasında artık, önceden var olan tatmin edici dengeden söz edilemez.
Artık medyada çoğulculuğun teminat altında tutulabileceğinin garantisi yoktur. Özel sektör artık Avrupa’da demokrasi standartlarının korunması ve yükseltilmesinde merkezi öneme sahip olan enformasyon hizmetinin sağlanmasını garanti edemez.
Aynı zamanda, kamusal radyo-televizyon alanı da kendine ait bir krizi yaşamakta ve hala büyük siyasi baskıların hedefi olmaktadır. Avrupa medyasının merkezinde, hem devlet destekli, hem de özel medya benzer biçimde olağan dışı bir baskı altındadır.
Bu, kısa dönemli bir kriz değil. ABD’de geleneksel medyanın çöküşünün boyutu, hem medya çalışanları hem de kamusal kuruluşlarda büyük bir şoka yol açmıştır. Avrupa’nın da, piyasanın yeniden yapılanmasının sonuçlarıyla kısa sürede yüz yüze geleceğinde hiç kuşku yoktur.
Değişim oldukça amansızdır ve daha açık, daha ilgili ve daha iyi enforme edilmiş toplulukların yaratılması için imkanlar sunmaktadır, ancak bu toplulukların ortaya çıkması yalnızca gazeteciliğin mesleki, kamusal amaçları (kamusal tartışmaları başlatma, bu tartışmalar hakkında eğitici ve bilgilendirici olma, toplumda iktidar sahibi olanlardan hesap sorma) korunduğu sürece mümkün olabilecektir. Gazetecilik, araştırma ve yolsuzlukları kontrol etme mekanizmaları sunmakta ve toplumları açık toplum olarak tutmaktadır.
Bu tehditkâr koşullara karşılık, Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ), gazeteciliğin geleceği konusunun, medyanın Avrupa kıtası boyunca istikrar, sosyal adalet ve eşitliğe dayanan bir demokrasi inşa edilmesinde oynadığı kilit role ilişkin ulusal ve uluslararası düzeydeki tartışmanın merkezine oturtulması gerektiğine inanmaktadır.
Gazeteciler ve sendikaları, çalışma koşulları, mesleki standartların ve demokratik medyanın can daman olan sendikal haklarını savunmaya kararlıdır. Gazeteciliğin ve Avrupa medyasının yaratıcı kalbi olan medya profesyonelliğinin korunması, beslenmesi ve gelişmeye teşvik edilmesi gerektiğine inanıyoruz.
EFJ bu düşünceyle; Etik Gazetecilik Girişimi çerçevesinde ve aşağıdaki ilkeler doğrultusunda, medyada kamu yaran değerleri ve etik gazeteciliğe bağlılığın yeniden canlandırılmasına yönelik olarak kıta çapında bir kampanya çağrısında bulunmaktadır:
1. EFJ, gelişmenin önündeki engel olarak kabul ettiği, her tür sansür ve otosansür uygulamasına karşı tutumuna sıkı sıkıya bağlı kalmayı sürdürmektedir. Hükümetlerin, gazetecilerin özgür çalışmalarına imkan sağlayacak yasal, düzenleyici koşulları oluşturmakta başarısız kalmaları halinde, demokrasi işlevini yerine getiremez.
2. Gazetecilik inanılır ve güvenilir olmalıdır. Bu da, gazetecilerin işlerine, onların yaptıkları çalışmalara yatırım yapılmasını, toplumsal koşullarındaki, iş koşullarındaki belirsizliklerin giderilmesini gerektirir. Kadrolu veya serbest tüm gazetecilerin, fikri haklarının ve profesyonel statülerinin koruyucu düzenlemelerle desteklendiği uygun çalışma koşullarına sahip olması, nitelikli gazeteciliğin de güvencesidir.
3. Özellikle daha açık, çoğulcu ve temsili hükümet yönünde çaba gösteren toplumlarda olmak üzere, gazetecilerin mesleki eğitimine ve yetişmesine daha fazla önem verilmelidir.
4. Medya dallarının birbirine giderek daha fazla benzemesi, yakınlaşması, yeni yönetim modelleri gerektirmektedir; basın konseyi ve radyo televizyon yayımcılığı konseyleri, farkı biçimlerdeki iç düzenleme, ortak düzenleme ve bağlayıcı yasalar. internet gerçeklikleri, var olan yapıları giderek daha demode hale getirmektedir.
5. Enformasyon dünyasındaki değişim, eski ve test edilmiş değerleri esas alan yenilikler ve yeni vizyonlar gerektirmektedir. EFJ, gazeteciler ve onların sendikalarının, tehditlerin üstesinden tek başlarına gelemeyeceğini kabul etmektedir. Medyanın rolünü güçlendirmeye ilişkin yeni diyalog ve tartışmaların başlatılması için, medya sahipleri, açık toplum gruplan, ulusal ve Avrupa düzeyinde siyasetçiler de dahil bütün ilgilileri kapsayan yeni ittifaklar oluşturmalıyız.
Avrupa’da basının geleceği üzerinde ulusal düzeylerde ve Avrupa düzeyinde kamuoyu tartışmaları başlatılması için, Avrupa Birliği’nde 2009 yılındaki yönetim değişikliğini bir fırsat olarak kullanmalıyız.
Bu tartışma sadece telefon, radyo-televizyon yayını, yazılı ve dijital medyanın teknolojik olarak birbirlerine yakınlaşmasından kaynaklanan iletişim politikaları ve teknolojik sorunlara odaklanmamalı. Bunlar önemlidir, ancak kritik ve tarihi önemdeki mesele, Avrupa’nın demokratik hayatında çoğulculuk ve halk katılımı mekanizmasının temel taşı olarak gazeteciliğin rolünün güçlendirilmesidir.
Bu nedenle EFJ, Varna’da yapılan 2009 Yıllık Toplantısında, Avrupalı gazetecilerin, aşağıdaki eylemler aracılığıyla, gazetecileri, değişimin öncülüğüne yerleştireceğini ilan etti:
• Medya sektöründeki gelişmelerin eksiksiz incelenmesine olanak sağlamak için, Avrupa düzeyindeki siyasetin değişmesi yönünde güçlü bir kampanya yürütmek ve yeni girişimleri teşvik etmek; bu yeni girişimlerin, bütün tarafların katılımıyla bir Avrupa medya zirvesinin yapılmasını, medyadaki krizin doğurduğu belirsizlik ortamında AB ülkelerinin yol bulmalarına yardımcı olmak üzere, basın sendikalarının da katılımıyla, AB bünyesinde bir “medya görev gücü (task force)” oluşturulmasını da kapsaması;
• Siyasal karar vericiler ve hükümetlerle diyalog alt yapısının iyileştirilmesi olanaklarını medya sahipleri ve diğer taraflarla birlikte araştırmak;
• Medyaya acil destek kapsamında ulusal düzeyde ve Avrupa düzeyinde yapılacak önerileri desteklerken; geleneksel veya yenilikçi biçimlerde yapılabilecek bu yardımların, aşağıdaki şartlar altında gerçekleşmesinde ısrarcı olmak:
-Editoryal bagımsızlığın ve basın özgürlüğünün temel etik ilkelerine saygı ve bu değerleri medya kurumlan ile gazeteciliğin değişen çehresinde de savunmak;
-Gazeteciler ve diğer medya emekçilerinin iş standartları ve uygun çalışma koşullarını da kapsayan sosyal haklara saygı;
-Nitelikli gazeteciliğe yatırım yapılması, çeşitliliğin teşvik edilmesi ve çoğulcu medyatik sistemler bünyesinde kamunun yararına olan değerlerin vurgulanması;
• Avrupa’da basın endüstrisindeki değişimi izlemeyi sürdürmek ve gelişmeleri haberleştirmek;
• Pervasız maliyet azaltma stratejilerine karşı direnişlerinde gazetecilere destek olmak, Avrupa çapında EFJ’ye bağlı güçlü sendikaların gelişimini ve toplumdaki tüm gruplara, özellikle de gençlik kesimine erişebilme yeteneklerini teşvik etmek;
• Gazeteciliğin savunulmasına ilişkin yeni girişimlerin belirlenmesi ve Avrupa’da medyanın geliştirilmesi amaçlı yeni girişimlerin olgunlaştırılması amacıyla, 2009 Yılında, medya krizi üzerine Avrupa çapında bir konferans düzenlemek.
EFJ, geleceğin büyük fırsatlar sunmasının yanı sıra çok önemli tehditler de getireceğine inanmaktadır. Mesleği ve gazetecilerin istihdamını savunma çalışmalarında, üyemiz olan sendikaların yanındayız; bütün bireylerine değerler ve diyalog sunan bir toplumun öneminin ve basın özgürlüğünün ön plana çıkarıldığı, geleceğe dair yeni tartışmalar ve diyalogları teşvik etmeyi sürdüreceğiz.

İlgili yazılar:

İhtilalden bu yana ilk basın grevi

04 Temmuz 2009 Yazan admin  
Kategori Basın, Güncel

grevsabahicTürkiye Gazeteciler Sendikası’nın 12 Eylül ihtilalinde grev eylemlerinin durdurulmasının ardından Bursa’daki ilk basın grevi 3 Temmuz 2009 Cuma günü başladı. Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), ATV ile Sabah gazete ve dergi gruplarının bağlı olduğu Turkuvaz işletmesine ait Bursa’daki iş yerinde grev uygulaması başlattı.

TGS temsilcileri, Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nuri Kolaylı ve Türk-İş 8. Bölge Temsilcisi Mehmet Kanca ile Türk-İş’e bağlı sendikaların şube başkanları tarafından Turkuvaz Haber Ajansı’nın Kırcaali Mahallesi Kahramanoğlu 1 Plaza’nın ikinci katındaki bürosuna grev pankartının asılmasının ardından bina önünde basın açıklaması yapıldı.

Basın açıklamasında ilk sözü alan TGS Ankara Şubesi Mali Sekreteri Cem Kor, TGS Yönetim Kurulu’nun 6 iş yerinde grev başlatılması nedeniyle hazırlanan metni okudu. Konuşmasının ardından greve destek veren BGC Başkanı Nuri Kolaylı’ya teşekkür eden Cem Kor, “BGC’yi ve başkanını, sivil toplum kuruluşu olarak yanımızda görmekten memnunluk duyuyoruz” dedi.

BGC Başkanı Nuri Kolaylı da, basın sektöründe sendikal örgütlülüğün önemine işaret ederek, Turkuvaz iş yerlerinde 13 Şubatta başlayan grev uygulamasının bir an önce çalışanların lehine sonuçlanması dileğinde bulundu.

Greve katılan 10 gazetecinin işten çıkarılmasının ”patron ayıbı” olduğunu anlatan Kolaylı, Turkuvaz’daki örgütlenme sürecinin bir benzerinin de Bursa’da Olay Medya’da yaşandığını hatırlattı. Olay Medya çalışanlarının örgütlülük mücadelelerinin sonuç verdiğine, Olay Gazetesi’nde yetkiyi alan TGS’nin toplu iş sözleşmesi için yakın zamanda işverenle masaya oturacağına işaret eden Kolaylı, bu iş yerindeki sürecin anlaşmayla sonuçlanmasını temenni ettiklerini dile getirdi.

Türk-İş 8. Bölge Temsilcisi Mehmet Kanca da, TGS’nin yaklaşık 4,5 ay önce İstanbul’da başlattığı grevin ilk tabelasını asanlardan biri olduğunu, Bursa’da da grev pankartını asan teşkilatla yine beraber olmanın gururunu yaşadığını belirtti.

Turkuvaz işvereninin çalışanlarına karşı sergilediği tutumu ”insanlık dışı” olarak nitelendiren Kanca, işverenin, örgütlenme hakkının yasalarla belirlenmiş olmasına rağmen bu hakkı kullanan sendika üyelerini istifaya zorlayarak, toplu iş sözleşmesi sürecindeki müzakerelerde 22 madde görüşüldükten sonra masadan çekildiğini, arkasına bir gücü alarak bu toplu iş sözleşmesinin akıbetini sonuçsuz bıraktığını savundu.

Kanca, TGS yönetiminin bu nedenle yasanın kendilerine verdiği yetkileri kullanarak, Turkuvaz’a ait İstanbul, Ankara’da toplam 3 iş yerinde Şubat ayında greve çıktığını, bugün de 6 ilde bulunan iş yerlerinde grev uygulamasının başlatıldığını belirterek, şunları söyledi:

”Bu grev, ne ilk grevdir ne de son grev olacaktır. Kamudaki yaşanan olumsuzluklar önümüzdeki günlerde diğer toplu iş sözleşmelerine de sirayet edeceği için TGS’nin grevinin, bizim için sendikal açıdan diğer grevlerle hiçbir farklılığı yoktur. bu grev, TGS’nin grevi değil Bursa’daki Türk-İş’e bağlı sendikaların grevidir, bu grev Türk-İş’in grevidir. Bu grev, sonucu çalışanların lehine oluncaya kadar Türk-İş’e bağlı sendikalarımızdan yerelde ve genelde destek görecektir.

TGS’nin en son grevinin 12 Eylül 1980 sürecinde durdurulduğunu, 29 yıl aradan sonra yapılan ilk grev olan ”Turkuvaz grevi”nin Bursa’da da basın sektöründe uygulanan ilk grev olduğunu kaydeden Kanca, şöyle devam etti:

”Bursa ilk toplu iş sözleşmesi de inanıyorum, güveniyorum, her ne kadar TMSF yönetiminde de de olsa Olay gazetesindeki cengâverlerin başlattığı sendikal örgütlenme hareketinin sonucu olarak neticelenecektir. Bu sürecin tüm basın çalışanlarına hayırlı olmasını diliyorum. TGS ve BGC saflarında henüz yer almayan basın mensuplarının da üyeliklerini mutlaka yapmaları gerektiğini söylüyorum.”

İlgili yazılar:

Matematik yalan söylemez

01 Temmuz 2009 Yazan admin  
Kategori Ekonomi, Güncel

Hukukçuya yalan söyletebilirsiniz. Gazeteciye, politikacıya, öğretmene, hatta zabıtaya yalan söyletebilirsiniz. Yerleşik deyimle “adam gibi adam” değilse yalan söyler.

Ama matematikçiye kolay kolay yalan söyletemezsiniz. Hatta hiç söyletemezsiniz. Rakamlar yalan söyletmez.

Bakalım yalan söylemeyen ve söyletmeyen rakamlar 30 Haziran 2009’da ne dedi:

  • Türkiye ekonomisi yılın ilk çeyreğinde yüzde 13,8 daraldı ve resmen durgunluğa girdi.
  • Türkiye ‘en çok daralan ülkeler’ sıralamasında üçüncü sırada yer aldı.
  • Yılın ilk 6 aylık döneminde ihracat yüzde 34,5 azaldı.
  • Geçen yılın son çeyreğinde yüzde 4,6 azalan tüketim, yılın ilk üç ayında da yüzde 9,2’lik düşüş kaydetti.
  • Yatırımlarda yüzde 29,7’lik daralma yaşandı.

Ne demişti başbakanımız:

“Allah’a şükür küresel kriz Türkiye’yi teğet geçti.”

Baktı teğet geçmemiş, aradan 4 ay geçtikten sonra düzeltti:

“Yok pardon. Teğet geçmedi de, teğet geçerken birazcık sıyırdı.”

Acaba şimdi ne diyecek çok merak ediyorum.

Ne diyecek bilemiyorum. O kadar hayal gücüm yok ama “Teğet geçiyordu, teğet geçerken sıyırdı, sıyırırken de kafamızı patlattı” demeyeceği ortada.

Avrupa’nın en büyük ekonomisine sahip olan Almanya yüzde 6,9 daralma yaşarken, İsveç ekonomisi yüzde 6,5, İtalya da yüzde 6 oranında daraldı. Latin Amerika’nın en çok daralan ülkesi yüzde 8,2 ile Meksika oldu. Bizi azıcık sıyıran kriz Türk ekonomisini yüzde 13,8 daralttıysa, yukarıda saydığım ülkelere demek ki hiçbir şey olmadı.

Yalan söylemeyen matematiğin verileri ortada. Kimin ne diyeceği, ne yalanlar üreteceği artık umurumda değil.

Çünkü ülkemiz ekonomik anlamda uçurumdan aşağı hızla düşerken söylenen yalanlar da anlamını yitiriyor. İsteyen istediği yalanı söylesin, gerçekler balyoz etkisiyle günlük yaşamımıza giriyor. İnsanlar aç, insanlar açık, insanlar işsiz, insanlar umutsuz ve ümitsiz.  Bırakalım artık kim ne söylemişi de, kafamızı patlatan krize çözüm bulalım.

Sinan Tunç

İlgili yazılar:

Habercilik TARAFsızlıktır

26 Haziran 2009 Yazan admin  
Kategori Basın, Güncel

gazete150Bu ülkede kaç yayın organı ve kaç gazeteci var?
Cevabı bulmak için sakın Türkiye İstatistik Kurumu’nun internet sayfasına bakmayın. Ömrümden yarım saati orada harcadım. Tek sözcük yok.
Neyse sorumuza dönelim.
Bu ülkede kaç gazeteci var?
Siz diyin on bin, ben diyeyim daha fazla.
Bu gazeteciler ne iş yapar?
Toplumu bilgilendirirler. Ama ideolojik görüşlerine veya birilerinin yönlendirmelerine göre değil, “doğru” bilgilere ulaşarak, “taraf”sız haber yaparlar, yapmalılar. Yorum yazarların işidir. Yazarlar “taraf” olabilir, haberciler olmaz.
Ben şimdi “taraf” olup olmadığım sorgulanmaksızın bir haber yapsam, önüme gelen veya getirilen bir belgeyi araştırıp soruşturmadan, ülkenin en saygın kurumunu hedef alan, “taraf”lı, asılsız haberi müdürüme götürsem ne olur? İnanıyorum ki Bursa’daki medya kuruluşlarında çalışan her haber müdürü, her editör, her yönetici haberi yüzüme fırlatır. Üstelik bununla da kalmaz, en az bir saat gazeteciliğin toplumsal önemi üzerine ders verirler. Vermelidirler.
Peki, çok satan, çok okunduğu söylenen bir yaygın medya kurumunda ne olmuş?
Haber manşetten verilmiş.
Sonra?
Sonrası ortada.
Başta ekonomik kriz ve dış politikadaki gelişmeler olmak üzere onlarca soruna akılcı çözümler üretmesi gereken Türkiye, son 15 gününü doğruluğu kanıtlanmamış bir belgeyi tartışmakla geçirdi.
Ağzımızla kuş tutsak geri getiremeyeceğimiz 15 günü kaybettik.
Şimdi bununla da kalmayıp, önümüzdeki süreçte de kaybetmeye devam mı edeceğiz?
Hayır.
Şimdi, kaybettiğimiz 15 günün hesabını soracağız, sormalıyız.

İlgili yazılar: