Bilgi Edinme Hakkı – 3

19 Haziran 2009 Yazan admin  
Kategori Bilgi Edinme Hakkı, Medya Seminerleri

Sunuş yazısında, bilgi edinme hakkı yasasının ilk yıldaki uygulamasının genel olarak olumlu geçtiği belirtilmekle birlikte bazı aksamalardan da söz edilmektedir. Bunlardan bir kısmı, kimi kurumların yasanın uygulanması sürecindeki olumsuz tutumlara ilişkindir. Ancak süreç içinde bunların değişmesi beklenmektedir. Kurulun dile getirdiği önemli sorunlardan biri, yasanın ilk biçiminde, daha önce de değindiğimiz gibi, BEDK’nun yetki alanının yasanın belli maddeleriyle sınırlı olmasıdır. Bir başka deyişle, bilgi isteminin, yalnızca devlet sırları ile ekonomik çıkarlar gerekçe gösterilerek tamamen veya kısmen red edildiği durumlarda BEDK’na itiraz hakkı olmasının sakıncalarına değinilmekte ve bu konuda bir yasa değişikliğine gidilmesi beklentisi dile getirilmektedir. TBMM’ye yönelik bu beklenti boşa çıkmamış ve birinci bölümde ele aldığımız gibi, 2005 yılında BEDK’nın yetki alanı, bilgi isteminin kısmen veya tamamen reddedilmesi durumunda yapılacak olan tüm itirazları kapsayacak biçimde genişletilmiştir.
2005 yılına ait sonuçlara bakacak olursak, bu yılda Türkiye genelinde 657,961 adet bilgi edinme başvurusu yapılmıştır. 2004 yılında toplam 395.557 başvuru yapıldığı dikkate alındığında, 2005 yılında Türkiye genelindeki başvuru sayısında bir önceki yıla göre %66 oranında bir artış olmuştur.
2005 yılında olumlu yanıt verilen başvuru sayısı 542.364’dür. Yani başvuruların %82.4’üne olumlu cevap verilmiştir. Başvuruların 21.712’si ise “kısmen olumlu kısmen de reddedilerek” yanıtlanmıştır. Bu biçimde yanıtlanan başvuruların toplam başvuruya oranı ise %3,3’’dür. Reddedilen başvuru sayısı 54,234’dür ve toplam başvurunun %8,24’ünü oluşturmaktadır. Toplam başvurular içerisinde “gizli ya da sır niteliğindeki bilgiler çıkarılarak bilgi ve belgeye erişim sağlanan başvurular”ın adedi 5.979 olmuştur. Bu sayı toplam başvurunun %0,91’dir.
31.172 başvuru da yanlış kuruma yapıldığı için ilgili kurum ve kuruluşa yönlendirilmiştir. Bu başvuruların genel toplam içindeki oranı da %4,7’dir. 2004 yılı içerisinde red edilen başvurular üzerine yargıya başvuru olmamışken 2005 yılında red edilen başvuru sahiplerinden 311’i yargıya başvurmuştur. Buna bağlı olarak, 2004 yılından farklı olarak, 2005 yılı tabloları içinde “başvurusu reddedilenlerden yargıya itiraz edenler” başlıklı yeni bir kategori oluşturulmuştur. Bilgi edinme hakkına ilişkin genel raporu kamuoyuna açıklamakla yükümlü olan TBMM yaptığı basın toplantısında, 2005 yılında bir önceki yıldan farklı olarak, başvurusunun reddi üzerine yargı organlarına başvuran kişilerin olmasını “bilgi edinme hakkının kullanımında etkinliğin giderek arttığının göstergesi” olarak yorumlamaktadır (TBMM,2006). Bu haktan yararlanan kişilerin sayısı az olmakla birlikte söz konusu durum, kişilerin bilgi edinme kapsamı içinde kendilerine tanınan haklardan yararlandıklarını göstermesi açısından önemlidir.
Bilgi edinme istemi kısmen veya tamamen reddedilen başvuru sahiplerinin itirazda bulunabilecekleri bir diğer merci de 4982 sayılı yasa kapsamında oluşturulan BEDK’dur. 2004 yılında Kurul’a, kurum ve kuruluşlardan aldıkları yanıta ilişkin olarak 355 adet itiraz başvurusu olmuştur. Bu itirazların tamamı karar bağlanmıştır. Yapılan itirazların 178’i kabul edilmiş (toplam başvurunun yaklaşık %50’si), bir başka deyişle kurum ve kuruluşlarca, başvuru sahiplerine verilen yanıtlar yerinde görülmemiştir. İtirazlardan 37 adedi ise kısmen kabul edilerek, kurum ve kuruluşların başvuru sahibine verdikleri olumsuz yanıtların bir kısmı yerinde görülmemiş diğer kısmı ise yerinde görülmüştür. İtirazların 72 adedinde ise, ilgili kurum ve kuruluşların yanıtları yerinde görülerek, Kurulca, yapılan itirazın red edilmesine karar verilmiştir. İtiraz başvurularından 262’sı, 4982 sayılı yasada, Kurul’a itiraz için öngörülen 15 işgünlük itiraz süresi geçirildiğinden işleme konulamamış ve durum, düzenlemeler uyarınca, itiraz sahiplerine bildirilmiştir.
BEDK tarafından yapılan değerlendirmede, Kurul’a “yapılan itirazların önemli bir bölümünü, başvuru sahiplerinin kendi haklarındaki ‘soruşturma-inceleme raporları’ ile ‘sicil raporları’ istemlerinin kurum ve kuruluşlarca olumlu karşılanmamasına itirazları oluştur”duğu söylenmektedir (BEDK, 2005). Bilgi edinme hakkının kullanılmasında, gerek 4982 yasa kapsamında bulunan kurum ve kuruluşlara yapılan başvurularda, gerekse BEDK’na yapılan itirazlarda, başvuru sahiplerinin kendileri hakkında yapılan soruşturma-inceleme raporları ile sicil raporlarına ilişkin başvurular önemli bir yer tutmaktadır. Böylece, yasanın uygulanmasıyla birlikte, kamu çalışanlarının yıllar boyunca erişemedikleri, kendilerini ilgilendiren bilgi ve belgeler hakkında bilgi sahibi olması olanağı sağlanmış bulunmaktadır. Bu konudaki başvuru sayısının yüksekliği de bu konunun önemini göstermektedir.
BEDK’ya itiraz yoluyla yapılan başvuruların yanı sıra doğrudan yapılan başvurular da söz konusudur. Kurul tarafından yapılan açıklamaya göre, bu başvuruların önemli bir kısmı 4982 sayılı yasanın uygulanmasına ilişkindir: “2004 yılı içerisinde Kurulumuza Kanun kapsamındaki kurum ve kuruluşlarca 4982 sayılı Kanun ile Bilgi Edinme Hakkı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkındaki Yönetmeliğin uygulanmasında karşılaştıkları ve tereddüte düştükleri hususlarla ilgili olarak 18 adet başvuru olmuş”tur (BEDK,2005). Kurul’a doğrudan yapılan başvurular 2005’te de sürmüştür.
Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu’na doğrudan yapılan ve büyük ölçüde de bilgi edinme hakkına ilişkin uygulama yöntemleri konusunda bilgi veya belge istenen başvuruların toplamı, 2004 yılı ve 2005 yılı verileri karşılaştırıldığında, ilk yıl daha fazladır. Ancak 2005 yılında başvuru genel toplamı düşmekle birlikte, olumlu yanıtlanan başvuruların oranı yükselmiştir. İronik olan, olumlu yanıtlanan başvuruların yanında reddedilen başvuruların oranının da (az bir farkla olsa da) yükselmesidir aynı yıl. 2005 yılında yükselen bir başka oran da “diğer kurum ve kuruluşlara yönlendirilen başvurular”a aittir. Bu oran 2004’te %6,45 iken 2005 yılında %21,1’dir.
Son Söz Yerine Bir Değerlendirme
Bilgi edinme hakkının, devleti küçültmeye, sivil toplum örgütleri ile ikame etmeye çalışan yönetişim anlayışı çerçevesinde gündeme gelmesi dikkate değer bir noktadır. Siyasal olanın değerinin aşındırılması yanında, örgütlü hak arama ve bilgi isteme çabalarının bireyin “bir takım odaklarca yönlendiriliyor” olduğunun dile getirilmesi başta olmak üzere çeşitli eleştirilere ve engellemelere konu olduğu bilinmektedir. Bilgi edinme hakkının, bireyin genellikle tek başına kullanacağı hak kategorileri arasında olduğu düşünülmektedir. Şüphesiz bilgi edinme hakkı yoluyla kamusal belgelerin yurttaşlar için açık hale gelmesi önemlidir. Ancak elde edilen bilgilerin gerektiğinde kamusal hale gelmesi ve uygulanan politikaların eleştirilmesi değiştirilmesi amacıyla kullanılabilmesi için, bireylerin yanında örgütlerin de sürece dahil olması gerekmektedir. Türkiye’deki bilgi edinme sisteminde, başvuru sahiplerinin demografik özelliklerine ilişkin ayrıntılı veriler sunulmamaktadır. Ancak Avrupa Birliği düzlemindeki uygulama çerçevesinde tutulan veriler, belgelere erişim hakkından yararlananların başında sivil toplum örgütleri ve bu örgütler içinde yer alan kişilerin geldiğini göstermektedir. Bilgi edinme hakkının etkin biçimde kullanılabilmesi bakımından unutulmaması gereken bir başka nokta ise, hak ve özgürlüklerin bir bütün olduğudur. Bilgi edinme hakkı, düşünce ve düşünceyi açıklama hak ve özgürlüğünün önündeki engellerden etkilendiği kadar yurttaşların daha iyi ekonomik koşullarda yaşamasına, örgütlü biçimde hareket etmesine yönelik olarak sosyal ve ekonomik hak ve özgürlük kategorilerinden de etkilenmektedir.
Bilgi edinme hakkının etkili biçimde kullanılabilmesi için hakkı kullanan bireyin donanımlı olması gerekmektedir. En başta okuma yazma bilmek, bilgiye erişmek için gerekli en temel niteliklerdendir. Kurumlara bilgisayar ortamında da başvuru yapılabildiği ve özellikle bu yolun yaygınlaştırılmaya çalışıldığı ve bu yolla bilgiye erişimin, ulaşım vb. engelleri ortadan kaldırarak daha pratik hale getirdiği göz önüne alındığında, yukarıda sözü edilen asgari donanım düzeyi biraz daha yukarı çekilmektedir. Örneğin bilgisayar kullanabilmek bilgiye erişimde kolaylık sağlayacak nitelik olarak karşımıza çıkmaktadır. Kişinin bilgilenebilmek ve bilgiyi kullanabilmek amacıyla kendisine zaman ayırması ve bu nedenle zorunlu ihtiyaçlarının karşılanması için gereken zamanın kısaltılabilmesi önemlidir.
Bilgi edinme veya belgelere erişim hakkına ilişkin somut düzenlemelere ve uygulama örneklerine ilişkin genel bir değerlendirme yaptığımızda, Türkiye’de ve Avrupa Birliği çerçevesindeki sistemlerin de uygulanma düzlemleri farklı olmakla birlikte birbirine benzer özelliklere sahip oldukları görülmektedir. Ülkemizdeki 2004 yılından bu yana uygulanmakta olan bilgi edinme hakkına ilişkin sistem düzenlenme biçimi itibariyle, büyük ölçüde Avrupa Birliği’nde, özellikle 2001 Aralık ayında yürürlüğe giren 1049/2001 sayılı Tüzükle yapılan değişiklikler sonrasında uygulanmakta olan belgelere erişim hakkı konusundaki sistemle benzeşmektedir. Bu benzerliğe ilişkin değerlendirmelere daha önceki bölümlerde değinmiştik. Bu aşamada, her iki sistem çerçevesinde vurgulamak istediğimiz bazı noktaları ele alalım.
Bilgi edinme hakkı ile belgelere erişim hakkının kullanılmasında ve yaygınlaşmasında, hakkın sınırlanmasına yönelik düzenlemeler kilit önemdedir. Başvurunun olumlu veya olumsuz veya kısmen olumlu kısmen olumsuz yanıtlanmasında olduğu gibi, gizli bilgilerin çıkarıldıktan sonra bilgi veya belgeye erişime olanak tanınmasında belirleyici olan öğe, büyük ölçüde hakkın “istisna”larıdır. Düzenlenme mantığı ve biçimi açısından, ilgili bölümlerde ayrıntılı biçimde değindiğimiz gibi, iki sistemin ortaklaştığı noktalar çoktur. Türkiye’deki sistemin farklı yönü, yıllık olarak hazırlanan raporlarda ve tablolarda, istisnalardan kaynaklı red gerekçelerinin, hangi sınırlama sebebi ile verildiğinin ayrıntılı biçimde sunulmayışıdır. Bu konuda ayrıntılı döküm olmamakla birlikte, Türkiye örneğinde incelediğimiz kurum ve kuruluşlar içinde, milli güvenlik, emniyet, savunma, gibi alanlarda faaliyet gösteren kurum ve kuruluşların, bilgi isteme hakkı kapsamında yapılan başvurulara verdikleri “red” yanıtı oranının, bazı durumlarda da “gizli bilgi”leri ayırarak verilen yanıt oranının yüksekliği bu konuda bir fikir verebilir. Buna karşılık, ekonomik ve mali konularla ilgili olan kamu kurum ve kuruluşların “red” ettikleri başvuruların ve “gizli bilgi”lerin ayrılarak yanıtlanan başvuruların sayısı ve oranı, yukarıda sözünü ettiğimiz kurum ve kuruluşlarınkine göre çok düşüktür. Ayrıca sözü edilen kurum ve kuruluşların verdikleri olumlu yanıt oranı da Türkiye’deki uygulamanın geneline ilişkin verilerdeki oranlarla, genel olarak benzeşmektedir.
Hakkın “istisnaları”na ilişkin olarak Avrupa Birliği düzleminde ise, özellikle 2002 yılından bu yana öne çıkan red gerekçelerinden biri, ilk başvuru aşamasında, “teftişlerin, soruşturmaların, denetim amaçları”nın, dava sürecinin korunmasıdır. Bir başka deyişle, bu süreçlerin aksamadan, amacına uygun biçimde işlemesi, süreçte yer alan kişilerin zarar görmemesi, bu istisnaların gerekçesini oluşturmaktadır. Sözü edilen istisnalar, 1049/2001 sayılı Tüzüğün 4. maddesinin 2. fıkrasında yer almakta olup, belli durumlarda bu istisnaların “istisnası” da olabilmektedir. “İstisnanın istisnası”nın belirlenmesi ve değerlendirilmesi, daha önce değindiğimiz somut örneklerde görüldüğü gibi, vakadan vakaya değişmekle birlikte, bu süreçte mihenk taşı olarak kullanılan unsur, “kamu çıkarı”dır; kamu çıkarının başvurunun olumlu yanıtlanmasıyla elde edilecek çıkarla karşılaştırılması, olanaklıysa dengelenmeye çalışılmasıdır. Öne çıkan bir başka istisna, “karar alma süreci”nin korunmasıdır. Yapılan başvuruya verilecek olumlu yanıtla, yani istenen belgelerin açıklanmasıyla kurumların karar alma süreçleri zarar görecekse, erişim istemi reddedilebilmektedir. Burada da yine “kamu çıkarı” unsuru, istisnanın istisnasını oluşturmaktadır. Bu istisna, uygulama içinde genellikle Komisyon’un karar alma sürecinin korunması için kullanılmıştır. İlk başvuru sonrasında gündeme gelebilecek teyit edici başvurularda da, bu istisnaların diğerlerine göre daha sık biçimde kullanıldığı görülmektedir.
Sistemin işleyişi açısından önemli konulardan biri de, bilgi ve belgelere ulaşma istemlerinin idare için yarattığı yükün azaltılması, giderek hakkın kötüye kullanılmasının önlenmesidir. Avrupa Birliği düzleminde, bu yönde somut düzenlemeler söz konusudur. Belgelere erişim hakkı kapsamında yapılan başvurularda, istemin açık olmaması durumunda, başvuru sahibinden istemini netleştirmesinin istenmesi bunlardan biridir. Ayrıca, isteme konu olan belgelerin çok uzun veya çok fazla sayıda olması durumunda, gayr-ı resmi biçimde başvuru sahibiyle görüşülmesi ve uzlaşılmaya çalışılması bu konudaki bir başka yöntemdir. Türkiye’ye bakıldığında, düzenlemeler içinde buna benzer önlemlerin olmadığı görülmektedir. Her ne kadar genel olarak, “hakkın kötüye kullanılmaması” ilkesi söz konusu olsa da, iki yıllık süre içinde, zamanın geçmesiyle, sistemin daha fazla benimsendiği ve başvuru sayısının artmakta olduğu göz önüne alınırsa, bu konuda somut adımların atılması gerektiği açıktır.
Konumuz çerçevesinde, Türkiye ile Avrupa Birliği uygulamaları arasında farklı olan önemli noktalardan biri de, itiraz sürecine ilişkindir. Farklar çerçevesinde, ilk olarak söylenebilecek, teyit edici başvuru (confirmatory application) aşamasının ülkemizde olmadığıdır. Ancak Türkiye’deki tartışmalar da dikkate alındığında, bu konu üzerinde fazla durulmadığı görülmektedir. Avrupa Birliği sistemi içinde de, ilk başvurularda alınan sonuçların, teyit edici başvurularda pek değişmediği düşünülürse, kurum tarafından verilen ilk yanıtın sağlamasının yapılması olarak değerlendirilebilecek bu uygulamanın yararlı olmakla birlikte çok elzem olmadığı söylenebilir. Ayrıca Türkiye’deki bilgi edinme hakkı kapsamında yapılan toplam başvuru sayısının, Avrupa Birliği düzlemindeki sayıdan çok fazla olduğu göz önüne alınırsa, bu yöndeki bir uygulamanın, sistemde önemli aksamalara yol açacağı öngörülebilir. Ancak Avrupa Birliği düzleminde olup, Türkiye’de de yararlanılabilecek bir sistem olarak karşımıza ombudsmanlık çıkmaktadır. Ombudsmanlık sistemi Avrupa’da iyi biçimde işlemektedir. Türkiye’de de bu konuda öneriler vardır. Bir ülkede olumlu sonuç veren bir sistemin bir başka yerde aynı sonucu vermesi beklenemez. Dolayısıyla sistemi, hemen aynı biçimde benimsemek gerekmez. Ancak Türkiye’de mahkemelerin görev yükü, baktıkları dosya sayıları düşünüldüğünde, bilgi edinme hakkıyla birlikte daha da artacak bu yükü azaltacak ve konunun hızlı biçimde sonuçlandırılmasını sağlayacak bir sistem oluşturulması yararlı olacaktır. Diğer yandan, hukuk sistemlerinin giderek artan biçimde sahip oldukları uluslarüstü niteliğe bağlı olarak hem ülkemiz vatandaşları hem de, karşılıklılık ilkesi çerçevesinde de olsa, bilgi edinme hakkından yararlanabilen Türk vatandaşı olmayan kişiler bakımından, insan hakları alanındakiler başta olmak üzere, uluslar arası mevzuata hakim uzmanlarca konunun karara bağlanması çok önem taşımaktadır. Konuyla ilgili uzmanların sürece dahil edilmesi, hakkın etkili ve kapsamlı biçimde kullanılması yolunda önemli bir adım olacaktır.
Türkiye’deki sistem açısından, önemli olan bir diğer nokta ise, daha önce de belirttiğimiz gibi, hakkın kullanılmasında meselenin can damarı olan, hakkın sınırlarına, bir başka terimle, hakkın istisnalarına ilişkin, Bilgi Edinme Hakkı Yasası’nın bu konudaki hükümlerini netleştirecek, hatta bazı vakalar açısından yasanın “uygulanabilir” olmasını sağlayacak yasal düzenlemelerin bir an önce yapılmasıdır. “Devlet sırrı”nın, “ticari sır”rın tanımlanması başta olmak üzere, Bilgi Edinme Hakkı Yasası’nı destekleyecek ilişkili yasaların sürüncemede bırakılmaması, sistemin amaçladıklarının gerçekleştirilmesi açısından kilit önemdedir.

NOTLAR
1 Beyaz Belge’de iyi yönetişimin beş ilkesi olarak, şeffaflık veya saydamlık, katılım, hesap verebilirlik, etkinlik ve tutarlılık sayılmaktadır.
2 2001 yılının Ekim ayında 4705 sayılı yasayla yapılan bir anayasa değişikliğiyle, 1982 Anayasası’nın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40. maddesine eklenen ikinci fıkrada, “Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır” denilmektedir (T.C. 1982 Anayasası, 2006:64). “Dilekçe hakkı” başlıklı 74. maddede yapılan değişikliklerle, dilekçe hakkının “vatandaşlar” yanında “karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancılar” tarafından da kullanılacağı hükme bağlanmaktadır. Aynı maddede yapılan bir başka değişiklikle de dilekçe sahiplerine sonucun yazılı olarak “gecikmeksizin” bildirileceği belirtilmektedir (T.C. 1982 Anayasası, 2006:98).
3 Uslu, konuşmasında, zaman zaman “kamu” terimini, “devlet” yerine kullanmakta, “kamu ile toplum”, “kamu ile vatandaş” ikililerinden söz etmektedir.
4 Bilgi edinme hakkının uygulanmasına yönelik olarak hazırlanmış yönetmeliğin 2. maddesinde, düzenlemenin kapsamı içindeki kurum ve kuruluşlar şöyle sayılmaktadır: “Bu Yönetmelik; merkezi idare kapsamındaki kamu idareleri ile bunların bağlı, ilgili veya ilişkili kuruluşlarının, köyler hariç olmak üzere mahalli idareler ve bunların bağlı ve ilgili kuruluşları ile birlik veya şirketlerinin, T.C. Merkez Bankası, İMKB ve üniversiteler de dahil olmak üzere kamu tüzel kişiliğini haiz olarak enstitü, teşebbüs, teşekkül, fon ve sair adlarla kurulmuş olan bütün kamu kurum ve kuruluşlarının ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının faaliyetlerinde uygulanır.”
5 2005 yılında bilgi edinme hakkı toplamı, hazırlanan ve kamuoyuna sunulan tabloda, 2004 yılındakinden farklı bir yöntemle hesaplanmıştır. 2005 yılına ait tablonun altına yer alan açıklamada da bu nokta belirtilmiştir. Sözü edilen hesaplama yönteminde, “diğer kurum ve kuruluşlara yönlendirilen başvurular” kategorisindeki sayı (31,172), toplam başvuru sayısından (657,961) düşürülerek, “net başvuru sayısı” olarak adlandırılan 626,789 sayısına ulaşılmıştır ve yüzde hesaplamalarında da bu sayı esas alınmıştır. Biz ise 2004 yılı hesaplamalarıyla tutarlı olması ve iki yılın verileri arasında tam bir karşılaştırmaya olanak sağlaması bakımından 2004 yılında kullanılan yöntemi tercih ettik. Böylece, 2005 yılına ait genel toplam, “diğer kurum ve kuruluşlara yönlendirilen başvurular”ı da içerecek biçimde hesaplandı.

KAYNAKLAR

• 2004/12 Sayılı Genelge (2004). Dilekçe ve Bilgi Edinme Hakkının Kullanılmasına İlişkin Başbakanlık Genelgesi, Resmi Gazete, Sayı:25356, http://.rega.basbakanlik.gov.tr, Erişim Tarihi:15.7.2006.
• 4982 sayılı Yasa(2003). Bilgi Edinme Hakkı Kanunu, T.C. Resmi Gazete, Sayı:25269, http://rega.basbakanlik.gov.tr, Erişim Tarihi:26.6.2006.
• Ayanoğlu, T. (2006). 4982 Sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunun Değerlendirilmesi, Vatandaşın Bilgi Edinme Hakkı Uluslararası Konferansı Tutanakları, TESEV Yayınları, 51-57. http://www.tesev.org.tr
• BEDK (2005). T.C. Başbakanlık Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu Tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Sunulan 2004 Yılına İlişkin Genel Rapor, http://www.tbmm.gov.tr, Erişim Tarihi:28.10.2006.
• Berkarda, K. (2006). Bilgi Edinme Hakkına İdarenin Bakışı Üzerine Tespitler, Vatandaşın Bilgi Edinme Hakkı Uluslararası Konferansı Tutanakları, TESEV Yayınları, 82-85 http:www.tesev.org.tr, Erişim Tarihi:15.7.2006,.
• Hacaloğlu, A. (2003). Bilgi Edinme Hakkı Kanunu Tasarısı Hakkında CHP Gurubu Adına Konuşma, 4982 Sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu Hakkındaki Meclis Görüşmeleri, 5. Birleşim, TBMM Tutanak Dergisi, Dönem:22, Cilt:27, Yasama Yılı:2, 9 Ekim, www.tbmm.gov.tr, Erişim Tarihi:15.7.2006.
• Kenneth, H.K., D.D. Clark vd. (haz.) (2001). Global Networks and Local Values, USA: National Academy Pres.
• Komisyon Raporu (2003). Bilgi Edinme Hakkı Kanun Taslağı Esas Komisyon Raporu, http://www.tbmm.gov.tr/bilgiedinme/bilgiedinme-index.htm, Erişim Tarihi:15.7.2006.
• Report from the Commission (2003). Report from the Commission on European Governance, http://europa.eu, Erişim Tarihi:14.7.2007.
• TBMM (2003a). 4982 Sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu Hakkındaki Meclis Görüşmeleri, 5. Birleşim, TBMM Tutanak Dergisi, Dönem:22, Cilt:27, Yasama Yılı:2, 8 Ekim, www.tbmm.gov.tr, Erişim Tarihi:15.7.2006.
• TBMM (2003b). 4982 Sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu Hakkındaki Meclis Görüşmeleri, 5. Birleşim, TBMM Tutanak Dergisi, Dönem:22, Cilt:27, Yasama Yılı:2, 9 Ekim, www.tbmm.gov.tr, Erişim Tarihi:15.7.2006.
• TBMM (2006). TBMM Başkanlığı Basın Açıklaması 17 Mayıs, http://www.tbmm.gov.tr, Erişim Tarihi:28.10.2006.
• TESEV (2004). Bilgi Edinme Hakkı Değerlendirme Raporu, http://www.tesev.org.tr, Erişim Tarihi:15.7.2006.
• Uslu, Z. K. (2003). Bilgi Edinme Hakkı Kanunu Tasarısı Hakkında AKP Gurubu Adına Konuşma, 4982 Sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu Hakkındaki Meclis Görüşmeleri, 5. Birleşim, TBMM Tutanak Dergisi, Dönem:22, Cilt:27, Yasama Yılı:2, 8 Ekim, www.tbmm.gov.tr, Erişim Tarihi:15.7.2006.
• White Paper (2001). White Paper on European Governance, http://eur.lex.europa.eu//LexUriServ/site/en/com/2001/com 2001-0428en01.pdf, Erişim Tarihi: 26.6.2006.
• Yaşamış, F. (2004). Anayasa Hukuku ve İnsan Hakları Açısından Bilgi Edinme, Erişim Tarihi: 15.7.2006.
• Yönetmelik (2004). Bilgi Edinme Hakkı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik, T.C. Resmi Gazete, Sayı:25445, http://rega.basbakanlik.gov.tr, Erişim Tarihi:26.6.2006.

Bilgi: Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tuğba Asrak Hasdemir’in 10 Mayıs 2008 tarihinde verdiği “BİLGİ EDİNME HAKKI VE BASIN” konulu seminer.

İlgili yazılar:

Bilgi Edinme Hakkı – 2

19 Haziran 2009 Yazan admin  
Kategori Bilgi Edinme Hakkı, Medya Seminerleri

Yönetmelikte ayrıntılı biçimde düzenlenen bir diğer konu da, bilgi edinme birimlerinin oluşturulmasına ilişkindir. Söz konusu birimler, kurum ve kuruluşların “basın ve halkla ilişkiler” birimlerinin içinde yer alacaklardır. Birimlerin oluşturulma amacı, bilgi edinme hakkının etkin ve hızlı biçimde kullanılmasının sağlanmasıdır. Basın ve halkla ilişkiler veya benzer birimlere sahip olmayan kurum ve kuruluşlarda, bilgi edinme birimi, bir başka birimin içinde çalışabileceği gibi, doğrudan kurum yöneticisine bağlı olarak hizmet verecek olan “bilgi edinme yetkilisi” de görevlendirilebilir. Bilgi edinme birimini kurulması durumunda, Yönetmelik, burada yeterli sayıda personel bulundurulması ve mekanın ve donanımın, kişilerin bilgi edinme başvurusunu buradan da yapabilmelerine olanak sağlaması gerektiğini belirtmektedir. Bilgi edinme birimleri, tam olarak, bilgi edinme hakkının kullanılmasına özgülenmiş birimlerdir. Kişiler eğer, daha sonra değineceğimiz gibi başvurularını elektronik ortamdan yapmıyorlarsa, karşılaştıkları ilk görevliler, bu birimlerde yer alan kişilerdir. Başvuruların yapılma usulüne, istenen bilgi veya belgenin hangi birimde bulunabileceğine ve başvuru sonrasındaki işlemlere ilişkin bilgiler, bu görevliler tarafından verilir. Başvuru işlemleri de yine bu birim tarafından yürütülür. Bilgi edinme biriminde bulunması gereken belgeler, daha önce değindiğimiz gibi, kurumun internet sayfasında da yer alması gereken “kurum dosya planları”dır. Kurum ve kuruluşlar, kendi isteklerine bağlı olarak, “teşkilat yapı”larına, “görev ve hizmet alanlarına ilişkin bilgiler”, “yıllık faaliyet raporları ile bütçe ve harcamalarına ilişkin raporlar”ı ve ayrıca tanıtma veya eğitim amaçlı broşürler ve yayınlar”ı, bilgi edinme birimlerinde bulundurulabilirler. Kurum ve kuruluşun internet sayfasının hazırlanması ve güncellenmesi yanında, bilgi edinme birimlerinin bir başka önemli görevi de, elektronik posta yoluyla yapılacak başvurularda kullanılacak elektronik posta adresini oluşturması ve elektronik ortamda yayınlamasıdır.
Bilgi Edinme Hakkının Sınırları
Bilgi edinme hakkına ilişkin olarak 4982 sayılı Yasa kapsamı dışında tutulan konular, Yasanın 4. maddesinde düzenlenirken, ilgili yönetmeliğin 5. bölümünde ayrıntılı biçimde yer almaktadır. Ayrıca 2004 yılında çıkarılan 2004/12 sayılı Başbakanlık genelgesinin önemli bir kısmı bu konuya ayrılmıştır. Sözü edilen genelgede, bilgi edinme hakkının sınırları şöyle sıralanmaktadır:
Kişinin çalışma hayatını ve mesleki onurunu etkileyecek olanlar hariç, yargı denetimi dışında kalan idari işlemler, devlet sırları, ülkenin ekonomik çıkarlarına, istihbarata, idari veya adli soruşturmaya, özel hayata dair bilgiler, haberleşmenin gizliliğini ihlal edecek bilgi ve belgeler, ticari sırlar ile Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamandaki hususlar bilgi edinme hakkının istisnasını oluşturur. Keza, tavsiye ve mütalaa talepleri ile yayımlanmış veya kamuya açıklanmış bilgi ve belgeler de bilgi edinme başvurularına konu edilmeyecektir (2004/12 sayılı Genelge, 2004).
Bu sınırlar içinde, “yargı denetimi dışında kalan idari işlemler” ile “yayımlanmış veya kamuya açıklanmış bilgi ve belgeler” çerçevesinde bilgi edinme hakkının mutlak biçimde sınırlanması söz konusu olmadığı, bir başka deyişle bu sınırlamaların da istisnaları olduğu için sözü edilen sebepleri bir önceki başlıkta ele almıştık. İlgili Yönetmelikte de zaten, “yargı denetimi dışında kalan idari işlemler” konusu, bilgi edinme hakkının sınırlarının düzenlendiği bölümde değil, “Çeşitli ve Son Hükümler” başlıklı bölümde yer almaktadır. Yayımlanmış veya değişik yollarla kamuya açıklanmış bilgi ve belgelerin bilgi edinme hakkına konu olamamasının nedeni ise, sözü edilen bilgi ve belgelerin halihazırda kamuya açılmış olmasıdır; bilgi edinilmesinde sakınca olması değil. Ayrıca ilgili düzenlemelerde, yukarıda da değindiğimiz gibi, kamunun erişimine sunulmuş olan bilgi veya belgenin, “ne şekilde, ne zaman ve nerede yayımlandığı veya açıklandığı”nın başvuru sahibine bildirileceği belirtilmektedir.
Bilgi edinme hakkının önemli sınırlarından biri, “devlet sırrı” sebebi ile bilgi edinme hakkı kapsamı dışında bırakılmış bilgi ve belgelere ilişkindir. Bu konuda, 4982 sayılı Yasa şöyle demektedir: “Açıklanması hâlinde Devletin emniyetine, dış ilişkilerine, millî savunmasına ve millî güvenliğine açıkça zarar verecek ve niteliği itibarıyla Devlet sırrı olan gizlilik dereceli bilgi veya belgeler, bilgi edinme hakkı kapsamı dışındadır” (4982 sayılı Yasa, 16. madde). “Devlet sırrı”, bilgi edinme hakkına ilişkin düzenleme ve uygulamalar bakımından kilit öneme sahip kavramlardan biridir. Ancak bu konuda hazırlanmış bulunan “Devlet Sırrı Yasa Taslağı”, uzun süredir yasalaşamamıştır. Konunun önemi çerçevesinde, Türkiye Ekonomik Sosyal Etüdler Vakfı da (TESEV), Kasım 2004 tarihini taşıyan bir taslak hazırlamıştır (TESEV, 2004). Ancak devlet-yurttaş ilişkisinde kritik bir öneme sahip “devlet sırrı”nın belirlenmesi konusunda resmi düzeyde bir düzenleme yoktur. Devlet sırrını oluşturan konuların, bunların kimler tarafından saptanacağı, sırrı süresinin veya gizlilik derecesinin nasıl belirleneceğine vb. ilişkin konuların acil biçimde düzenlenmesi, bilgi edinme hakkının amaçlarından bir olarak altı çizilen açıklık ilkesinin hayata geçirilmesi açısından olmazsa olmaz koşullardan biridir. Ama bu çalışmanın kaleme alındığı tarihte de, gazetelere yansıyan haberler dışında, “Devlet Sırrı Yasa Taslağı”nın içeriğine ilişkin kamuoyunun bilgisine sunulan, tartışmaya açılan bir metin olmadığı gibi, taslağın yasalaşması da yılan hikayesine dönmüştür. Bu konu, bilgi edinme hakkının yurttaşlarca, amacına uygun biçimde kullanılmasının önünde ciddi bir engel oluşturduğu gibi uygulayıcılar için de önemli sorunlar yaratmakta, genel olarak değerlendirildiğinde, bilgi edinme hakkının etkin biçimde kullanılmasını önlemektedir. Bilgi edinme hakkı kapsamı dışında kalan bir başka başlık da istihbarata ilişkin bilgi veya belgelere ilişkindir. 4982 Yasanın 18. maddesine göre, “[s]ivil ve askerî istihbarat birimlerinin görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgi veya belgeler” Yasa kapsamı dışında yer almaktadır. Bununla birlikte bu sınırlamanın da bir sınırı vardır: Eğer söz konusu bilgi ve belgeler, “kişilerin çalışma hayatını ve meslek onurunu etkileyecek nitelikte” iseler bilgi edinme hakkı kapsamı içindedirler (2003). İlgili Yönetmelik, bu konuyu 29. maddesinde, ayrıntılı biçimde düzenlemektedir. Öncelikle, bilgi edinme başvurularının, “bizzat ilgilisi veya konuya ilişkin olarak düzenlenen özel vekaletname ile yetkilendirilmiş olmak koşulu ile vekili tarafından” yapılacağı belirtilmektedir. Yasadaki bilgi edinme hakkının sınırının istisnasını oluşturan, istihbarata konu olan bilgi ve belgelerin “kişilerin çalışma hayatını ve meslek onurunu etkileyecek nitelikte” olması koşuluna ek olarak, “ilgilisi hakkında bir işleme dayanak teşkil etmek üzere işlenmiş veya değerlendirilmiş bilgi veya belgeler” tanımlamasını yapmaktadır. Başka bir deyişle, bu iki koşul bir arada olduğunda başvuru sahibi istihbarata ilişkin konularda bilgi edinme hakkından yararlanabilecektir. Hukuki açıdan bakıldığında, Yönetmeliğin Yasadaki koşulun kapsamını genişlettiği görülmektedir ki bu kuralların hiyerarşisine aykırı olduğu gibi kişi hak ve özgürlüklerinin yasayla sınırlandırabileceği kuralına da aykırıdır. Ancak bu eğilim, ilgili Yönetmeliğin başka maddelerinde de, bu kadar açık olmasa da görülmektedir. Yönetmelikte, bilgi edinme hakkından yararlanmak için başvuruda bulunulacak kurumun hangisi olduğunu açıklığa kavuşturan hükümlere de yer verilmektedir. Bu düzenlemeye göre, bilgi edinme başvurusu, istihbarat birimlerine değil, sözü edilen “araştırma veya soruşturmanın yapılmasını talep eden kurum veya kuruluşun bilgi edinme birimine yapılır ve başvuruya erişim bu kurum veya kuruluşça sağlanır” (Yönetmelik, 2004).
İdari ve/veya adli soruşturma ile kovuşturmalara ilişkin bazı durumlarda da bilgi edinme hakkı sınırlanmaktadır. İdarî soruşturmaya ilişkin bilgi veya belgeler çerçevesinde, Yasanın 19. maddesi şöyle demektedir:
Kurum ve kuruluşların yetkili birimlerince yürütülen idarî soruşturmalarla ilgili olup, açıklanması veya zamanından önce açıklanması hâlinde;
a) Kişilerin özel hayatına açıkça haksız müdahale sonucunu doğuracak,
b) Kişilerin veya soruşturmayı yürüten görevlilerin hayatını ya da güvenliğini tehlikeye sokacak,
c) Soruşturmanın güvenliğini tehlikeye düşürecek,
d) Gizli kalması gereken bilgi kaynağının açığa çıkmasına neden olacak veya soruşturma ile ilgili benzeri bilgi ve bilgi kaynaklarının temin edilmesini güçleştirecek,
Bilgi veya belgeler, bu Kanun kapsamı dışındadır (4982 sayılı Yasa, 2003).
İlgili Yönetmelik de bu konuda aynı hükümleri içermektedir. Adlî soruşturma ve kovuşturmaya ilişkin bilgi veya belgeler çerçevesinde de Yasa ile yönetmeliğin hükümleri benzerdir. 4982 sayılı Yasanın 20. maddesinde, “[a]çıklanması veya zamanından önce açıklanması hâlinde”, “[s]uç işlenmesine yol açacak”, “[s]uçların önlenmesi ve soruşturulması ya da suçluların kanunî yollarla yakalanıp kovuşturulmasını tehlikeye düşürecek”, “[y]argılama görevinin gereğince yerine getirilmesini engelleyecek, [h]akkında dava açılmış bir kişinin adil yargılanma hakkını ihlâl edecek” nitelikteki bilgi ve belgelerin bilgi edinme hakkı kapsamı dışında olduğu belirtilmektedir. Yasa, bu konuda, Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası, Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası, İdari Yargılama Usulü Kanunu ve diğer özel yasa hükümlerinin saklı olduğunu da eklemektedir.
Bilgi edinme hakkının bir başka sınırı da “[ü]lkenin ekonomik çıkarlarına ilişkin bilgi ve belgeler”le ilgilidir. 4982 sayılı Yasa ve ilgili yönetmeliğe göre, “[a]çıklanması ya da zamanından önce açıklanması hâlinde, ülkenin ekonomik çıkarlarına zarar verecek veya haksız rekabet ve kazanca sebep olacak bilgi veya belgeler” bilgi edinme hakkı kapsamı dışında tutulmaktadır (4982 sayılı Yasa, 17. madde; ilgili Yönetmelik, 28. madde). Bilgi edinme hakkının önemli bir istisnasını da “ticari sır”lar oluşturmaktadır. 4982 sayılı Yasanın 23. maddesinde, “[k]anunlarda ticarî sır olarak nitelenen bilgi veya belgeler ile, kurum ve kuruluşlar tarafından gerçek veya tüzel kişilerden gizli kalması kaydıyla sağlanan ticarî ve malî bilgiler, bu Kanun kapsamı dışındadır” denilmektedir. İlgili Yönetmelikteki hüküm de benzer biçimdedir.
Kişi hak ve özgürlükleri kategorisine giren bazı hak ve özgürlüklere ilişkin olarak bilgi edinme hakkının sınırlanmasını da bir başka başlık olarak ele alabiliriz. Bu düzenleme, özel hayatın gizliliği ile haberleşmenin gizliliğinin korunmasını amaçlamaktadır. 4982 sayılı Yasanın 21. maddesine göre, “[k]işinin izin verdiği hâller dışında”, özel hayatın gizliliği esası çerçevesinde, “açıklanması hâlinde kişinin sağlık bilgileri ile özel ve aile hayatına, şeref ve haysiyetine, meslekî ve ekonomik değerlerine haksız müdahale oluşturacak bilgi veya belgeler”e erişim söz konusu değildir. Aynı Yasanın 22. maddesi de haberleşmenin gizliliğine ilişkin düzenlemeler içermektedir: “Haberleşmenin gizliliği esasını ihlâl edecek bilgi veya belgeler, bu Kanun kapsamı dışındadır.” (4982 sayılı Yasa, 2003). İlgili Yönetmelik de benzer hükümlere sahiptir.
Kurum içi düzenlemeler çerçevesinde bazı bilgi ve belgelerin hak kapsamı dışında tutulması da bir diğer başlığın konusunu oluşturabilir. Kurum içi uygulamalara ilişkin düzenlemelere ilişkin bilgi veya belgeler, kamuoyunu ilgilendirmiyorsa ve yalnızca kurumun kendi personeli ile ilgiliyse bilgi edinme hakkının kapsamı dışındadır. Bu durumun istisnasını, “söz konusu düzenlemeden etkilenen kurum çalışanlarının bilgi edinme hakları” oluşturmaktadır (4982 sayılı Yasa, 25. madde). Bunun dışında, kurum ve kuruluşların etkinliklerini sürdürmek amacıyla “elde ettikleri görüş, bilgi notu, teklif ve tavsiye niteliğindeki bilgi veya belgeler, kurum ve kuruluş tarafından aksi kararlaştırılmadıkça bilgi edinme hakkı kapsamındadır” (vurgu bana ait) (4982 sayılı Yasa, 26. madde). Bu cümleden anlaşılabileceği gibi, bu tür belgelerin bilgi edinme hakkı kapsamında yer alması, ilgili kurum ve kuruluşun kararına bağlıdır. Elbette genel bir norm olarak idarenin eylem ve işlemlerinin hukuka uygun olması temelinde, alınacak bu kararın da hukuki bir gerekçesi olmalıdır. 26. maddenin 2. fıkrasında da “yasal olarak görüş verme yükümlülüğü bulunan kişi, birim ya da kurumların görüşleri” ile ilgili düzenleme yer almaktadır: “Bilimsel, kültürel, istatistik, teknik, tıbbî, malî, hukukî ve benzeri uzmanlık alanlarında yasal olarak görüş verme yükümlülüğü bulunan kişi, birim ya da kurumların görüşleri, kurum ve kuruluşların alacakları kararlara esas teşkil etmesi kaydıyla bilgi edinme istemlerine açıktır” (vurgu bana ait). Burada da belirtilen görüşlerin bilgi edinme hakkı kapsamında yer alması konusunda bir kayıt söz konusudur. Kurum ve kuruluşların bilgi edinme hakkı kapsamında karşılamayacakları istemlerden bir diğeri ise, “[t]avsiye ve mütalaa talepleri”dir (4982 sayılı Yasa, 27. madde). İlgili Yönetmelikte bu konularda benzer hükümler vardır.
Yasa ve yönetmeliğe göre, bilgi edinme başvurularının, “fikir ve sanat eserleri” ile ilgili olması durumunda, bu konuya ilişkin düzenlemeler yapan yasa hükümlerinin, yani Fikir ve Sanat Eserleri Yasasının ilgili hükümlerinin, uygulanacağı belirtilmektedir (4982 sayılı Yasa, 27. madde; ilgili Yönetmelik 35. madde).
Bilgi Edinme İsteminin Reddi ve Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu
Bilgi edinme hakkı düzenlemeleri ve uygulamaları çerçevesinde önemli başlıklardan birini de bilgi edinme isteminin tamamen veya kısmen reddedilmesi durumunda yargı mercileri yanında başvuruda bulunulacak bir üst kurul olarak düzenlenen “Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu” (BEDK) oluşturmaktadır. 4982 sayılı Yasanın yapılış sürecinde de, Kurulun önemine uygun olarak, yoğun tartışmalara konu olan başlıklardan birini de Kurulun bileşimi ve işlevleri oluşturmaktadır. BEDK’nun kuruluş ve çalışma biçimi, 4982 sayılı Yasanın 14. maddesinde düzenlenmektedir. Yasaya göre, Kurul, dokuz üyeden oluşacaktır (4982 sayılı Yasa, 2003).
Bilgi Edinme Hakkı Yasa Tasarısının Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) yapılan görüşmeleri sırasında, Kurulun bileşimi ve üyelerin ve Kurul başkanının seçim biçimi konusunda yoğun tartışmalar yaşanmış ve bu konuda birçok değişiklik önergesi verilmiştir. Ancak Tasarı, değişiklik yapılmadan aynı biçimde yasalaşmıştır. Muhalefet partisi konumundaki Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) mensup milletvekilleri, Kurulun oluşumunda siyasal iktidarların etkisi olmamasını sağlayacak değişiklikler yapılması gerekliliğini vurgulamaktadırlar.
Bu ve benzeri itirazlara karşın, BEDK, farklı kurum ve kuruluşların gösterdikleri adaylar arasından Bakanlar Kurulu tarafından belirlenen üyelerden oluşmaktadır. Yasa tasarısının görüşülmesi sırasında tartışılan bir diğer önemli konu da BEDK’nun, yalnızca iki sebepten dolayı bilgi edinme isteminin reddedildiği durumlarda bir üst itiraz merci olarak çalışmasına ilişkindir. Bu iki sebepten biri, 4982 sayılı Yasanın 16. maddesinde, “[d]evlet sırrına ilişkin bilgi ve belgeler” başlığı altında düzenlenirken, diğeri 17. maddede düzenlenen “[ü]lkenin ekonomik çıkarlarına ilişkin bilgi veya belgeler”le ilgilidir. Bilgi edinme hakkının mutlak sınırlarını ele aldığımız bölümde, diğerlerinin yanında bu iki sınırlama nedenini ayrıntılı biçimde incelemiştik. 4982 sayılı Yasanın ilk biçiminde, BEDK, Yasanın 16. ve 17 maddesindeki sınırlama sebepleriyle ilgili olarak bilgi edinme istemi reddedilen başvuru sahiplerinin itirazlarına bakan bir üst kurul durumundadır. Ancak süreç içinde BEDK’nun yetki alanının bu iki sebeple sınırlı olmasının getirdiği sakıncalar anlaşılmış ve 17 Kasım 2005 tarihli 5432 sayılı Yasayla yapılan değişiklikle, Kurul, bilgi edinme istemi kısmen veya tamamen reddedilmiş tüm başvurularda devreye girebilecek bir üst itiraz merci halini almıştır. Bir başka deyişle, Kurulun yetki alanı, bilgi edinme hakkı kapsamındaki tüm itirazlara bakacak biçimde genişletilmiştir. Böylece hangi gerekçeyle olursa olsun bilgi edinme istemi red edilmiş olan gerçek ve tüzel kişilerin tümü BEDK’na başvurma hakkına sahip olmuşlardır. Bu aşamada, itiraz yolunun nasıl işlediğini ve Kurulun çalışma biçimini ele alalım.
4982 sayılı Yasanın 13. maddesi, “itiraz usulü” başlığını taşımaktadır. İstemi reddedilen özel veya tüzel kişi, bir üst kurul olarak oluşturulan “Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu”na başvurabileceği gibi yargı yoluna da gidebilecektir.
Bilgi edinme isteminin kısmen veya tamamen reddi üzerine Kurula yapılan itiraz, yazılı olmalıdır. Çalışma sürecinde Kurul, bilgi isteme başvurusuna red yanıtı veren kurum ve kuruluşlardan “her türlü bilgi veya belgeyi isteyebilir. Kurum ve kuruluşlar, Kurulun istediği her türlü bilgi veya belgeyi on beş iş günü içinde vermekle yükümlüdür”. Bunun yanı sıra Kurul, “başvuru sahibi ile kurum veya kuruluşların, itiraz konusuyla ilgili yazılı veya şifahi görüşlerine başvurabilir, konuyla ilgili uzmanların görüşünü alabilir ve gerekli gördüğü diğer incelemelerde bulunabilir” (vurgu bana ait) (Yönetmelik, 2004). Kurum ve kuruluşlardan tarafından Kurula gönderilen bilgi veya belgelerde olduğu gibi Kurulca edinilen “görüş, değerlendirme ve incelemelerden gizlilik derecesi bulunanların korunmasında ve saklanmasında gizlilik ilkesine uyulur”. Kurul başkan ve üyeleri yanında, “bu bilgileri derleyen ve değerlendiren tüm personel gizlilik ilkesinin gereklerine uymakla yükümlüdür”. Söz konusu yükümlülük, “Kurul başkan ve üyeleri ile diğer personel”in görev süreleriyle sınırlı değildir; yükümlülük, görevden ayrıldıktan sonra da devam eder (ilgili Yönetmelik, 26. madde). Ayrıca Kurul, “bilgi edinme hakkının kullanılmasına ilişkin hususları düzenlemeye yetkilidir” (ilgili Yönetmelik, 25. madde)
Uygulama içinde Kurula başvuru yolunun yaygın biçimde kullanıldığı söylenebilir. Özellikle 2005 yılında yapılan ve Kurulu, Bilgi Edinme Hakkı Yasası kapsamında verilen tüm red yanıtlarına itiraz edilebilecek bir merci durumuna getiren yasa değişikliğinden sonra Kurula yapılan başvurular daha da artmıştır.
Bilgi Edinme Hakkı Uygulamalarının Açıklığı ve Kamusallığı Nasıl Sağlanır?
Bilgi edinme hakkı, bir kamu otoritesi olmak sıfatıyla, devletin eylem ve işlemlerinin aleniyeti temelinde yükselen uygulamalardan birini işaret etmektedir. Bu çerçevede, yönetimin eylem ve işlemlerinin yönetilenlere açıklanması, Habermas’ın deyimiyle, “kamusal gövde”yi oluşturan bireylerin, bu açıklık temelinde elde ettikleri bilgilerle kamusal otoritenin politikalarını etkileme ve dönüştürmesinde önemli bir adımı oluşturmaktadır. Bu aşamada, kurum ve kuruluşlarca bilgi edinme hakkı uygulama sonuçlarına ilişkin olarak kamuoyuyla paylaşılan verileri ve açıklanma biçimlerini konu edeceğiz.
4982 sayılı Yasa ve ilgili Yönetmelik uyarınca, kurum ve kuruluşlar, bilgi edinme hakkı kapsamında, bazı bilgileri kamuoyuna açıklamaktadırlar. Yasanın 44. maddesinde, her yıl, bir önceki yıla ait olmak üzere açıklanması öngörülen veriler sıralanmaktadır. Düzenlemeye göre, kurum ve kuruluşlar, yukarıdaki bilgileri içeren bir rapor hazırlayarak, bu raporları, her yıl Şubat ayının sonuna kadar Bilgi Edinme Değerlendirme Kuruluna göndermekle yükümlüdürler. Bu çerçevede, “[b]ağlı, ilgili ve ilişkili kamu kurum ve kuruluşları raporlarını bağlı, ilgili ya da ilişkili oldukları bakanlık vasıtasıyla iletirler”. BEDK da, hazırlayacağı genel rapor ile söz konusu kurum ve kuruluşların raporlarını her yıl Nisan ayının sonuna kadar Türkiye Büyük Millet Meclisine göndermektedir. Tüm bu raporlar, izleyen iki ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca kamuoyuna açıklanmaktadır. İlgili Yönetmelik de bu hükümleri 44. maddesinde yinelemektedir. Bu güne kadar, 2004 ve 2005 yıllarına ait olmak üzere iki rapor yayınlanmıştır.
Türkiye’de Bilgi Edinme Hakkının Uygulanmasına İlişkin Bazı Sonuçlar
Türkiye’de bilgi edinme hakkının düzenlenmesine ilişkin ana unsurları ve ilkeleri ele aldığımız bölümlerden sonra, bu aşamada hakkın kullanılması sürecine ilişkin veriler üzerinde odaklanacağız. Daha önce de değindiğimiz gibi, bilgi edinme hakkı kapsamında bulunan kurum ve kuruluşlar, her yıl, yasa ve yönetmelikte belirtilen verileri içeren bir rapor hazırlayarak, bağlı, ilgili veya ilgili bakanlık aracılığıyla Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu’na (BEDK) göndermektedirler. BEDK da söz konusu raporları, hazırlayacağı genel raporla birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) iletmektedir. TBMM de tüm bu raporları kamuoyuna açıklamaktadır. Bilgi edinme hakkının uygulanmasına ilişkin istatistiki sonuçlar, böylece herkes tarafından bilinebilir hale gelmektedir.
Türkiye’de, kurum ve kuruluşlara ait raporları da içerecek biçimde, bilgi edinme hakkı kapsamında hazırlanmış ve yayınlanmış bulunan iki rapor söz konusudur: 2004 ve 2005 yılına ait raporlar. 2006 yılına ilişkin rapor, bu çalışmanın yapıldığı günlerde, henüz kamuoyuyla paylaşılmamıştı. Bu nedenle Türkiye örneğini iki raporda yer alan veriler çerçevesinde inceleyeceğiz. İnceleme sırasında, uygulamaya ilişkin genel sonuçları ele alacağız.
Bilgi edinme hakkının ilk uygulandığı dönem olan 2004 yılına ait sonuçlar, BEDK tarafından bir sunuş ve değerlendirme yazısıyla birlikte TBMM’ne gönderilmiştir. Sunuş yazısında, 2000’li yıllarda 1982 Anayasası’nda hak ve özgürlüklere yönelik olarak yapılan değişiklikler ve bunların yasalaşarak uygulamaya geçirilmesi çalışmaları içinde, bilgi edinme hakkı yasasının önemine vurgu yapılmaktadır. Diğer taraftan, yöneten-yönetilen ilişkisinin değişmesi ve kamu politikaları ve uygulamalarının yönetilenler tarafından değerlendirilmesi, gerektiğinde etkilenmesi konusunda bilgi edinme hakkının sağladığı olanaklardan söz edilmektedir (BEDK, 2004).

(DEVAM EDİYOR)

Bilgi: Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tuğba Asrak Hasdemir’in 10 Mayıs 2008 tarihinde verdiği “BİLGİ EDİNME HAKKI VE BASIN” konulu seminer.

İlgili yazılar:

Bilgi Edinme Hakkı – 1

19 Haziran 2009 Yazan admin  
Kategori Bilgi Edinme Hakkı, Medya Seminerleri

Konumuz, bilgi edinme hakkı. “Neden bilgi edinme hakkı?” dediğimizde, yanıtlardan mutlaka biri, “çünkü son dönemlerde çok gündeme gelen bir konu” olacaktır. Bir başka yanıtın da “günümüzde demokratik ve saydam bir yönetim anlayışının oluşturulması bakımından çok önem taşıyan bir uygulama olduğu için” biçiminde verilmesi çok büyük olasılıktır. Yanıtlar çeşitlendirilebilir; biraz sonra değineceğimiz gibi, aslında “bilgi edinme hakkı” terimi de farklı uygulamalarda farklı biçimlerde karşımıza çıkmaktadır.
Bilgi edinme hakkı, bağlantıları itibariyle, aslında kökleri geçmişte olan, pek de yeni olmayan bir haktır veya bir başka anlatımla, bilgilenme hakkının, temel hak ve özgürlükler içinde yer alan birçok hak ve hak guruplarıyla ilişkisi vardır. Bunlara yakından bakacak olursak, bireysel hesap isteme, öğrenme hakkı 18 yüzyılın önemli tarihi belgeleri içinde yer alan anayasal bir haktır. Örneğin 1789 Fransa İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi iki ayrı maddesinde düşünce ve kanaatin özgürce iletilmesi ve yurttaşların kamu görevlilerinden hesap isteme hakkını düzenlemiştir. Günümüzde de düşünce ve düşünceyi açıklama özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, basın özgürlüğü, bilim özgürlüğü, siyasal katılıma ilişkin hak ve özgürlükler ile ilişki içinde olan bilgi edinme hakkı, gerek uluslar arası ve bölgesel insan hakları belgelerinde gerekse ulusal nitelikteki anayasal belgelerde yer alan ve ülkeden ülkeye farklı biçimlerde uygulanmakla birlikte evrensel özelliğe sahip bir haktır.
Bilgi edinme hakkı, bir yandan düşünce ve düşünceyi açıklama özgürlüğüyle bağlantısı itibariyle, yeni olmayan bir haktır. Diğer yandan yurttaşın yönetimden hesap istemesi hakkıyla bağlantılıdır ve “yeni haklar” kuşağı olarak da anılan üçüncü kuşak hak ve özgürlükler arasında anılmaktadır. Söz konusu hak, kamusal bir niteliği olan siyasal iktidarın kendi eylem ve işlemlerini yönetilenlerin bilgisine açması, bir başka deyişle kamu otoritesinin eylem ve işlemlerinin aleniyeti ve kamusal politikaların yönetilenler tarafından bilinmesi, denetlenmesi ve gerektiğinde değiştirilip dönüştürülmesi amacına yönelik olarak gündeme gelmektedir. Bu çerçevede bilgi edinme hakkı, yöneten-yönetilen ilişkisi açısından, demokratik bir yönetim anlayışının ayrılmaz bir parçası olarak görülmektedir. Bir görüşe göre, bilgi edinme hakkının bağlantılı olduğu bilgilenme özgürlüğünün (freedom of information) iki anlamı vardır. İlk anlamda, bu, yasal olarak uygulanabilir bir “hak”tır. İkinci anlamda terimin toplumsal, siyasal boyutları daha öne çıkmaktadır. Bu anlamıyla bilgilenme hakkı, toplumun açıklık derecesinin saptanmasında bir ölçü olmaktadır. Yönetimin işlemlerinin saydam olmasını ve hesap verebilirlik ilkesini akla getirmektedir (Kenneth, Clark vd., 2001:156). Bu anlamıyla bilgilenme hakkı veya bilgi edinme hakkının etkin biçimde uygulanması, temsili demokrasi anlayışının bütün kurum ve kurallarıyla birlikte sorgulandığı günümüzde, yurttaşın siyasal toplumsal yaşama aktif biçimde katılımını amaçlayan demokrasi uygulamalarına yönelik mekanizmalar oluşturmak bakımından önemli olanaklar sunabilir. Yukarıdaki tanım ve bağlantılardan anlaşılacağı üzere, bilgi edinme hakkı çok farklı biçimlerde ele alınabilir. Saydamlık vb. terimler, “yönetişim” kavramını ve bu çerçevede yapılan uygulamaları akla getirmektedir. Ancak bu çalışmada, bilgi edinme hakkıyla ilişkilendirilen saydamlık, hesap verebilirlik vb. terimler ve uygulamalara değinilmekle birlikte, konunun normatif yönleri daha ön planda olacaktır.
Bilgi edinme hakkı, birçok hak ve özgürlükle ilişkili olduğu gibi, düzenlenme ve uygulamadaki farklılıklara bağlı olarak, “bilgilenme hakkı”, “bilgi ve belgeye erişme hakkı”, “bilgiye erişme hakkı” vb. birbirine yakın ama farklı adlarla gündeme gelmektedir. Çalışmada, genel kullanım söz konusu olduğunda, Türkiye’de yasalaştığı biçimiyle “bilgi edinme hakkı” terimi tercih edilmiştir. Türkiye örneğinde, kullanılan terimden yer yer uzaklaşılan kısımlarda ise bu noktaya dikkat çekilecektir.
Türkiye örneğinde, 24 Nisan 2004 tarihinde yürürlüğe giren, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Yasası ve bu yasaya dayanılarak hazırlanan Bilgi Edinme Hakkı Yönetmeliği de söz konusu hakkın kullanılma biçimlerini düzenlemektedir. Geçmişi 18. yüzyıla damgasını vuran anayasal belgelerdeki hak ve özgürlüklere kadar uzanan bilgi edinme hakkının, günümüzde saydam ve hesap verebilir bir yönetimin oluşturulmasında köşe taşlarından biri olduğu sık sık vurgulanmaktadır. Bununla birlikte uluslar arası düzeyde olduğu gibi ulusal düzeyde de, bilgi edinme hakkının da sınırlandırılmasına yönelik düzenlemeler söz konusu olmaktadır. Ayrıca söz konusu hakkın kullanımında hem yasal düzeyde hem de uygulamada birtakım sınırlamalar vardır. Devlet sırrı, ulusal güvenliğin tehlikeye düşmesi olasılığı, kamu düzeninin bozulması, kamu yararına aykırılık gibi ölçütlerle diğer hak ve özgürlükler gibi bilgi edinme hakkının sınırlandırılması da olasıdır. Bunun yanı sıra 4982 sayılı yasada da hakkın kullanımına yönelik bazı sınırlama kategorileri belirtilmiştir.
Çalışmanın temel amacı, 2004 yılında yürürlüğe girmiş bulunan Bilgi Edinme Hakkı Yasası’nın uygulanış biçimini ve uygulamada karşılaşılan sorunları, Türkiye Cumhuriyeti Devleti merkez teşkilatına bağlı kurum ve kuruluşlara yapılan başvuruları esas alarak incelemektir. Bu amaç doğrultusunda, bir üst kurul olarak çalışan Bilgi Edinme Denetleme Kurulu’na yapılan başvurular da incelenerek, sözkonusu uygulamanın, yöneten-yönetilen etkileşimine yönelik sonuçları değerlendirilecektir.
Türkiye’de Bilgi Edinme Hakkına Genel Bir Bakış
Bilgi Edinme Hakkı Yasası, Türkiye’de, 2004 yılından itibaren yürürlüktedir. Bu Yasayla birlikte, bilgi ve belgeye erişim hakkı bir başka düzeyde düzenlenmiş olmaktadır. Bilgi edinme hakkına ilişkin olarak, bu kanun bir ilk değildir. Pozitif hukuk içinde gerek Anayasa’da gerekse diğer yasalarda, yurttaşın devletin eylem ve işlemleri hakkında bilgi edinmesine yönelik önemli düzenlemeler vardır. Zaten hukuk devleti ilkesinin bir parçası olarak, yönetimin eylem ve işlemlerinin denetime açıklığının bir yönünü de söz konusu işlemlerin –belli sınırlamalar veya devlet sırrı vs. temelli uygulamalar dışında- “kamuya açık olma ilkesi” oluşturmaktadır. Anayasal düzeyde ele alacak olursak, düşünce ve düşünceyi açıklama özgürlüğü başta olmak üzere, bilgi edinme hakkının kullanılabilmesi için gerekli altyapının hazırlanması anlamında sosyal ve ekonomik hak ve özgürlükler de dahil olmak üzere, birçok hak ve özgürlük kategorisi, bilgi edinme hakkıyla yakından ilişkilidir, onu desteklemekte, beslemektedir. Daha somut olarak 1961 Anayasası’yla gündeme gelen ve önemli tartışmalara ve akademik alanda değerli çalışmalara konu olan dilekçe hakkı, 2000’li yıllarda tartışılmaya başlanan bilgi edinme hakkının öncüsüdür, diyebiliriz. Eksikliklerine, uygulama aşamasında karşılaşılan sorunlara rağmen, Bilgi Edinme Hakkı Kanunu ile, yurttaşın devletin tasarruflarından haberdar olması ilkesi daha somut biçimde düzenlenme olanağına erişmiştir.
Bilgi Edinme Hakkına İlişkin Düzenlemelerin Sunulan Amacı
Türkiye’de bilgi edinme hakkına ilişkin yasal düzenlemeler ele alındığında üç temel belge karşımıza çıkmaktadır: 4982 sayılı Yasa (9.10.2003 tarihinde kabul edilmiş olup bu tarihten itibaren altı ay sonra yürürlüğe girmiştir), bu Yasaya dayanılarak çıkarılan Yönetmelik (yürürlük maddesi uyarınca 24.4.2004 tarihinden itibaren geçerli olmuştur) ve 24.1.2004 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 2004/12 sayılı Başbakanlık Genelgesi.
Yasanın genel yapısına bakıldığında, otuzüç maddeden ve beş bölümden oluştuğu saptanmaktadır. Yasanın incelenmesi aşamasında, genel incelemenin yanı sıra, Avrupa Birliği sistemi içinde bilgi edinme hakkıyla ilgili belgeler ve uygulamalarla ilgili değerlendirmelerde de bulunulacaktır. Yasanın uygulanmasına yönelik Yönetmelik ise kırkaltı maddeden oluşmaktadır. Yönetmeliğin Yasa hükümlerini yineleyen hükümlerinin yanı sıra Yasaya açıklık getirdiği noktalara daha sonra değineceğiz. 4982 sayılı Yasanın amacı, genel gerekçesinde şöyle belirtilmektedir:
Demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün gereklerinden olan bilgi edinme hakkı, bireylere daha yakın bir yönetimi, halkın denetimine açıklığı, şeffaflığı sağlama işlevlerinin yanı sıra halkın Devlete karşı duyduğu kamu güvenini daha yüksek düzeylere çıkarmada önemli bir rol oynamaktadır. Kullanılan bu hak sayesinde hem halkın Devleti denetimi kolaylaşmakta hem de Devletin demokratik karakteri güçlenmektedir.
Bilindiği üzere, kamu kurum ve kuruluşlarında açıklık ve şeffaflık kavramı, olumsuz olarak görülen gizlilik kavramının giderilmesi ile yönetilenlerin yönetenlerin işlem ve faaliyetlerini denetlemesinin sağlanması düşünceleri üzerine ortaya çıkmıştır. Demokratik ülkelerde, bilgi edinme özgürlüğü, temel hak ve özgürlüklerin kullanılması bağlamında vazgeçilmez temel haklardan biri olarak kabul edilmektedir (Komisyon Raporu, 2003a).
Yasanın amacının anlatıldığı 1. maddesinde, demokratik ve “saydam” (şeffaf-transparency) olma nitelikleriyle tanımlanan yönetimin uyması gereken “eşitlik”, “tarafsızlık” ve “açıklık” ilkelerine uygun olarak kişilerin bilgi edinme hakkını kullanmalarına ilişkin esas ve usullerin düzenlenmesinden söz edilmektedir. Bu terimler Avrupa Birliği düzenlemeleri içinde, “yönetişim” kavramı tanımlanırken yer verilen ilkeleri akla getirmektedir. Avrupa Birliği düzleminde, birçok belgenin yanı sıra 25.7.2001 tarihli “Yönetişim Hakkında Beyaz Belge” (White Paper on Governance) başlıklı belge ve söz konusu belgenin uygulanmasının izlenmesine yönelik diğer belgelerde de şeffaflık veya saydamlık ilkesi ve hesap verebilirlik (accountability) ilkesi sıkça vurgulanmaktadır (White Paper, 2001:10). Benzer görüşler, 2003 yılında yayınlanan Komisyon Raporunda da dile getirilmektedir (Report from the Commission, 2003:5).
“Dilekçe ve Bilgi Edinme Hakkının Kullanılmasına İlişkin Başbakanlık Genelgesi”nde de, demokratik ve şeffaf bir yönetimin ilkeleri olarak belirtilen eşitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkeleri çerçevesinde bilgi edinme hakkının önemi vurgulanmaktadır. Genelgede, “[i]dare-birey ilişkisinde” “demokratikleşeme” ve “saydamlık” yanında hukukun üstünlüğünün sağlanabilmesi için “bireysel hak ve özgürlüklere” (yalnızca bilgi edinme hakkına değil), duyarlı davranılması gerektiği belirtilmektedir. Genelde bireysel hak ve özgürlüklere duyarlılık, özelde ise bilgi edinme hakkı ve dilekçe hakkının gündeme getirilmesi, devlet ile toplum arasında olması gereken iletişime göndermeyle açıklanmaktadır:
Hükümetimiz, devlet ve toplum arasındaki bağların daha güçlü hale getirilmesini ve halkın talep ve beklentilerine azami düzeyde cevap verilmesini esas alan bir politika benimsenmiştir. Acil Eylem planında yer alan , “Kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde vatandaş odaklı yaklaşımların benimseneceği ” ilkesi, bu politikamızın temelini oluşturmaktadır (2004/12 sayılı Genelge, 2004).
Diğer yandan gerek dilekçe hakkının daha etkin biçimde kullanılabilmesi amacıyla yapılan değişiklikler , gerekse bilgi edinme hakkına ilişkin düzenlemelerin Avrupa Birliği’ne hazırlık çerçevesinde ulusal programda yer alan “insan hakları alanında yasal ve idari düzenlemelerin yapılması ve uygulamaların iyileştirilmesi taahhütleri açısından büyük önem ve öncelik taşı”dığı belirtilmektedir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki (TBMM) görüşmelerde, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) adına konuşan sözcü (Zeynep Karahan Uslu), bilgi edinme hakkına yönelik düzenlemeleri “demokratik ve şeffaf bir yönetim”in sağlanması yolunda önemli bir adım olarak değerlendirmektedir. Sözcüye göre, “Küreselleşme” ile birlikte yaşanan değişim ve gelişmelerin yanı sıra, toplumdan gelen “demokratikleşme talepleri” ile “Avrupa Birliğine hazırlık sürecinde” olunması bu yönde bir düzenleme yapılmasını gerektirmektedir.
Devlet ile toplum arasındaki iletişime veya iletişimsizliğe gönderme yaparak bilgi edinme hakkının önemini vurgulayan Uslu, toplumun “devletin yapıp ettikleriyle ilgili olarak bilgi sahibi olmasının önlenmesinin” sonuçları arasında “insan hakları ihlalleri”ni, “kamu yönetiminin verimsizliği”ni, görevin kötüye kullanılması, ihmali”ni, “büyük yolsuzlukları saymaktadır. Bu olumsuzlukların engellenmesinde, devlet ile yurttaşlar arasında etkileşimin sağlanmasında ve giderek yönetilenlerin uygulanan politikaları etkilemesi, denetlemesinde bilgi edinme hakkının sağladığı olanaklardan söz etmektedir Uslu (Uslu, 2003).
İktidar partisinin bu değerlendirmelerine karşılık ana muhalefet partisi konumundaki Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) mensup milletvekilleri de, bilgi edinme hakkını yönelik söz konusu düzenlemenin önemini vurgulamakla birlikte, iktidar partisinin genel olarak, oluşturduğu ve uyguladığı önemli politikalar konusunda yalnızca kamuoyunu değil meclisi de bilgilendirmediğini belirtmektedirler. Bu eleştirinin yanı sıra, bilgi edinme hakkının kullanılması sürecinde, yapısal sorunların da altı çizilmektedir. Bilgi edinme hakkıyla ilişkili olarak başka düzenlemelerin varlığı ve bunların bütünlüklü bir yapı oluşturacak biçimde düzenlenmemesi, son karar yeri olarak yargının ele alınmayan veya çözülemeyen sorunları vb. konular da Bilgi Edinme Hakkı Yasasının meclis görüşmeleri sırasında değinilen konulardır.
Düzenlemelerin Kapsamı
Türkiye’de bilgi edinme hakkı çerçevesinde hangi kurum ve kuruluşlardan bilgi ve belge isteminde bulunulabileceği konusu 4982 sayılı Yasada yer aldığı gibi ilgili Yönetmelikte de daha ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir.
Yasanın ikinci maddesinde, düzenlemenin, kamu kurum ve kuruluşlarını, ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarını kapsadığı belirtilmektedir. Bu çerçevede özel kuruluşlar Yasa kapsamı dışında tutulmaktadır. Yasanın kapsamı dahilinde tartışmalı konulardan biri de yasama ve yargı organlarının söz konusu tanım içinde yer alıp almadığıdır. İlgili maddede, sözü edilen organların Yasanın kapsamı içinde yer aldığı konusunda belirsizlik olduğuna yönelik itirazlar vardır. Jenerik bir yorumla konuyu açıklığa kavuşturmak amacıyla Yasanın konuşulduğu meclis görüşmelerine bakılabilir.
TBMM’ndeki görüşmeler sırasında, iktidar partisi AKP adına konuşan sözcü Zeynep Karahan Uslu, Bilgi Edinme Hakkı Yasasıyla ilgili daha önce değindiğimiz genel değerlendirmelerinin yanısıra yönetimin kararlarının kamuoyuna açık olması ilkesi çerçevesinde, yasama ve yargı organlarının bazı istisnai durumlar dışında kamuya açık biçimde çalıştığından söz etmektedir. İktidar Partisi grubu adına konuşan sözcüye göre, yürütme organı bu konumda değildir ve “kapalı kapılar ardında faaliyetler olagelmiştir”. Bu yasayla durum değişecektir: “… idare, artık, herkese kapılarını açacaktır” (Uslu, 2003). Uslu’ya göre yürütme kuvveti diğer iki kuvvetten farklı olmayacak ve “güçler ayrılığı rejimi” iyi biçimde işleyecektir. Buradan hareketle, en azından düzenlemeyi gündeme getiren iktidar partisi ve yasama meclisinin çoğunluğunun, Yasa ile özellikle yürütme organının eylem ve işlemlerinin yurttaşların bilgisine açılmasını amaçladığı söylenebilir. Ama bu durum, diğer kamu kurum ve kuruluşlarının Yasa kapsamı dışında bırakıldığı anlamına gelmemektedir. Ayrıca uygulamaya baktığımızda, Yasadaki ifadenin belirsiz olmasına rağmen TBMM’nin de Yasa kapsamı dahilinde bilgi edinme hakkı başvurularına açık olduğunu görüyoruz. İlgili Yönetmelikte de kurum ve kuruluşları tek tek sayılarak, bazı istisnalar dışında durum netleştirilmektedir . Açık biçimde Yasa dışında kalan bir kesim vardır: Özel sektördeki kurum ve kuruluşlar. Yasada bilgi edinme hakkının daha sonra ayrıntılı biçimde değineceğimiz istisnaları içinde “ticari sır”ın yer alması da bu durumu güçlendirmektedir. Yasanın uzmanlarca en çok eleştirilen yönlerinden biri de özel sektörün kapsama alınmamasıdır. İstenen özel sektörün “ticari sır” dışında kalan bilgileri vermesi yolunda bir düzenleme yapılmasıdır. Hatta Amerika Birleşik Devletleri’ndeki bazı uygulamalardan söz edilerek, özellikle ticari sırla ilgili olarak oluşturdukları içtihatlarla istisnanın kapsamını biçimlendirme, sınırlandırma konusunda mahkemelere, hatta bir yargı organı olmamakla birlikte, yorumlarıyla uygulamaya katkıda bulunacak içtihatlar oluşturabilecek Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu’na önemli görevler düştüğü belirtilmektedir (Berkarda, 2006:83-84).
Madalyonun İki Yüzü: Bilgi Edinme Hakkı ve Bilgi Verme Yükümlülüğü
Türkiye’de 4982 sayılı Yasanın 4. maddesi, bilgi edinme hakkının kimler tarafından kullanılabileceği konusunu düzenlemektedir. Bilgi edinme hakkını genelleştirmesi bakımından bu madde önem taşımaktadır. Maddede “[h]erkes bilgi edinme hakkına sahiptir” denilerek bilgi edinmeyi “menfaati olma koşulu”na bağlayan sistemden ayrılmaktadır. Menfaat koşulu konulmadığında, artık idarenin bu konuda değerlendirme yapmasına gerek kalmamaktadır. Düzenleme, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olanların yanı sıra olmayanların da yasa hükümlerinden yararlanmasını öngörmektedir. Bu çerçevede, düzenleme Avrupa Birliği sistemindekine benzer biçimdedir: “Yabancılar ile Türkiye’de faaliyette bulunan yabancı tüzel kişiler” bilginin, “kendileriyle veya faaliyet alanlarıyla ilgili olmak kaydıyla ve karşılıklılık ilkesi çerçevesinde” bilgi edinme hakkını kullanabileceklerdir. İlgili yönetmeliğin 5. maddesinde ise başvuruların Türkçe olarak yapılacağı belirtilmektedir. Yine aynı maddede, “karşılıklılık ilkesi kapsamında” yer alan ülkelerin Dışişleri Bakanlığı tarafından Resmi Gazete’de ilan edileceği bilgisi yer almaktadır.
Bilgi verme yükümlülüğü, Yasa kapsamında belirtilen kamu kurum ve kuruluşları tarafından üstlenilmektedir. Yasanın 5. maddesine göre, kurum ve kuruluşlar, Yasada yer alan sınırlamalar haricindeki konularla ilgili olarak istenen “her türlü bilgi ve belgeyi” başvuranların yararlanmasına sunmakla yükümlüdürler. Kurum ve kuruluşların yükümlü oldukları bir başka nokta ise, bilgi edinme hakkından yararlanmak amacıyla yapılan başvuruların etkin, süratli ve doğru sonuçlandır”ılması için, “gerekli idarî ve teknik tedbirleri”n alınmasıdır (4982 sayılı Yasa, 2003). Yönetmeliğin 6. ve 7. maddelerinde ise, sözü edilen “tedbirler” ayrıntılı biçimde belirtilmektedir.
Yönetmeliğin 6. maddesinin 2. fıkrasında, kurum ve kuruluşların, bilgi edinme hakkının kullanımını kolaylaştırması amacıyla, halihazırda var olan ve bilgi edinme başvurusuna konu olabilecek bütün bilgi veya belgeleri sınıflandıracakları belirtilmektedir. Bu sınıflandırmanın yapılabilmesi için de “kurum ve kuruluşların belge kayıt, dosyalama ve arşiv düzeniyle ilgili gerekli idari ve teknik tedbirler alınır” denilmektedir. Yönetmelik kurum ve kuruluşun sözü edilen sınıflandırmayı etkin biçimde yapabilmesi için bazı yöntemler de önermektedir. Önerilenler arasında, kurum ve kuruluşların, var olan bilgi veya belgelerin konuları belirlemelerini ve bunların hangi birimde olduğunu belirten “kurum dosya planlarını”, “temel nitelikli karar ve işlemlerini, mal ve hizmet alımlarını, satımlarını, projelerini ve yıllık faaliyet raporlarını hazırlamalarını” istemektedir. Ayrıca kurum ve kuruluşların, “görev ve hizmet alanlarına giren konulardaki kanun, tüzük, yönetmelik, Bakanlar Kurulu kararı veya diğer düzenleyici işlemlerin neler olduğunu, yayımlanmışsa hangi tarihli ve sayılı Resmi Gazetede yayımlandığını, görev ve hizmet alanlarıyla ilgili mevzuatın değişiklikleri işlenmiş halini” de hazırlayarak “bilgi iletişim teknolojilerini kullanmak suretiyle” herhangi bir başvuruya gerek olmaksızın kamuoyunun bilgisine sunulacağını belirtmektedir. Bu bilgi ve belgelerin yanı sıra “[k]esinleşen faaliyet ve denetim raporları”nın da “uygun” araçlarla “kamuoyunun incelemesine açık hale getiril”eceği de eklenmektedir. Bu ve benzeri düzenlemeler, bilgi edinme hakkı çerçevesinde istemde bulunmadan, kamu otoritesinin “elindeki” bilgiyi kamuyla paylaşması anlayışının örnekleridir. Habermas’ın da vurguladığı gibi devletin bir “kamu” otoritesi olarak değerlendirilmesinin önemli nedenlerinden biri kamusal eylem ve işlemlerin “aleniyet”idir. Söz konusu düzenlemelerle, yalnızca bilgi edinme hakkından başvuruda bulunarak yararlanmak isteyen kişiler değil, ilgili kurum veya kuruluşla ilgili bilgi edinmek isteyen “herkes”, kamuya açılan bu bilgilerden yararlanabilecektir. Şüphesiz bu “aleniyet”in bu düzeyde sağlanabilmesi son onyıllarda bilgi teknolojilerindeki değişikliklerle olanaklı olmaktadır. Bu ve benzeri uygulamalarla, bilgi teknolojilerinin sağladığı olanaklar, piyasa sisteminin dışında, kamunun hizmetine sunulmaktadır. Yönetmeliğe göre, kurum ve kuruluşlar “kurumsal internet sayfalarını” da yukarıda sözü edilen düzenlemeleri dikkate alınarak oluşturacaklardır. Kurum ve kuruluşlar, görev ve hizmet alanlarına ilişkin bilgi veya belgelerin konularını ve bunların hangi birimde bulunduğunu belirten “kurum dosya planları”na internet üzerinde erişimi sağladıkları gibi, dosya planlarını, halkla ilişkiler ve tanıtım birimi içinde kurulacak olan “bilgi edinme birimi”nde de bulundururlar (Yönetmelik, 2004) . Bu düzenlemelerin yanı sıra, Yönetmelikte bilgi edinme hakkının elektronik ortamda kullanılabilmesi amacına yönelik olarak, “başvuru formları ile kurum ve kuruluşların bilgi edinme birimlerinin elektronik posta yoluyla başvuru kabul edecek elektronik posta adresleri”nin, kurum ve kuruluşların internet sayfalarında yayımlanacağı da belirtilmektedir. Sözü edilen formlar, ayrıca, bilgi edinme birimlerinde de bulundurulacaktır. Yönetmeliğin 7. maddesi de, yine bilgi edinme hakkının kişiler açısından etkin, kurum ve kuruluşlar açısından “iş yükü en aza” indirilebilecek biçimde kullanılmasına yönelik olarak, bu kez kurum ve kuruluşun isteğine bağlı olarak, kurumun internet sayfasından yayımlanacak “bilgi veya belgeleri” içermektedir. Sözü edilen “bilgi veya belgeler”i dört guruba ayırabiliriz. Bir gurupta, ilgili kurum veya kuruluşun yapısına ve işleyiş mekanizmasına ilişkin başlıklar yer almaktadır: “[t]eşkilat yapısı, görevler, bütçe, gelir ve giderler hakkındaki bilgi veya belgeler, [p]ersonel sayısı ve statüleri hakkındaki bilgiler, [v]erilen hizmetlere ilişkin bilgiler, [k]arar alma, hizmet sunma ve politika oluşturma yöntemlerine ilişkin bilgiler, [k]ayıt, dosyalama ve arşiv düzeninin tanıtımına ilişkin bilgiler” gibi. İkinci gurupta, kurum veya kuruluş tarafından oluşturulmuş ve “kamu”yu ilgilendiren, etkileyen kararlar, politikalar ve bunlara ilişkin bilgiler yer almaktadır. Yönetmelikte bunlar şöyle ifade edilmektedir: “[k]amuyu etkileyen kararlar ve gerekçeleri, politikalar, bunlar hakkında idare tarafından yapılan değerlendirmeler ve bu kararların alınmasına dayanak teşkil eden temel bilgiler ve veriler”. Üçüncü gurup ise, bilgi edinme hakkının kullanılma usulüne ilişkin bilgileri kapsamaktadır: “[ş]ikayet ve başvuruların yapılma usulü ve verileceği merci veya yetkili kişi hakkında bilgiler”. Son gurup, kişileri genel olarak bilgilendirmeye yönelik, “[i]statistiki veriler, araştırma raporları, makaleler ve diğer belgeler”dir (Yönetmelik, 2004).

(DEVAM EDİYOR)

Bilgi: Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tuğba Asrak Hasdemir’in 10 Mayıs 2008 tarihinde verdiği “BİLGİ EDİNME HAKKI VE BASIN” konulu seminer.

İlgili yazılar: