<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sinan Tunç &#187; Seminerler</title>
	<atom:link href="http://www.sinantunc.com/category/seminerler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sinantunc.com</link>
	<description>Bilgi paylaştıkça çoğalıyor...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 30 Sep 2009 07:16:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.3</generator>
		<item>
		<title>AB ve Türkiye ilişkileri</title>
		<link>http://www.sinantunc.com/ab-ve-turkiye-iliskileri/</link>
		<comments>http://www.sinantunc.com/ab-ve-turkiye-iliskileri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Jun 2009 10:53:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Seminerler]]></category>
		<category><![CDATA[AB ve Türkiye ilişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Anlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Topluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Doç. Dr. Kamuran Reçber]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Mehmet Genç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sinantunc.com/?p=92</guid>
		<description><![CDATA[Uludağ Üniversitesi İİBF Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Genç ve aynı fakültenin Uluslararası İlişkiler Bölümü Devletler Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kamuran Reçber  AB konulu seminer verdi. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><div id="attachment_101" class="wp-caption alignleft" style="width: 160px"><img src="http://sinantunc.com/wp-content/uploads/kamuranrecber-150x150.jpg" alt="Kamuran Recber" title="kamuranrecber" width="150" height="150" class="size-thumbnail wp-image-101" /><p class="wp-caption-text">Kamuran Recber</p></div>Uludağ Üniversitesi İİBF Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Genç ve aynı fakültenin Uluslararası İlişkiler Bölümü Devletler Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç.Dr. Kamuran Reçber  AB konulu seminer verdi. Türkiye-AB ilişkilerinin gelişimi üzerinde konuşan Doç. Dr. Kamuran Reçber, “Türkiye-AB dolayısıyla, Avrupa Topluluğu (AT), Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (AAET) ile Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) ilişkileri, bir yandan Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ile 1960’lı yıllarda kurulan ortaklık mevzuatı, diğer yandan da AB ile 1999 yılında kabul edilen üye adaylığı kapsamında sürmektedir” dedi. Ortaklık mevzuatının kaynaklık ettiği ortaklık tarihinde geçerlilik kazanan katma protokol düzenlemeleri çerçevesinde yürütüldüğünü anlatan Reçber, kırk yılı aşkın bir geçmişe sahip olan Türkiye-AT ilişkilerinin, daha çok ortaklık mevzuatı kapsamında yoğunlaşmasına rağmen, Türkiye’nin AB’ye tam üyelik hedefinin bu ortaklık mevzuatından ayrı bir şekilde düşünülemeyeceğini kaydetti. Reçber, “Zira Ankara Anlaşması, ortaklık mevzuatının öngördüğü koşulların yerine getirilmesi kaydıyla Türkiye’nin tam üyeliğini de içeren düzenlemelere sahiptir” görüşüne yer verdi.<br />
AB’nin 2003’teki Türkiye’ye yönelik olarak benimsenen İlerleme Raporu’nun dikkate alınması halinde, Kıbrıs sorununun çözülememesi durumunda, üstü örtülü bir biçimde sorunun Türkiye’nin üyeliğine engel olacağına yönelik bir düzenleme bulunduğunu belirten Reçber, şöyle devam etti:<br />
“1993 yılında devlet ve hükümet başkanları nezdinde toplanan konseyin, tesis etmiş olduğu Kopenhag kriterleri var. Bu kriterlerde belirtilmiş olan siyasi unsurların Türkiye Cumhuriyeti tarafından yerine getirilmesi durumunda tam üyeliğe ilişkin olarak müzakerelerin 2004 yılı sonu itibariyle başlanabileceği belirtilmişti. Tabii ki bunlar tavsiye niteliğinde, siyasi içerikler olarak değerlendirilmelidir.  Burada nihayetinde somut bir kararın 2004 sonunda verilmesi gerekiyor.”<br />
Prof. Dr. Mehmet Genç de “Avrupa Birliği Hukuku’nun Özellikleri” üzerine yönelik konuşmasında, AB’nin hukuki bir kişiliği bulunmadığını öne sürerek, “Dolayısıyla kişili olmayan bir mefhumla da hukuki ilişkiye de giremezsiniz, sorumluluk da iddia edemezsiniz” dedi. Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin salt bazda bile AB’ye atfen yapılan her türlü değerlendirmenin siyasi nitelikte olduğunu belirten Genç, şöyle devam etti:<br />
“Bu hukuken yok hükmündedir. Çünkü ortada böyle bir kişi yoktur. Siz bununla hukuki bir ilişkiye giremezsiniz. Yani bir çocukla ticaret anlaşması yapabilir misiniz? Ama, ilişkiler bazında hukuki bir değerlendirme yapılıyorsa, veya ilişkilere şu veya bu ölçüde hukuki bir anlam yükleniyorsa, o zaman bu terime dikkat etmek zorundayız. Evet, karşımızda siyasi bir olgu var, önemsenmeli midir bu, elbette önemsenmelidir. Sonuçta toplulukların üyesi olan devletlerin başkanları AB’nin de başkanlarıdır. Ancak, AB ile hukuki ilişkiye girmek olası değil. Çünkü şu aşamada hukuki bir mefhum ortada yok. Terimi çözümleyecek olursanız, son derece iddialı bir terimdir. Bunun altında şu veya bu ölçüde insanlar gelecekte Avrupa Birleşik Devletleri’nin kurulabileceğini var sayıyorlar. Ortada böyle bir siyasi istenç de var. Bu da bir gerçek.”<br />
AB’ye üye olabilmek için Avrupa Toplulukları’na üye olunması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Mehmet Genç, birliğin içerisinde olabilmek için hukuki taşıyıcısı olan ve 1951’de başlayan süreçle birlikte topluluklara yönelmek gerektiğini ifade etti. Genç, “Yani 1 Mayıs 2004’te atıfta bulunulan, aralarında Kıbrıs Rum Kesimi’nin de yer aldığı 10 devletle yapılan katılım anlaşması, topluluklarla yapılmıştır, AB ile değil. Topluluklara üye olacaksınız, dolayısıyla topluluklar üyeliği sıfatıyla o siyasi sürecin içerisine gireceksiniz. Bu son derece önemli” diye konuştu.<br />
Toplulukların 1951’de başlayan kurucu anlaşmaları bulunduğunu anlatan Prof. Dr. Mehmet Genç, 6 devletle başlayan AB’nin bugün sayısının 15’e yükseldiğini, 1 Mayıs’tan itibaren de rakamın 25’e çıkacağını belirtti. Rakamın 2007’de 27’ye ulaşacağına dikkat çeken Genç, şöyle devam etti:<br />
“Hemen şunu belirtmeliyim ki, Türkiye üye olacak mı olmayacak mı? 2007’de öngörülen Bulgaristan ve Romanya’nın üyeliğiyle ilgili olarak anlaşmada bazı hususlar fikse edilmiştir. Komisyonda, toplulukta kaç üye olacağı fikse edilmiştir. Yani toplulukların kendi organlarındaki üye sayıları fikse edilmiştir. Bu rakamlar da 2007 belirtilerek yapılmıştır. Dolayısıyla bu 12 artı 1 formülüne göre, Türkiye fikse edilen bu rakamların dışındadır. Bunun da bilincinde olalım. Sorun; sadece Türkiye’nin üyeliğiyle veya katılım anlaşmasıyla sonuçlanmayacak, ayni zamanda fikse edilen sayıların da bütünüyle değişmesine bağlıdır. Bunun değişmesi de oybirliğiyle olur ve üye devletlerin ulusal hukuklarında öngörülen yöntemlerle onanarak yürürlüğe girebilir.”</p>
<p>Tarih:<br />
Nisan 2004 </p>
<p>Bilgi:<br />
Prof. Dr. Mehmet Genç ve Doç. Dr. Kamuran Reçber’in &#8220;Bilimin Işığında Aydınlanma Seminerleri&#8221;nde yaptıkları açıklamalara ilişkin haber.<br />
<h3 class='related_post_title'>İlgili yazılar:</h3>
<ul class='related_post'>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/matematik-yalan-soylemez/' title='Matematik yalan söylemez'>Matematik yalan söylemez</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/dunya-bankasi-karamsar/' title='Dünya Bankası karamsar '>Dünya Bankası karamsar </a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/kulturel-yozlasma-ve-medya/' title='Kültürel Yozlaşma ve Medya'>Kültürel Yozlaşma ve Medya</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/abd-turkiye-iliskileri/' title='ABD Türkiye ilişkileri'>ABD Türkiye ilişkileri</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinantunc.com/ab-ve-turkiye-iliskileri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürkçü Düşünce Sistemi</title>
		<link>http://www.sinantunc.com/ataturkculuk-kemalizm-ve-ataturkcu-dusunce-sistemi/</link>
		<comments>http://www.sinantunc.com/ataturkculuk-kemalizm-ve-ataturkcu-dusunce-sistemi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Jun 2009 10:33:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Atatürkçülük]]></category>
		<category><![CDATA[Seminerler]]></category>
		<category><![CDATA[Akılcılık ve Bilimcilik]]></category>
		<category><![CDATA[Antiemperyalizm ve Yurtseverlik]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürkçü Düşünce Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Bağımsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[Barışçılık]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Devrimcilik]]></category>
		<category><![CDATA[Egemenlik]]></category>
		<category><![CDATA[Halkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Yurtkuran]]></category>
		<category><![CDATA[Ulusçuluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sinantunc.com/?p=81</guid>
		<description><![CDATA[Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran, tıp hekimi olduğunu ancak 25 yılı aşkın bir süredir Atatürkçülük, Kemalizm ve Atatürkçü Düşünce Sistemi üzerine incelemeler yaptığını ve bu alanda Türkçe ve İngilizce yazılmış hemen tüm kitapları ve yayınları takip ettiğini belirtti. Prof. Dr. Yurtkuran, &#8220;Ulu Önder&#8217;in sözleri ve icraatları zaman zaman siyasi materyal olarak, zaman zaman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran, tıp hekimi olduğunu ancak 25 yılı aşkın bir süredir Atatürkçülük, Kemalizm ve Atatürkçü Düşünce Sistemi üzerine incelemeler yaptığını ve bu alanda Türkçe ve İngilizce yazılmış hemen tüm kitapları ve yayınları takip ettiğini belirtti.<div id="attachment_103" class="wp-caption alignleft" style="width: 173px"><img src="http://sinantunc.com/wp-content/uploads/dsc_0634-163x300.jpg" alt="Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran" title="Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran" width="163" height="300" class="size-medium wp-image-103" /><p class="wp-caption-text">Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran</p></div><br />
Prof. Dr. Yurtkuran, &#8220;Ulu Önder&#8217;in sözleri ve icraatları zaman zaman siyasi materyal olarak, zaman zaman da kişisel ya da grup etkinliğini artırmak için kullanılmakta ve bu kullanılmalar sırasında da esasından saptırılmaktadır. Kısaca &#8216;Atatürkçü Düşünce Sistemi nedir, neleri emreder, nerelerde bizi serbest bırakmıştır?&#8217; bunu anlatmak istiyorum. Bunun için seminerin ilk konuşmasını yapmayı kabul ettim&#8221; dedi.<br />
Atatürkçülük anlayışına araştırmacılar tarafından zaman zaman değişik anlamlar yüklendiğine dikkat çeken Prof. Dr. Yurtkuran, &#8220;Örneğin, İstiklal Savaşı sürecini Kemalizm, devrimler sürecini Atatürkçülük olarak yorumlayan tarihçilerimiz vardır. Ama çok büyük bir araştırmacı grubu, Atatürkçülük, Kemalizm ve Atatürkçü Düşünce Sistemi kavramlarının tam karşılığının aynı olduğunu, bir bütünü tarif ettiği hususunda mutabıktır. Bana göre de üçü aynı anlamı karşılamaktadır. Kavram olarak, Atatürkçü Düşünce Sistemi tercih ediyorum&#8221; şeklinde konuştu. </p>
<p>Atatürkçülük Klasik İdeoloji Değildir<br />
&#8220;Atatürkçü Düşünce Sistemi, Kemalizm ya da Atatürkçülük nedir? Bunlar ideoloji midir? Türk&#8217;e mi aittir?&#8221; sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Yurtkuran, klasik ideolojilerle karşılaştırıldığında Atatürkçü Düşünce Sistemi&#8217;nin bir ideoloji olmadığının görüleceğini söyledi.<br />
Atatürkçülük&#8217;ün iki önemli noktada klasik ideolojilerden ayrıldığını belirten Prof. Dr. Yurtkuran, bunların Atatürkçü Düşünce Sisteminin en önemli üstünlüğü olduğunu dile getirdi. Birinci noktanın klasik ideolojilerde önce fikir, ardından eylemin gelmesi olduğunu anlatan Prof. Dr. Yurtkuran şöyle devam etti:<br />
&#8220;Klasik ideolojilerde çoğunlukla da fikri zikreden ile eylemi yapan farklı kişilerdir. Ama, Atatürkçü Düşünce Sisitemi&#8217;nde önce eylem gelir. Önce savaş kazanılmıştır, arkasından devrimler yapılmıştır, ondan sonra bu bütünün fikri yapısı yazıya dökülmüştür. Fikri yapısı oluşturulmuştur. Yani, klasik idelojilere göre teoriden hareketle uygulama gelmemiş, bizzat uygulama Kemalizm&#8217;in çehresini belirlemiştir. Bu kanaatimce, klasik ideolojilere karşı Atatürkçülük&#8217;ün en önemli üstünlüğünden bir tanesidir. Çünkü yaşayan bir sistemdir.&#8221;</p>
<p>Demokratik Ve Pragmatik Çağdaşlaşma Ülküsü<br />
Atatürkçü Düşünce Sistemi&#8217;ni klasik ideolojilerden İkincisi önemli noktayı da &#8220;demokratik ve pragmatik bir sistem olması&#8221; şeklinde nitelendiren Prof. Dr. Yurtkuran, &#8220;Yani, aklın ve bilimin gözlem ve bulgularına dayanır. Bu nedenle de, klasik ideolojilerin tam aksine peşinen bir değişim süreci içerisinde olacağını kabul etmiştir. Yani, klasik ideolojilerin kesinlikle reddettiği zamana uyumu, Kemalizm peşinen kabul eder. Bu da klasik ideolojilere göre en önemli üstünlüklerinden bir tanesidir. Kemalizm&#8217;de, zamanın teori üzerinde bir takım değişiklikleri yaratacağını peşinen kabul etmek vardır ki, bu değişen gerçekleri de kabul etmek anlamına gelir&#8221; şeklinde konuştu.<br />
Prof. Dr. Yurtkuran; Atatürkçü Düşünce Sistemi&#8217;ni &#8220;Pragmatik, demokratik bir çağdaşlaşma ülküsü&#8221; şeklinde tanımlayarak &#8220;Bu benim tarifimdir, Atatürk Dil Tarih Kurumu&#8217;na da bu öneriyi yaptık&#8221; dedi.<br />
Tarihçi, bilim adamı ve felsefecilerin Kemalizm üzerine birçok tanım getirdiğine dikkat çeken Prof. Dr. Yurtkuran, Emre Kongar&#8217;a atıfta bulunarak, &#8220;Kongar diyor ki; &#8216;Atatürkçülük, çağdaş uygarlığa ulaşmak için, önce bu uygarlığın boyunduruğundan yani, sömürgesi olmaktan kurtulmayı başarıp, sonra da ona erişmek üzere toplumsal, siyasi, ekonomik ve hukuksal formüllerinin gerçekleştirilmesidir.&#8217; Bu tarif bütün süreci özetlemektedir; tarihsel sürecin fotoğrafıdır.&#8221; diye konuştu. </p>
<p>Antiemperyalizm ve Yurtseverlik<br />
Atatürkçü Düşünce Sistemi&#8217;nin temelinde, &#8220;İlkelerin içerisinde olmayan ancak, ilkelerin tabanını oluşturan en önemli ögenin emperyalizmin boyunduruğundan kurtulmak olduğu&#8221;na dikkati çeken Prof. Dr. Yurtkuran, şunları söyledi:<br />
&#8220;Atatürkçü Düşünce Sistemi&#8217;nin tabanını, antiemperyalizm ve yurtseverlik oluşturur. Savaş emperyalist güçlere karşı verilmiştir. Bunlar ilkelerde içerisinde yoktur. Antiemperyalist ve yurtseverlik tabanına nasıl ulaşılmış; savaş nasıl kazanılmış; ilkeler nasıl oluşturulmuş ve devrimler yapılmıştır?<br />
Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun son 100-150 yılı kronolojik sıraya göre yıkılma sürecidir. Bu dönemdeki, Osmanlı aydınların çoğu asker kökenlidir ve ömürlerini savaş meydanlarında geçirirken, bir yandan da Osmanlı’dan ulus yaratma çabaları içerisine girmişlerdir. Jöntürklerin batılılaşma hareketinin başladığı, Hıristiyan unsurların bağımsız bir devlet olmaya kalktıkları dönemde bir imparatorluk hayali kurulmuştur. Ancak, bu hayal tam kurulurken, Arapların İngilizlerle ortak hakareti, Arnavutlarda ayrılıkçı hareketlerin başlaması, panislamist bir Osmanlı İmparatorluğu’nun olanaksız olduğunu göstermiştir. Bu arada; tüm Avrupa&#8217;yı saran milliyetçilik akımları Osmanlı aydınlarını da etkilemiş ve milliyetçilik ya da diğer bir deyişle Türkçülük hareketlerini başlatmıştır.&#8221;<br />
Türkçülük hareketinin iki yönde geliştiğini anlatan Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran, &#8220;Bunlardan bir tanesi şu anda gördüğümüz kadarıyla daha mütevazı, daha gerçekçi, Anadolu&#8217;da ulus devlet modelini hayal eden aydınlardır. Bu grup, Atatürk&#8217;ün yanında yer almıştır. Diğeri de şu anda gördüğümüz gibi, hayalperest, bir takım büyük birleşik Türkler devletini hayal edenlerdi&#8221;.<br />
Yurtseverliğin &#8220;Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin geleceği ve gelişimi için hiçbir karşılık beklemeden, koşulsuz ve kısıtlamasız çaba sarfetmek ve bunu yaşam biçimi haline getirmek olduğu&#8221;nu söyleyen Prof. Dr. Yurtkuran; &#8220;Türk ulusunun ulusal kurtuluş savaşını tetikleyen olay İzmir&#8217;in işgalidir. Bu durum, Anadolu&#8217;nun en ücra köşelerinde bile büyük tepki uyandırmıştır. Tabanda oluşan antiemperyalist ve yurtseverlik zemini, mandacılara, işgalcilere, işbirlikçilere, padişahlığa karşı savaşılarak ulusal devletin kurulmasına olanak sağlamıştır.&#8221; şeklinde konuştu.  </p>
<p>Laiklik<br />
Atatürkçü Düşünce Sistemi&#8217;nin bugün kabul edilen 10 temel ilkesi içinde birincisi ve çimentosunun &#8220;laiklik&#8221; olduğunu söyleyen Prof. Dr. Mustafa  Yurtkuran, &#8220;Laikliğin 5 ana başlığı vardır, dörde inse sistem çöker&#8221; dedi. Prof. Dr. Yurtkuran, laiklik ilkesindeki 5 temel başlığın &#8220;devlet yönetimine dini kuralların ve görüşlerin karıştırılmaması, din ve vicdan hürriyetinin devlet tarafından sağlanması, din ve mezhep ayrımı yapmadan yurttaşlara eşit yaklaşım, devlet yönetimi ve eğitiminin akılcı ve çağdaş esaslara göre düzenlenmesi, devlet yönetimi ve eğitiminin dini müdahalelerden mutlaka korunması&#8221;ndan oluştuğuna dikkat çekti. </p>
<p>Bağımsızlık<br />
İkinci ilkenin &#8220;bağımsızlık&#8221; olduğunu anlatan Prof. Dr. Yurtkuran, &#8220;Temel özelliği ulusal sınırlarımız içinde ulusal egemenliğe dayalı siyasi, adli, kültürel ve ekonomik tam bağımsızlıktır. Ekonomik tam bağımsızlığın bugünün koşullarına göre yorumlanması gerekmektedir. Çünkü bugünkü dünya koşulları Atatürk devrimlerinin yapıldığı dönemlere, özellikle ekonomik alanda olarak ciddi farklılıklar göstermektedir. Atatürkçülüğün temel ilkelerinden biri de, peşinen değişimi kabul etmek olduğu için dünyanın gerçekleri doğrultusunda ekonomik tam bağımsızlık tekrar değerlendirilebilir&#8221; dedi.  </p>
<p>Egemenlik<br />
&#8220;Üçüncü ilke, ulusal egemenliktir&#8221; diyen Prof. Dr. Yurtkuran, &#8220;Türk ulusunun devlet karşısında eşitliği ve hukukun üstünlüğünü gösteren bir ilkedir. Hiçbir koşul ve kısıtlama olmaksızın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının devlet karşısında eşit olacağını ve hukukun her nevi kavramın üstünde olduğunu ifade eder.&#8221; şeklinde konuştu.<br />
Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran, &#8220;Bu nedenle de, ulusal egemenlik kavramı, Atatürkçü sistemin bir nevi zümre, sınıf ve grup farklılığını reddeder&#8221;<br />
diyerek, ulusal egemenlik kavramıyla ulusun bölünmez bir bütün olduğu ve hiçbir grubun ayrıcalığının olmadığı esasının ilkeleştiğini vurguladı. </p>
<p>Cumhuriyetçilik<br />
Cumhuriyetçilik ilkesinin; ulusal irade ve hür seçimden oluştuğunu; milletin vekillerinin seçimlerini öngördüğünü kaydeden Yurtkuran, &#8220;Cumhuriyetçilik ilkesi, laik, demokratik, sosyal hukuk devleti ve bölünmez bütün olan Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin şekillendiği ilkedir. Üzerinde çok fazla spekülasyon yapılamaz&#8221; dedi.   </p>
<p>Ulusçuluk / Milliyetçilik<br />
Özellikle, herkesin çok fazla kullandığı bir ilke olan ulusçuluğun, milliyetçilik olarak da tanımlanacağını vurgulayan Yurtkuran, &#8220;Kemalist milliyetçilik veya Atatürkçü Düşünce Sistemi&#8217;nin Ulusçuluk ilkesi, Türk Ulusunun dil, kültür, tarih ve çağdaşlaşma ülküsü birliği ile birbirine bağlı vatandaşlardan oluştuğunu kabul eder. Burada esas unsur, dil birliğidir. Dikkatinizi çekerse, burada ırk kavramı yoktur. Atatürk milliyetçiliği, ırkçılığı temelden reddeder. Irkçılığa dayalı olmadığı için de, bilinen milliyetçilik içinde belki de tek bütünleştirici olanıdır. Anadolu&#8217;nun yapısını çok iyi bilen Atatürk, bu yüzden&#8217;ne mutlu Türk olana&#8217; yerine,  &#8216;Ne mutlu Türküm diyene&#8217; demiştir&#8221; şeklinde konuştu.  </p>
<p>Halkçılık<br />
Atatürkçü Düşünce Sistemi&#8217;nde Halkçılık ilkesinin, ulusun bireylerini ayrılık gözetmeksizin memleketin öz evladı olarak kabul etmek olduğunu kaydeden Prof. Dr. Yurtkuran şöyle konuştu: &#8220;&#8216;Ben, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım&#8217; diyen herkes, bu memleketin öz evladıdır. Türklük, burada üst kimliktir. Bireylerin hak ve özgürlüklerini halkçılık ilkesi, devlet güvencesi altına alır. Tüm vatandaşlarına, fırsat eşitliği sağlar. Eğitim, sağlık, askerlikte her alanda vatandaşları eşit olarak görür.&#8221; </p>
<p>Devletçilik<br />
Prof. Dr. Yurtkuran, Devletçilik ilkesinin, en çok yanlış algılanan ilkeler arasında olduğuna dikkat çekerek; bu ilkenin her türlü ticari ve ekonomik işlevi devletin işi olarak gören anlayışla hiçbir ilgisinin olmadığını vurguladı.<br />
Batı Avrupa&#8217;nın sosyal devleti keşfetmesinden 20 yıl önce, Atatürkçü Düşünce Sistemi’nin sosyal devlet kavramını, Devletçilik ilkesiyle ortaya koyduğunu anlatan Prof. Dr. Yurtkuran, Atatürk Devletçiliği&#8217;nin sosyalist ya da komünist rejimlerdeki devletçilik anlayışıyla da ilgisi olmadığını ve Türkiye&#8217;nin rotasının İzmir İktisat Kongresi&#8217;nde çizildiğini belirtti.<br />
Prof. Dr. Yurtkuran,  devletin ekonomiye ve sanayiye girmesi için iki koşul olduğuna dikkat çekerek, &#8220;Bunlardan biri, zorunluluk; diğeri ise stratejiktir. İç ve dış güvenlikte, eğitimde, sağlıkta, adalette, sosyal güvenlikte devlet esas olarak alınır. Sosyal güvenlikte devletin esas alınması demek, sosyal devlet modelinin tanımıdır&#8221; diyerek; Cumhuriyet&#8217;in ilk yıllarında Bursa&#8217;da kurulan Merinos fabrikasını ve diğer sanayi tesislerini örnek verdi. </p>
<p>Devrimcilik<br />
Sekizinci temel ilke olan &#8220;Devrimcilik&#8221;in çok fazla speküle edildiğine dikkati çeken Prof. Dr. Yurtkuran, &#8220;Aslında, devrimcilik ilkesinin temel tarifi bilimsel doğrular doğrultusunda sonsuza kadar yenilenme ve gelişmedir. Yani, her konuda Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin bilimsel esaslar dahilinde yenilenmesi ve gelişmesi&#8221;  şeklinde tanımladı.<br />
Prof. Dr. Yurtkuran,  bir takım devrim söylemleriyle Atatürkçülük&#8217;ün Devrimcilik ilkesini birbirine karıştırılmaması gerektiği üzerinde durdu. </p>
<p>Barışçılık<br />
Atatürkçü Düşünce Sistemi&#8217;nde &#8220;yurtta sulh, cihanda sulh&#8221; sözüyle özdeşleştirilen Barışcılık ilkesinin temel siyasetinin Türkiye&#8217;nin güvenliği ve barış için caydırıcılığı esas kabul ettiğini belirten Prof. Dr. Yurtkuran, &#8220;Barışçılık ilkesi, Türkiye&#8217;nin güvenliğini amaçlayan, hiçbir milletin alehinde olmayan bir barış siyasetidir, Atatürkçülük&#8217;ün temel siyasetidir. Barışçılığın sağlanabilmesi için caydırıcılığı esas kabul eder. Yani, gerçekçi bir barışçılık anlayışı vardır. Caydırıcı olmayı, esas kabul eder. Hem ekonomik, hem asgari, hem de iç bütünlük olarak dışardan bakıldığında dokunulması tehlike yaratan bir ülke gücünde durmak anlamındadır. Atatürk, barışçı bir Türkiye&#8217;yi anlatırken hep göndermeler yapmıştır. Ordunun barışın temel direği olduğuna, ordunun gücüne gönderme yapmıştır&#8221; dedi. </p>
<p>Akılcılık ve Bilimcilik<br />
Akılcılık ve bilimcilik ilkesi ile ilgili çok fazla birşey söylemeyeceğini belirten Prof. Dr. Yurtkuran, Atatürk&#8217;ün bir söylemini okuyarak sözlerini noktaladı:<br />
&#8220;Biz ilhamlarımızı gökten veya gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Bizim yolumuzu çizen içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk milleti ve milletler tarihinin bin bir facia ve ızdırap kaydeden yapraklarından çıkarttığımız neticelerdir.&#8221; </p>
<p>Tarih:<br />
18 Şubat 2004 </p>
<p>Bilgi:<br />
Dönemin Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran’ın &#8220;Bilimin Işığında Aydınlanma Seminerleri&#8221;nde yaptığı konuşmaya ilişkin haber.<br />
<h3 class='related_post_title'>İlgili yazılar:</h3>
<ul class='related_post'>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/ataturk%e2%80%99un-halkcilik-ve-devletcilik-ilkelerinin-degerlendirilmesi/' title='Halkçılık ve Devletçilik'>Halkçılık ve Devletçilik</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/turkiye%e2%80%99de-aydinlanma-devrimi/' title='Türkiye’de Aydınlanma Devrimi'>Türkiye’de Aydınlanma Devrimi</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/136/' title='Hakim Medya'>Hakim Medya</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinantunc.com/ataturkculuk-kemalizm-ve-ataturkcu-dusunce-sistemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Halkçılık ve Devletçilik</title>
		<link>http://www.sinantunc.com/ataturk%e2%80%99un-halkcilik-ve-devletcilik-ilkelerinin-degerlendirilmesi/</link>
		<comments>http://www.sinantunc.com/ataturk%e2%80%99un-halkcilik-ve-devletcilik-ilkelerinin-degerlendirilmesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Jun 2009 10:30:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Atatürkçülük]]></category>
		<category><![CDATA[Seminerler]]></category>
		<category><![CDATA[Antiemperyalizm ve Yurtseverlik]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürkçü Düşünce Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Bağımsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[Cafer Unay]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Devrimcilik]]></category>
		<category><![CDATA[Egemenlik]]></category>
		<category><![CDATA[Erol İyibozkurt]]></category>
		<category><![CDATA[Halkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Ulusçuluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sinantunc.com/?p=78</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye’de halkçılığın cumhuriyetle birlikte büyük önem kazandığını vurgulayan Prof. Dr. Cafer Unay, konunun ilk olarak Sivas Kongresi’nin ardından gündeme geldiğini kaydetti. Bugün de halkçılığın önemli bir kavram olduğunu belirten Unay, şöyle devam etti: “Çünkü ilk olarak anayasamız Türkiye Cumhuriyeti’ni sosyal devlet olarak tanımlamıştır. İkinci olarak, demokrasinin kalitesinin yükselmesiyle, gelişmesiyle halkçılık kavramının içeriği değişmiştir. Demokrasiyle birlikte [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><div id="attachment_105" class="wp-caption alignleft" style="width: 126px"><img src="http://sinantunc.com/wp-content/uploads/e-iyibozkurt-116x150.jpg" alt="Prof. Dr. Erol İyibozkurt" title="e-iyibozkurt" width="116" height="150" class="size-thumbnail wp-image-105" /><p class="wp-caption-text">Prof. Dr. Erol İyibozkurt</p></div>Türkiye’de halkçılığın cumhuriyetle birlikte büyük önem kazandığını vurgulayan Prof. Dr. Cafer Unay, konunun ilk olarak Sivas Kongresi’nin ardından gündeme geldiğini kaydetti. Bugün de halkçılığın önemli bir kavram olduğunu belirten Unay, şöyle devam etti:<br />
“Çünkü ilk olarak anayasamız Türkiye Cumhuriyeti’ni sosyal devlet olarak tanımlamıştır. İkinci olarak, demokrasinin kalitesinin yükselmesiyle, gelişmesiyle halkçılık kavramının içeriği değişmiştir. Demokrasiyle birlikte halkçılığın önemi daha da artmıştır. Üçüncü olarak ülkemizde sosyal sınıfların örgütlenmesi; sendikalar, dernekler, kooperatiflerin oluşması sosyal grupların ve sınıfların arasında bir denge arayışı halkçılık kavramının yine önemini arttırmıştır. Esasen, Sivas Kongresi’nin ardından halkın her alanda egemen kılınmasına önem verilmiş, idareyi her alanda ele alması ilkesi benimsenmiştir. Bunlarda halkın idareye gelmesine yeterli değildir, aynı zamanda halkın, halkçılığın maddi dayanağı olan ‘hak refahı’nın tesis edilmesi hedefleri arasında yerini almıştır. 1923’te cumhuriyet kurulmuş ve Atatürk, ‘Türk milleti, halk idaresi olan cumhuriyet ile idare olunur’ demiştir.”<br />
Unay, ‘halk’ ve ‘halkçılık’ın ne anlamlara geldiği konusunu işlerken de, ‘halkın ne olduğu’ konusunda çeşitli yorumlar bulunduğunu söyledi. Prof. Dr. Cafer Unay, “Mesela bir anlamda halk, bir ülkedeki insanların, toprak ağası, müteşebbis, işçi, çiftçi hepsini kapsar. İkinci anlamda halk, toplumdaki en kalabalık halkı, kültüründen en az pay almış insanları, iktisadi olarak en alt tabakasını ifade etmek için kullanılmaktadır. Üçüncü bir anlamda halk, sadece geçimini emeğiyle sağlayan insan grubudur. Fakat bizdeki halkçılıkla sınıf kavramı birbirinden farklıdır. Genellikle halkçılık, köylüler ve işçiler eliyle bunların yararına bir toplum düzeni kurma çabası olarak kabul edilmektedir” dedi.<br />
Prof. Dr. Unay, tarihe bakıldığında halkçılığın Avrupa’da pek görülmediğini, 1860’tan sonra Rusya’da ortaya çıktığını anlatarak, Rusya’da sosyalizmin olmadığı dönemlerde, sosyalizmin budanmış, kırpılmış, sulandırılmış bir şekli olduğunu vurguladı. Halkçılığın, toplumlarda sorunları çözmek için acı ve sert bir ilaç olan sosyalizmi yumuşatmak, sosyal birliği sağlamak isteyenlerin bir buluşu olduğunu dile getiren Unay, “Halkçılık, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde filizlenmiştir. Fakat Mustafa Kemal ile birlikte alevlenmiş ve cumhuriyet Türkiye’sine damgasını vurmuştur” diye konuştu.<br />
Halkçılığın; Atatürk’e göre kuvvetin, kudretin, egemenliğin, yönetimin doğrudan doğruya halkın elinde bulunması olduğunu yansıtan Prof. Dr. Cafer Unay, “Hiç kuşku yok ki, bu dünyanın en kuvvetli prensibidir. Mustafa Kemal, sadece halkçılık konuşunda değil, devrimler konusunda da aynı fikre sahiptir. Ona göre insan devriminin temeli halk yönetimidir. Her şey halkla beraber yapılacaktır, halk yararına yapılacaktır, halk mutluluğu için yapılacaktır. Halkçılığın da, devrimciliğin de anlamı budur” görüşlerine yer verdi. Halkçılığa, sosyalizme yakın bir anlam verenlerin olduğunu kaydeden Unay, Atatürk’ün bunu ‘Türkiye bolşevik olmayacaktır. Çünkü Türk Hükümeti’nin ilk gayesi halka hürriyet ve saadet vermektir’ sözleriyle yansıttığını belirtti. Unay, Atatürk’ün halkçı olmasında ‘halk adamı’ olmasının önemli rol oynadığını, emperyalizme karşı olmayanların da halkçı olamayacaklarını söylediğini ifade etti.<br />
“Halkçılık uygulandı da, bu başarıya ulaştı mı?” sorusunu yönelten Unay, “Tezatsız bır sınıf, bölünmemiş bir millet meydana gelmiş midir? Baktığımız zaman bu mümkün olmamıştır. Çünkü idare yine bir azınlığın elinde kalmıştır, bunun nedenleri vardır. Cumhuriyet kurulduğunda halkın yüzde 10’u okur yazardır. Vatandaş okur yazar değilse, eğitim almamışsa, iktisadi gücü yoksa zaten iktidara katılma da matematiksel olarak ekarte edilmiştir. Esasen Atatürk’ün ve arkadaşlarının devamlı olarak fikirleri fiilden daha çok öne çıkmıştır. Önce yapmışlar, sonra teorisini kurmaya çalışmışlardır. Onun için bu gerçekleşmemiştir” dedi. Unay şöyle devam etti:<br />
“Bugüne baktığımız da, bugünün halkçılığını nasıl yorumlamamız lazım? Bence, bunun birinci hususu şudur: Hukuk devletinin tamamen işlemesi, bunun genişlemesi lazım. İktisadi gücün, siyasi gücü tahakküm altına alması, etkilemesi, yönlendirmesine kesin olarak mani olması lazım. Eğitimi bütün halka sağlamak lazım. Fırsat eşitliğini sağlamak lazım. Milli gelir dağılımında adaleti sağlayacaksınız. Ve anayasada yer alan sosyal devlet ilkesini yasama geçirdiğiniz zaman halkçılık  kendiliğinden ortaya çıkacaktır.<br />
İktisadi güç, siyasi gücü bütün ülkelerde etkisi altına alıyor. Bunun vasıtalarından biri de medyadır. Buna mutlaka mani olmak lazımdır. Halkçılık budur. Yoksa birinin diğerini sömürmesi, ezmesi mümkün değildir. Halkçılığı bugün bu şekilde anlamak lazım. “</p>
<p>İyibozkurt’un Konuşması<br />
“Atatürk Devletçiliği” üzerinde görüşlerini açıklayan UÜ öğretim görevlilerinden Prof. Dr. Erol İyibozkurt da, bir gün önce “Atatürkçü Düşünce Sistemi” üzerinde konuşan  Rektör Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran’ın görüşlerine katıldığını söyledi. İyibozkurt, Atatürk’ün devletçiliği sosyal adalet, sosyal devlet, zorunluluk ve strateji temelleri üzerine oturttuğu kaydederek, “Türkiye’de de cumhuriyet sonrasında serbest piyasa benimseniyor. Devletin müdahale etmediği, devletçiliğin hiç olmadığı bir piyasa mekanizması uygulamaya konuluyor. Tabii, burada yine aksaklıklar, eksiklikler, sapmalar ve sakıncalar ortaya çıkıyor. 1930’lara gelindiğinde, piyasa mekanizmasında bu unsurlar yüzünden, Avrupa’daki sosyalizm, komünizm gibi gelişmelerden farklı, dünya ilk defa çok özel bir durum olarak ‘Atatürk Devletçiliği’ dediğimiz devletçilik modeli gündeme geliyor” dedi.<br />
2. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da ve dünyada birçok ülke tarafından, Atatürk’ün devletçilik modelinin benimsenerek uygulandığını anlatan İyibozkurt, bu modelin savaş sonra ABD’de de uygulanabilir hale getirildiğini söyledi. Prof. Dr. Erol İyibozkurt, şöyle devam etti:<br />
“Günümüze geldiğimizde, dünyada küreselleşme deniyor, serbest piyasa ağırlıklı, devletçilik terk edilsin, özelleştirmeler yoğun bir şekilde yapılsın deniyor.Sosyal devlet dediğimiz, biraz da sosyal devletçilikten bahsettiğiniz zaman bize dinozor diyorlar. Bu düşüncenin günümüzde dinozorlukla ilgili olduğunu sanmıyorum. Sosyal devlet dediğimiz zaman, pozitif bir yaklaşımdan çok, noğmatik bir yaklaşım yapıyoruz. Bu doğru, değer yargılarından yaklaşım yapıyoruz. Bilimsel açıdan baktığımızda da, pek farklı şeyler söylememiz mümkün değil. Çünkü günümüzde de serbest piyasanın öyle ya da böyle görevini tam yapamadığını görüyoruz. Bu açıdan da devletin işin içine girmesi gerektiğini seziyorum. Ben, serbest piyasanın devlet tarafından tamamlanması bu çerçevede devletin düzenleyici, tamamlayıcı rol oynaması gerektiğini düşünüyorum.<br />
Serbest piyasa, arz ve taleplerin bir araya geldiği, bütün kaynakların tüm alanlara dağıldığı ve sonuçta etkin bir sonucun çıktığı düşünülen bir piyasadır. Bu doğru olabilir, etkin olabilir. Ama, bu piyasayı serbest bıraktığınız, müdahale etmediğiniz zaman, toplum açısından iyi midir? Bunu sorgulamak gerekir. Serbest piyasada her şeyi mallaştırıp, fiyatlandırırsanız bireyler ve toplum ne durumda olur? Örneğin; satın alıcıları var diye kadınların vücutlarını satması, bir çok kişinin organlarını satışa çıkarması, hatta çocuklarını satması, piyasada bunları piyasa bakımından doğru fiyatı var diye iyi olması sonucu doğurur mu?”<br />
Türkiye’de doktora gitmek istenildiğinde, fiyatların doğru, ancak yüksek olduğunu vurgulayan İyibozkurt, “Dolayısıyla halk doktora gidemiyor. Yani bu iyi midir?” diye konuştu. İngiltere’den bir örnek veren Prof. Dr. Erol İyibozkurt, bu ülkede üniversiteye gitmek isteyen bir genç kızın internet kanalıyla vücudunu satışa çıkarmasının geniş yankı bulduğunu, üniversite yönetiminin bu olay karşısında “Bu onun kendi tercihidir. Çünkü genç kız yetişkin biridir” açıklamasının yapıldığına işaret ederek, “Serbest piyasa açısından bu iyi midir. Ben toplumumun eğitimin ve üniversitenin böyle bir yapıya dönüşmesini istemiyorum. O bakımdan bütün bunları düşünelim. Devletin bir noktada bu eksiklikleri, aksaklıkları, hatta bu değerlendirmeyi yapmasını istiyorum.”</p>
<p>Tarih:<br />
19 Şubat 2004 </p>
<p>Bilgi:<br />
Uludağ Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Cafer Unay ve Prof. Dr. Erol İyibozkurt’un &#8220;Bilimin Işığında Aydınlanma Seminerleri&#8221;nde yaptığı konuşmaya ilişkin haber.<br />
<h3 class='related_post_title'>İlgili yazılar:</h3>
<ul class='related_post'>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/ataturkculuk-kemalizm-ve-ataturkcu-dusunce-sistemi/' title='Atatürkçü Düşünce Sistemi'>Atatürkçü Düşünce Sistemi</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/turkiye%e2%80%99de-aydinlanma-devrimi/' title='Türkiye’de Aydınlanma Devrimi'>Türkiye’de Aydınlanma Devrimi</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/136/' title='Hakim Medya'>Hakim Medya</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinantunc.com/ataturk%e2%80%99un-halkcilik-ve-devletcilik-ilkelerinin-degerlendirilmesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de Yükseköğrenim</title>
		<link>http://www.sinantunc.com/dunya%e2%80%99da-ve-turkiye%e2%80%99de-yuksekogrenim/</link>
		<comments>http://www.sinantunc.com/dunya%e2%80%99da-ve-turkiye%e2%80%99de-yuksekogrenim/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Jun 2009 10:27:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Seminerler]]></category>
		<category><![CDATA[Yükseköğrenim]]></category>
		<category><![CDATA[darülfünun]]></category>
		<category><![CDATA[internet üniversiteler]]></category>
		<category><![CDATA[Naci Cangül]]></category>
		<category><![CDATA[Uludağ Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[vakıf üniversiteleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sinantunc.com/?p=76</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye’de yükseköğrenimin alanında üniversitelerin yakın bir gelecekte tamamen ‘vakıf üniversiteleri’ haline dönüşeceğini söyleyen Doç. Dr. Naci Cangül, başta ABD ve Avrupa’da ülkeleri olmak üzere gelişmiş ülkelerde ise üniversitelerin internet üzerinden öğrencilere ulaşacağını öngördü.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><div id="attachment_107" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><img src="http://sinantunc.com/wp-content/uploads/nacicangul-300x224.jpg" alt="Doç. Dr. Naci Cangül" title="nacicangul" width="300" height="224" class="size-medium wp-image-107" /><p class="wp-caption-text">Doç. Dr. Naci Cangül</p></div>Türkiye’de yükseköğrenimin alanında üniversitelerin yakın bir gelecekte tamamen ‘vakıf üniversiteleri’ haline dönüşeceğini söyleyen Doç. Dr. Naci Cangül, başta ABD ve Avrupa’da ülkeleri olmak üzere gelişmiş ülkelerde ise üniversitelerin internet üzerinden öğrencilere ulaşacağını öngördü.<br />
Doç. Dr. Naci Cangül, cumhuriyetin ilk yıllarında darülfünuna (yükseköğrenim) büyük önem verildiğini kaydederek, Atatürk’ün direktifleriyle hemen her ilde bir fakülte açılmasının hedeflendiğini, ancak bunun bazı olumsuzluklar nedeniyle bunun gerçekleştirilemediğini söyledi. O dönemlerden kalan sıkıntılardan bazılarının bugün halen devam ettiğini dile getiren Cangül, “Bunların aşılması halinde Türkiye’de yükseköğrenim gerçek yerini bulacaktır” dedi. Ulu Önder’in darülfünunu daha modern bir yapıya kavuşturulmasını sağlamak amacıyla 1932 yılında yurt dışından profesörler davet ettiğini anlatan Cangül, yapılan reformlar çerçevesinde 155 öğretim üyesinden 96’sının görevinden uzaklaştırıldığını dile getirdi.<br />
31 Temmuz 1933’te çıkarılan 2252 sayılı kanunla İstanbul Darülfünu’nun kapatılarak bir gün sonra İstanbul Üniversitesi’nin kurulduğunu belirten Doç. Dr. Cangül, “ O günlerde Türkiye’de sayısı sadece 1 olan üniversite sayısı bugün 76’ya çıkmıştır. Bu üniversitelerin 40’ını devlet, kalanını ise vakıf üniversiteleri oluşturmaktadır. ABD ve Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de üniversitelere devlet tarafından destek verilmektedir. Ancak bu destek, dolayısıyla devletlere büyük yükler getirmektedir. Devlet, bu yükü hafifletebilmek için bir takım harçları devreye sokmasına rağmen, bu yeterli olmamaktadır. Ülkemizde, bu sıkıntının aşılabilmesi için son yıllarda vakıf üniversiteleri devreye girmiştir. Sayıları her geçen gün artan vakıf üniversiteleri, yakın bir gelecekte Türkiye’de eğitime tamamen hakim olacak” dedi. </p>
<p>ÇAĞ ATLATAN REFORMLAR<br />
1933 reformuyla Türkiye’de yükseköğrenimin altın çağını yaşamaya başladığına işaret eden Cangül, 1946, 1960, 1973 ve 1981 yıllarında üniversitelerin işleyişine yönelik gerçekleştirilen reformların da yükseköğrenim kurumlarını daha da ileriye taşıdığını vurguladı. Cangül, “Ülkemizde 1970’li yıllardan itibaren üniversitelere büyük önem verilmeye başlanmıştır. Özellikle 1981 reformuyla yükseköğrenimde bütünlüğün sağlanması yoluna gidilirken, fırsat eşitliğinin gerçekleştirilmesi için yükseköğrenim kurumlarının yurt düzeyinde yaygınlaştırılması hedeflendi. 2004 yılında da üniversitelere yönelik reform paketinden neler çıkacak diyorsanız, cevabı her şeyi zaman gösterecek olacaktır” diye konuştu.<br />
 Türkiye’de üniversiteden mezuniyet yaşının 21-23 olduğunu anlatan Doç. Dr. Naci Cangül, oysa Avrupa’da kalitenin korunması açısından yaş sınırının 30’lara dayandığını söyledi. Cangül, devletin üniversitelerde kontenjan gibi uygulamalara yönelmesi yüzünden kalitenin düştüğünü kaydederek, “Bir sınıfta 30 kişi yerine 50 kişiye öğrenim veriyorsanız, kaliteyi yakalamanız zaten mümkün değil” dedi. </p>
<p>EUA GERÇEĞİ<br />
AB’ye girmeye hazırlanan Türkiye’nin yükseköğrenimde sıkıntıları ortadan kaldırabilmek için uğraş verdiğini belirten Cangül, “AB ülkeleri arasında yükseköğrenimde serbest dolaşım imkânı vardır. İngilizce, dünyanın ana diline haline getirilmeye çalışılıyor. Ancak, AB ülkeleri arasında hemen hepsi kendi ana dillerinin kullanılması taraftarıdır.  Dolayısıyla, eğitimde, öğrenci dolaşımı bundan etkilenecektir” görüşlerine yer verdi. Cangül, AB’de eğitimde birlik ve diplomaların tanınması konularının da büyük bir sorun olarak karşılarına çıkacağını kaydetti.<br />
31 Mart 2001 tarihinde kısa adı EUA olan Avrupa Üniversiteler Birliği’nin kurulduğunu anlatan Doç. Dr. Naci Cangül, EUA’nın 662 Avrupa üniversitesi ve 45 ülkenin rektörler konseyinin üst kuruluşu olduğuna işaret ederek, EUA’da temel ilkenin Avrupa Yüksek Öğrenim Alanı kurulmasının hedeflendiğini bildirdi. EUA’nın aktiviteleri arasında yer alan “Socrates Programı”na Türkiye’nin dahil olmadığını söyleyen Cangül, “Ülkemiz, bu programa dahil olmamakla milyonlarca doların dolaştığı bu programdan mahrum kalmaktadır. Ancak, son zamanlarda bu programdan yararlanabilmek için ülkemizde pilot üniversiteler seçildi. Bugün, 3 öğrencimiz yurt dışına gitti. Üniversitelerimizin bunun daha da yaygınlaştırarak, sayıyı daha da yükseltecektir” dedi.</p>
<p>ÜNİVERSİTELERE TEKNOPARK<br />
Doç. Dr. Naci Cangül, Türkiye’de sanayicilerin üniversitelere karşı ilgisiz kaldığını da ifade ederek, şöyle devam etti:<br />
“Ne yazık ki, ülkemizde üniversite-sanayi işbirliği yeterli düzeyde değildir. Ancak, yakın bir gelecekte kurulacak teknoparklar sayesinde bu sıkıntının önemli ölçüde ortadan kalkmasını bekliyoruz. Teknoparklar nedir? Teknoparklar, iş adamlarımızın üniversitelerde işyeri açma esasına dayanan bir uygulamadır. Yani, sanayicimiz, iş adamımız üniversitelere gidecek, üretimini burada yapacaktır. Bunu benimseyen sanayici ve iş adamları 5 yıl vergi ödemeyecektir. İşin de cazibesi buradadır. Kendisi hem üretimini yapacak, hem para kazanacak, bu arada üniversite öğrencileri de bundan yararlanarak kendilerini geliştirecektir.”</p>
<p>İNTERNET ÜNİVERSİTELER<br />
Cangül, dünyada teknoloji devriminin önemli boyutlara ulaştığını belirttiği konuşmasında, üniversitelerin de eğitimlerini internet üzerinden vermeye hazırlandığını söyledi. İnternet üzerinden eğitimle, artık kampüslere, öğretim görevlilerine önemli oranda ihtiyaç kalmayacağını kaydeden Doç. Dr. Naci Cangül, &#8220;Tek bir tuşla milyonlarca bilgi elinizin altına geliyor. Dolayısıyla, internet üniversiteler, devletlerin bütçeleri üzerindeki sıkıntıyı ortadan kaldıracağı gibi, büyük bir rahatlamayı da beraberinde getirecektir. Nedir bu rahatlamalar? Devletler, artık eskisi gibi kampüs yapmaktan kurtulacak, eğitim ve öğretim görevlilerine de eskisi gibi ihtiyaç kalmayacağından, bunun mali külfetinden de kurtulacaktır. Aslında, devletler üniversiteler açısından birçok kalemde rahatlayacaktır&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Tarih:<br />
Mart 2004 </p>
<p>Bilgi:<br />
Doç. Dr. Naci Cangül’ün &#8220;Bilimin Işığında Aydınlanma Seminerleri&#8221;nde yaptığı konuşmaya ilişkin haber.<br />
<h3 class='related_post_title'>İlgili yazılar:</h3>
<ul class='related_post'>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/okullar-acilirken-sorunlar-ve-yeni-paradigma-gereksinimi/' title='Okullar Açılırken Sorunlar ve Yeni Paradigma Gereksinimi'>Okullar Açılırken Sorunlar ve Yeni Paradigma Gereksinimi</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/davis-universitesi-neden-bir-numara/' title='Davis Üniversitesi Neden Bir Numara'>Davis Üniversitesi Neden Bir Numara</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/universitelerde-secim-sistemleri/' title='Üniversitelerde Seçim Sistemleri'>Üniversitelerde Seçim Sistemleri</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/universite-tercihleri-hangi-kriterlere-gore-yapilmali/' title='Üniversite Tercihleri Hangi Kriterlere Göre Yapılmalı'>Üniversite Tercihleri Hangi Kriterlere Göre Yapılmalı</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/oss-sinav-sonuclari-ve-ulkemizin-bilimsel-gelecegi/' title='Ülkemizin Bilimsel Geleceği'>Ülkemizin Bilimsel Geleceği</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinantunc.com/dunya%e2%80%99da-ve-turkiye%e2%80%99de-yuksekogrenim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de Aydınlanma Devrimi</title>
		<link>http://www.sinantunc.com/turkiye%e2%80%99de-aydinlanma-devrimi/</link>
		<comments>http://www.sinantunc.com/turkiye%e2%80%99de-aydinlanma-devrimi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Jun 2009 10:25:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Atatürkçülük]]></category>
		<category><![CDATA[Seminerler]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürkçü Düşünce Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimin Işığında Aydınlanma Seminerleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Fügen Berkay]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye’de Aydınlanma Devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[Yrd. Doç. Dr. Bekir Mermutlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sinantunc.com/?p=73</guid>
		<description><![CDATA[Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fügen Berkay ve aynı fakültenin Kurumlar Sosyolojisi Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Bekir Mermutlu,” Türkiye’de Aydınlanma Devrimi” konulu seminerde görüşlerini açıkladılar.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><div id="attachment_110" class="wp-caption alignleft" style="width: 85px"><img src="http://sinantunc.com/wp-content/uploads/fugenberkay.jpg" alt="Prof. Dr. Fügen Berkay " title="fugenberkay" width="75" height="140" class="size-full wp-image-110" /><p class="wp-caption-text">Prof. Dr. Fügen Berkay </p></div>Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fügen Berkay ve aynı fakültenin Kurumlar Sosyolojisi Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Bekir Mermutlu,” Türkiye’de Aydınlanma Devrimi” konulu seminerde görüşlerini açıkladılar.<br />
Seminerin ilk konuşmacısı Mermutlu, Avrupa’da başlayan aydınlanma hareketinin Türkiye’ye yansımalarını dile getirdi. Yrd. Doç. Dr. Bekir Mermutlu, Avrupa’da 1789 Fransız İhtilali’yle ortaya çıkan aydınlanma hareketlerinin Osmanlı’da da 2. Mahmut Dönemi’nde başladığını ve batıyla aradaki açığın kapatılmasının hedeflendiğini söyledi.<br />
Batıda başlayan yeni akımın tüm askeri cepheleri aşarak bütün hayatı teslim almaya başladığını anlatan Mermutlu, “Ancak, batıdaki değişimin devlet katında kesin olarak farkına varıldıktan sonra, 2. Mahmut’un batıyla aramızdaki açığı kapatmak üzere uygulamaya koyduğu bir dizi reformun, hukuki bir reform olan tanzimata hazırlık teşkil ederek, kuvveti ve etkisi bakımından ondan çok daha önemli olduğu kabul edilmelidir” dedi.<br />
Aydınlanmanın Osmanlı için, düşünce yeniliğinin sonucu olmayıp, 19. yüzyılın ortasında birden bire dışarıdan gelen bir fikir aşısının ürünü olarak doğduğunu söyleyen Mermutlu, “Ancak Osmanlı aydınlanmayı tabii esasları açısından değerlendirmeye giriştiğinde, ona yönelmeye direnç göstermeyi anlamlı bulmamıştır. Aydınlanmanın ana damarı olarak kabul ettiğimiz tabii hukuk felsefesi, sanıldığının aksine Osmanlı’nın siyasal ve toplumsal katmanlarında rahatlıkla yer bulabilmekte zorlanmamıştır. Hatta bu rahatlık batı dünyasıyla kıyaslanmayacak kadar ileridedir” diye konuştu.<br />
Tanzimatı ilan eden ve uygulamaya koyan devletin, batılılaşma yolunda kurumsal çapta attığı önemli adımlara rağmen, bir sonraki nesille karşı karşıya gelme şanssızlığından kurtulamadığını dile getiren Yrd. Doç. Dr. Bekir Mermutlu, buna karşın Şinasi’nin siyaset alemine attığı ilk adımın öncülük vazifesinde gösterdiği sabır ve metanetin Türkiye’nin bugün siyaset aleminde varlığını ispat ettirecek meziyetleri elde etmesine önemli rol oynadığını söyledi. Şinasi’yi tanzimat devriminin kendi düşünce dünyasını en iyi örgütlemiş aydını olarak tanımlayan Mermutlu, “Şinasi, tarifsiz bir aydınlanma ve medeniyet yanlısıydı. Şinasi ve aydınları ortaya çıkmasa, tanzimat devri daha uzun yıllar bizim düşünce ve siyasi bilinç dünyamızda bir kımıldama yaratmadan devam edecekti” görüşlerine yer verdi. Şinasi’nin çıkardığı gazetenin, batı dünyasına yönelen ilginin artmasını sonuçlandırarak, yeni düşüncelerle beslenen genç bir neslin oluşumunda pay sahibi olduğunu vurgulayan Mermutlu, bu neslin temel taşlarından bazılarının Namık Kemal, Ebu Ziya Tevfik, Agah Efendi ve Ali Süavi olduğunu kaydetti.<br />
Prof. Dr. Fügen Berkay da, Osmanlı’da aydınlanma hareketinin ülke sınırlarıyla sınırlı kaldığını belirterek, bunun çok önemli bir neslin yetiştiği 1923’ten sonra büyük bir değişime uğradığını söyledi.<br />
Devletin bekasının esas alındığı yenileşme hareketlerinin, “Ne yaparız da ayakta kalırız ve kurtuluruz” sorusunun, bir takım entelektüel dünya şartlarının getirdiği büyük fırtınalar karşısında ayakta kalmayı sağlayıcı temele dayandırılamadığını ifade eden Berkay, “Aydınlanma hareketlerinde 1908’lere gelindiğinde genç bir kuşağın ortaya çıktığını görüyoruz ama, devlette bitmiştir. 1914’te 1. Dünya Savaşı boyunca ve özellikle Çanakkale Savaşı sırasında o genç kuşağın önemli bir bölümünün yok olduğunu görüyoruz. O nedenle, Atatürk’ün elinde çok sınırlı bir kadro kalmıştır. Ve o kadroyla büyük bir devrim yapılmaya çalışılmış ve başarılmıştır” dedi.<br />
Aydınlanmayla ilgili kaynakların ne kadar geriye götürülürse götürülsün, hareketin kuşatıcı olma özelliğini ve hızını 1923 devrimiyle kazandığını anlatan Prof. Dr. Fügen Berkay, şöyle devam etti:<br />
“Bu dönemin üç önemli çarpıcı temel sonucu; emperyalizme karşı kurtuluş savaşı, yönetime karşı demokratik bir çıkış ve toplumun tebadan yurttaşa, ümmetten ulusa dönüşüdür. Çarpışmaların ötesinde bir dönüşümü şahit oluyoruz. Endüstri devriminin arka yüzünün neredeyse zorunlu bir sonucu gibi, 1914’te 1. Dünya Savaşı çıktığında bütün yenileşme çabalarına rağmen, temelde ekonomik güçlenme ve sosyal değişim gerçekleşemediği için, toplum içerisinde modernizeyi üstlenebilecek bir Türk mozolesi gelişemeden, köylülük de aynı nedenle değişemeden Osmanlı devlet yapısı çökmüş, ve Osmanlı Devleti bu savaşla birlikte hayattan çekilmiştir.”<br />
Savaşlar sırasında büyük sayılarda aydın gencin yitirilmesinin ülkeye büyük darbeler vurarak yaralar almasına yol açtığını dile getiren Berkay, bu dönemde nüfusun sosyal profilinin özellikle ekonomik açıdan çökmüş, tarım hayatının tamamen tahrip olmuş haliyle görüldüğünü belirtti. Bu dönemlerde Mustafa Kemal Atatürk’ün bütün bu sancıların ve yenileşme hareketinin kısmi birikiminin gücüyle ve kendi dehasından oluşan sosyal bir portre olarak tarihe yansıtmaya başladığını söyleyen Prof. Dr. Berkay, “Bu noktada Atatürk, temelden bir modernleşme, aydınlanma ve yenilenme devriminin mimarı olma iradesine sahip sosyal bir portredir. Bu nedenle çok güç şartlarda ve imkânsızlıklarda gerçekleştirilen Kurtuluş Savaşı, sadece siyasi ve askeri bir mücadele değildir. Ama öte yandan Kurtuluş Savaşı, savaş boyunca var olan bir meclisin içinde ve dışında yepyeni bir toplum projesinin tartışıldığı ulusal bir forum olma özelliğini de taşır. Bu da Kurtuluş Savaşı’nı diğer kurtuluş savaşlarından daha farklı kılan çok önemli bir husustur” dedi.<br />
Aydınlanmanın kaynağının batı olmasına rağmen, bugün onu da aşan evrensel bir güç haline geldiğini kaydeden Berkay, bu açıdan eğitimin büyük önem taşıdığını vurguladı. Türkiye’nin 21. yüzyıla sanayileşme yolunda hayli önemli adımlar atmış bir ülke olarak gelindiğini belirten Berkay, özetle şöyle devam etti:<br />
“Ancak bu sürecin ve değişmenin sancılarını da 50 yıldan beri yaşamaktayız. Bugün dünya çok hassas bir haberleşme ağıyla örülüdür. Biz de bu haberleşme ağının içerisindeyiz. Bireyler ve toplum olarak çeşitli algılama derecelerinde etkileniyor, bu  algılanmalar ve etkilenmelerin sonuçlarını da her boyutta yaşıyoruz. 1960’lı yıllarda başta Almanya olmak üzere, nüfus artış hızının neredeyse durduğu sanayileşmiş ülkelere iş gücü vermeye başladık. Bunu başka ülkelerle yetişmiş insan gücüne ihtiyacı olan refah zengini ülkeler de izledi. Özellikle sanayileşmiş ülkelere doğru olan iş gücü akımı, bazı ekonomik yararların dışında birçok problemi de birlikte getirdi. Bu da sosyal hayatımızda yeni bir boyutu ifade etmektedir. Ülkemiz bugünkü nüfusu kolayca taşıyabilecek doğal kaynaklarını ve yetişmiş insan gücünü yeterince iyi örgütlemiş, 1950’lere kadar sürebilmiş olan tabandan tavana eğitim seferberliğiyle yetiştirilmiş olarak gelebilseydi, sorunlar büyük ölçüde çözülmüş ve aşılmış olacaktı.”</p>
<p>Tarih:<br />
Mart 2004 </p>
<p>Bilgi:<br />
Prof. Dr. Fügen Berkay ve Yrd. Doç. Dr. Bekir Mermutlu’nun &#8220;Bilimin Işığında Aydınlanma Seminerleri&#8221;nde yaptıkları konuşmalara ilişkin haber.<br />
<h3 class='related_post_title'>İlgili yazılar:</h3>
<ul class='related_post'>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/ataturkculuk-kemalizm-ve-ataturkcu-dusunce-sistemi/' title='Atatürkçü Düşünce Sistemi'>Atatürkçü Düşünce Sistemi</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/ataturk%e2%80%99un-halkcilik-ve-devletcilik-ilkelerinin-degerlendirilmesi/' title='Halkçılık ve Devletçilik'>Halkçılık ve Devletçilik</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/136/' title='Hakim Medya'>Hakim Medya</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/dunya-ekonomisi-nereye-gidiyor-bizleri-neler-bekliyor/' title='Dünya Ekonomisi Nereye Gidiyor, Bizleri Neler Bekliyor'>Dünya Ekonomisi Nereye Gidiyor, Bizleri Neler Bekliyor</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/turkiye%e2%80%99de-sivil-toplum-orgutleri/' title='Türkiye’de Sivil Toplum Örgütleri'>Türkiye’de Sivil Toplum Örgütleri</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinantunc.com/turkiye%e2%80%99de-aydinlanma-devrimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dünya Ekonomisi Nereye Gidiyor, Bizleri Neler Bekliyor</title>
		<link>http://www.sinantunc.com/dunya-ekonomisi-nereye-gidiyor-bizleri-neler-bekliyor/</link>
		<comments>http://www.sinantunc.com/dunya-ekonomisi-nereye-gidiyor-bizleri-neler-bekliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Jun 2009 10:22:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Seminerler]]></category>
		<category><![CDATA[Ufuk Uras - Ercan Karakas]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimin Işığında Aydınlanma Seminerleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Ercan Dülgeroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tahir Baştaymaz]]></category>
		<category><![CDATA[Uludağ Üniversitesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sinantunc.com/?p=69</guid>
		<description><![CDATA[Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyeleri Prof. Dr. Ercan Dülgeroğlu ve Prof. Dr. Tahir Baştaymaz, “Dünya Ekonomisi Nereye Gidiyor, Bizleri Neler Bekliyor” konusunu tartıştı. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><div id="attachment_114" class="wp-caption alignleft" style="width: 105px"><img src="http://sinantunc.com/wp-content/uploads/tahirbastaymaz.jpg" alt="Prof. Dr. Tahir Baştaymaz" title="tahirbastaymaz" width="95" height="119" class="size-full wp-image-114" /><p class="wp-caption-text">Prof. Dr. Tahir Baştaymaz</p></div>Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyeleri Prof. Dr. Ercan Dülgeroğlu ve Prof. Dr. Tahir Baştaymaz, “Dünya Ekonomisi Nereye Gidiyor, Bizleri Neler Bekliyor” konusunu tartıştı.<br />
Prof. Dr. Ercan Dülgeroğlu, dünyayı bekleyen en büyük tehlikenin terör olduğunu belirttiği konuşmasında, bu çerçevede zaman zaman belli ülkelerin hedef içerisine alındığını söyledi ve, “Bunun dünya kamuoyu tarafından da izlenmesi sağlanıyor” dedi. Dülgeroğlu, neden böyle bir şeyin gerçekleştiği sorusunun cevabını verirken, ABD’nin kendi elleriyle yarattığı El Kaide’yle mücadele ettiğini anlattı. Bugün ABD’nin, dünyaya hakim olma stratejisi içerisinde, kendini ayakta tutacak ve dünyada kendi isteğine göre düzenlemeyi sağlayacak bir karışıklığı ifade ettiğini dile getiren Dülgeroğlu, “11 Eylül olayları da, daha evvelden planladığı ya da planlandığı görülen bazı şeyleri gerçekleştirmek için ABD’nin kullandığı bir bahane olarak görülüyor” görüşlerine yer verdi.<br />
ABD’nin neden böyle bir güç kullanmak ya da gösteri yapmanın altında yatan gerçeğin kendini beğenmişliği yattığını anlatan Prof. Dr. Dülgeroğlu, ABD’nin süper güç olarak kalmanın sarhoşluğuyla bunları değerlendirdiğini kaydetti. Dülgeroğlu, “Bütün bunların altında bir hedef ve niyet var. Yakın bir gelecekte, yani 2020 veya 2025’lerde dünya nasıl bir hal alacak, kaynaklarda nasıl bir tükenme var, yeni kaynak yaratımı nedir, bugün su yüzüne çıkmamış, ama su altında giderek büyüyen, gelecekte de su yüzeyine çıkarak rol üstlenecek bir güç var mı, bu güç nerede ve bu nasıl gerçekleşir gibi senaryolar kullanılıyor. Buna böyle bakarsak, 2020’lerde ABD’nin karşısına dikilecek bir güç var. ABD şimdiden bu güce karşı kendini kollamak ve kendi çıkarmalarını korumak için belli bir hamle yapmaktadır. Bu da, Çin’in ya da Uzakdoğu’nun yırtıcı bir şekilde büyük bir hamle yaparak 2020’lerde ABD’nin GSMH’nı yakalayıp geçmesidir” dedi.<br />
Prof. Dr. Ercan Dülgeroğlu, dünya GSMH’nın 33 trilyon dolar olduğunu vurgulayarak, bunun 11 trilyon dolarının ABD’ye ait olduğunu, geri kalan kısmını da diğer dünya ülkelerinin paylaştığını kaydetti. 2020’lerde ABD ve Çin’in GSMH’nın 14 trilyon olarak eşitleneceğini söyleyen Dülgeroğlu, “Aynı hız devam ederse, perspektif 20 yıl öteye uzatıldığında Çin’in daha hızlı yükseleceği görülüyor. Bir diğer senaryo, ABD’nin dünyada süper güç olarak kalması karşılığında, Amerikan ekonomisine, siyasetine hükmeden çok uluslu şirketler, yani dünyanın para babaları ve silah sanayi, kendi istekleriyle getirdikleri ABD yönetimini, dünyada bazı olaylar çerçevesinde pazar genişlemesine ulaşılması, var olan durgunluğu kapitalizmin getirdiği hareketsizliği aşmalarını sağlayacak gelişmeyi planlıyorlar, Bunu söyleyenler, bunu kuvvetli delillere dayandırıyorlar. ABD Başkanı’nın bugün izlediği politika, ABD Anayasası’na bile aykırıdır. Özellikle Müslümanlara karşı ABD yasalarına aykırı uygulamalar yapılmaktadır. Bu parçanın temel ezgisi şiddet, dünya kaynaklarını ele geçirmek, nakaratında ise az gelişmelerin refah ve özgürlük talepleri, gelişmiş ülkelerin fısıltılar halinde söyledikleri sahte insan haklarıdır. Bugün baktığımız zaman, dünyanın geniş kitleleri barışa olan özlemlerini, kalkınmaya, refaha olan özlemlerini dile getiriyorlar. Bunlar yüksek çığlıklarla aktarılıyor, ama fısıltıyla aktarılan nakarat kısımlarında ise sahte bir insanlık ideali yatıyor” diye konuştu.<br />
Prof. Dr. Tahir Baştaymaz da şunları söyledi:<br />
“1960’lı yıllardan bugünlere bakıyoruz. Her sene bir, bir gitmiş. Bu birler nedir biliyor musunuz? Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı sermayenin gösterdiği rakamdır. 1970’li yıllarda Çin’e baktığımız zaman bu rakam 3.5, Brezilya ve Arjantin’e ise 1.5’tur. Bugün ise Türkiye hala 1’leri oynuyor, ama Çin 105’e çıkmış. GSMH’ye baktığımızda Çin’in yüzde 33’ü yabancı sermayeden oluşuyor. Çin’in piyasa koşulları kim tarafından koşullanmış? Geçtiğimiz yıllarda Hong Kong Çin’e devredilmedi mi, piyasayı bu mekanizma düzenledi. Amerika, İngiltere, Fransa veya Japonya oraya yatırım yaptıkları zaman, kendi tasarımlarıyla gidiyorlar. Onların düşündükleri, tasarladıkları piyasa Türkiye’de yok. Neoliberal felsefenin ortaya koyduğu piyasa sistemini Türkiye henüz ortaya koymuş değildir. Dolayısıyla yabancı yatırımcının siyasi ve ekonomik istikrar istemesinin yanında bu market yasasının çıkarılması gerekiyor. Yani taklit olmayacak, patent, mülkiyet hakları dikkate alınacaktır. Yani bu yasa, seni piyasaya sokmam yasasıdır. Serbest piyasa ekonomisini kabul ediyorsanız, doğal olanı budur.”<br />
Yabancı sermayenin Türkiye’de fiyatları bildiklerini, maliyetleri düşüremeyeceklerini göz ardı edemediklerini söyleyen Baştaymaz, buna karşılık ‘market yasası’nın düzenlenmesi halinde yatırım yapabileceklerini belirttiklerini kaydetti. Prof.Dr.Ercan Dülgeroğlu’nun “Bizi sömürmek için geliyor olmasınlar?” şeklindeki sorusuna Baştaymaz, “Elbette çok dikkat etmeliyiz. Geldikleri gibi giderler lafını unutmayalım. Ama biraz zor. Onun için gelmeden bunları hazırlayacağınız yasada çok iyi denetime tutacak maddeleri koymalısınız” karşılığını verdi. Bu yasayı kimlerin yapacağını merak ettiğini dile getiren Prof. Dr. Tahir Baştaymaz, “Türkiye’de kaç tane kaliteli hukuk mezunu var. Peki, biz kendi medeni kanunumuzu yapabiliyor muyuz? Yoksa başka bir altyapının üzerine mi koyuyorlar. AB hukuk sisteminin tercüme edilerek Türkiye’de parlamentodan geçerek kabul edilmesi başkalarının tasarladığı hukuk sisteminin kendinize adaptasyonudur. İktisadi hayatımızı biz belirleyemiyoruz, biz tasarlayamıyoruz. İşte bu konu, Türkiye’de iktisadi oyunun nasıl oynanacağını çerçeveleyen bir mekanizmadır.  Siz tasarlayamıyorsunuz bu oyunu, kaidelerini siz koymuyorsunuz. İçindeki hizmet ve malları da siz üretmeyeceksiniz” diye konuştu.<br />
Geçen yıl dünyanın en başarılı şirketleri arasında ilk sıraya oturan ve 1 milyon kişinin çalıştığı Wall-Mart Stores adlı Amerikalı süper marketin, yıllık GSMH’nın 276 milyar dolar olduğunu, bu rakamın Türkiye’nin GSMH’den çok fazla olduğu dile getiren Baştaymaz, şunları söyledi:<br />
“Dolar düştü ya, zenginleştiniz, sevinin artık. Dolar yükselirken diyordunuz ki, fakirleşiyoruz. Evet, bütün basın, tüm ekonomistler bunu söylüyordu. Bize hocamız, ‘dolar yükselirse bir millet fakirleşmez. Ama, doların düşmesiyle, yükselmesiyle sizin gelir dağılımınız bozulursa, o zaman fakirleşirsiniz. Kendinizi korursanız tamam’ derdi. Şimdi dolar 1.3 milyon liraya indi, 1 milyon liraya inse ne olacak. Daha mı fakirleşeceğiz. Maaşlarınız değişecek mi, hayır. Ürettiğiniz mallarla hizmetler değişecek mi, hayır. Sınıfta yetiştirdiğiniz çocuk sayısının üçte birini dışarı mı atacaksınız, hayır. Çok fakirleşmeyeceksiniz. Paritelerden bu kadar korkmamak lazım. Esas sizin ortaya koyacağınız miktarlar önemli. Kaç tane araba, kaç tane karpuz ürettiğiniz önemli. Ve çekirdeğini sizin yetiştirdiğiniz karpuzlar önemli. Karpuz çekirdeği ithal ediyorsan, hiç benim yanıma gelme, ziraat fakültelerini de kapatın. Fakirleşmek ve zenginleşmek dolar ölçüsüyle olmaz. Aklınızdan bu doları yok edin. Euro’yu da yok edin. Kendi kazandığınız Türk Lirası’na bakın. Para hakimiyet sembolüdür. Bu işler projeyle olur. Proje ne demektir, Türkiye’nin bilmediği konulardan bir tanesi demektir. Türkiye hukuk sistemini bilmiyor, hukuku, iktisadi tasarımı bilmiyor, proje yapmayı bilmiyor. Bilgisizlikle, cehaletten başka kötü bir şey yok. Eğitim, bu işin bir numaralı altyapı şartıdır. Eğiteceksiniz, öğreteceksiniz, öğretmenlerimize büyük işler düşüyor. Proje yapmayı da öğreteceksiniz elbette. Onlarla mücadele edebilmek için hukukçularımız iktisat bilen, ana dili gibi ingilizce konuşan insanlar olmak zorundalar.<br />
Wall-Mart Stores’ta doğrudan ve dolaylı 1 milyon kişi çalışıyor. Peki biz kaç kişiyiz, 70 milyon. Ne kadar GSMH üretiyoruz, 240 milyar dolar. Acaba, Türkiye Wall-Mart’taki çalışanlar kadar çalışsaydı ne kadar geliri olurdu. Hesabı gayet basit, 246 milyarı 70’le çarparsınız olur biter. Bu rakamı 7’yle çarpsak yeterli olur. Bu memleketin hiçbir şeye ihtiyacı kalmaz. O zaman 1 trilyon 750 milyar doları buluruz. Bizim büyük ülke olabilmek için sınırımız 1 trilyon dolardır. Süleyman Demirel de “Biz böyyük ülkeyiz” dememiş miydi? 250 milyar dolarla büyük ülke olunmaz. Amerika 11 trilyon dolara oynuyor. Çin 14 trilyon dolara gelince onu geçecek. Katlama kat sayısı var. 2010 yılına gelince ne kadar olarak milli gelirimiz. 600 milyar doları bulacak. Bu verimlilikte gidersek. Rakamlar, uyanın, çalışın diyor. Yani çocuklarımıza, köylülerimize çok şeyler öğretmemiz lazım.”</p>
<p>Tarih:<br />
Nisan 2004 </p>
<p>Bilgi:<br />
Prof. Dr. Ercan Dülgeroğlu ve Prof. Dr. Tahir Baştaymaz’ın &#8220;Bilimin Işığında Aydınlanma Seminerleri&#8221;nde yaptıkları açıklamalara ilişkin haber.<br />
<h3 class='related_post_title'>İlgili yazılar:</h3>
<ul class='related_post'>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/jeoekonomi-jeopolitika-turkiye-ve-degerlendirmeler/' title='Jeoekonomi, Jeopolitika, Türkiye ve Değerlendirmeler'>Jeoekonomi, Jeopolitika, Türkiye ve Değerlendirmeler</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/matematik-yalan-soylemez/' title='Matematik yalan söylemez'>Matematik yalan söylemez</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/dunya-bankasi-karamsar/' title='Dünya Bankası karamsar '>Dünya Bankası karamsar </a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/bankaci-gozuyle-ekonomi/' title='Bankacı Gözüyle Ekonomi'>Bankacı Gözüyle Ekonomi</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/turkiye%e2%80%99de-aydinlanma-devrimi/' title='Türkiye’de Aydınlanma Devrimi'>Türkiye’de Aydınlanma Devrimi</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinantunc.com/dunya-ekonomisi-nereye-gidiyor-bizleri-neler-bekliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Jeoekonomi, Jeopolitika, Türkiye ve Değerlendirmeler</title>
		<link>http://www.sinantunc.com/jeoekonomi-jeopolitika-turkiye-ve-degerlendirmeler/</link>
		<comments>http://www.sinantunc.com/jeoekonomi-jeopolitika-turkiye-ve-degerlendirmeler/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Jun 2009 10:17:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Seminerler]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[Jeoekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Jeopolitika]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Ercan Dülgeroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tahir Baştaymaz]]></category>
		<category><![CDATA[Uludağ Üniversitesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sinantunc.com/?p=65</guid>
		<description><![CDATA[Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyeleri Prof. Dr. Ercan Dülgeroğlu ve Prof. Dr. Tahir Baştaymaz, “Jeoekonomi, Jeopolitika, Türkiye ve Değerlendirmeler” konusunda seminer verdi. Jeoekonomi ile jeopolitikayı birbirinden ayırmanın oldukça güç olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ercan Dülgeroğlu, “Jeoekonomiye baktığınız zaman karşımıza çeşitli argümanlar çıkıyor. Bu argümanların en önemlisi dünya coğrafyası üzerindeki zenginliklerin paylaşımıdır. Bu paylaşım yapılırken, iki önemli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyeleri Prof. Dr. Ercan Dülgeroğlu ve Prof. Dr. Tahir Baştaymaz, “Jeoekonomi, Jeopolitika, Türkiye ve Değerlendirmeler” konusunda seminer verdi.<br />
Jeoekonomi ile jeopolitikayı birbirinden ayırmanın oldukça güç olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ercan Dülgeroğlu, “Jeoekonomiye baktığınız zaman karşımıza çeşitli argümanlar çıkıyor. Bu argümanların en önemlisi dünya coğrafyası üzerindeki zenginliklerin paylaşımıdır. Bu paylaşım yapılırken, iki önemli faktör var. Birisi uzlaşma, diğeri çatışma faktörüdür” dedi. Buna Irak’ı örnek gösteren Dülgeroğlu, Saddam Hüseyin’i liderlik vasıfları taşımayan bir insan olarak tanımlarken, “Despotizmle ülkesini idare ediyormuş. Eğer bir kamuoyu yoklamasına gitmiş olsaydı, belki de bugün Irak halkı sulh içerisinde yaşıyor olacaktı” diye konuştu.<br />
Prof. Dr. Ercan Dülgeroğlu, AB’nin son ‘Amacımız, AB’yi dünyada rekabet seviyesi en yüksek olan ülkeler topluluğu haline getirmektir’ şeklindeki açıklamasını değerlendirirken, “Bu ne demektir? AB dünyada rekabet açısından en üstün ülkeler grubu olursa, GSMH yönünden ABD’yi rahatsız edebilir” görüşlerine yer verdi. Türkiye’de dolar kurunun 1 milyon 700 bin liraya dayandığı günlerde yayın organlarının ‘fakirleşiyoruz’ edebiyatlarına yaptıklarına dikkat çeken Dülgeroğlu, “Bugün dolar 1 milyon 300 bin lira.Hani, şimdi niye ortaya çıkıp da ‘Biz zenginleşiyoruz’ diye yazmıyorlar. Doların değer kazanıp veya kaybetmesi, gelir bölüşümünde rahatsızlıklar ortaya çıktığında değerlendirilmesi gereken bir husustur. Şu bir gerçek, kişi başına milli gelirimiz 2500 dolardan 3000 dolara çıktı. Onun için doları, Euro’yu fazla dikkate almayalım. Ama kendi para birimimiz Euro olursa, o zaman bu para birimiyle hesap yapacaksınız” görüşlerine yer verdi. Türkiye’nin üretime ve ihracata önem vermesi gerektiğini vurgulayan Dülgeroğlu, şöyle devam etti:<br />
“Bugünkü ihracat rakamlarımız 200 milyar dolar. Büyük ülke olabilmek için ihracat rakamlarımızın 1 trilyon doları bulması gerekir. Bugün 200 milyar dolar olan ihracatımızı, bırakalım 1 trilyon doları, 400 milyar dolara nasıl çıkartırız, bu rakamı kaç senede yakalarız, bunun hesabına bir bakalım. İşte hesap ortada, Türkiye’nin 400 milyar doları yakalayabilmesi için tam 14 sene geçmesi gerekiyor. Peki biz 1 trilyonu kaç yılda yakalarız, bu hızla gidersek, 50 yılı bulur. Ama, yıllık yüzde 10’luk büyüme hızıyla gidersek 20 sene sonra bu rakama ulaşırız. Tablolar ortada, tablolar diyor ki, çok fırın ekmek yememiz gerekiyor. Bunun yolu üretmekten, üretimi, verimliliği artırmaktan geçiyor. Atıl kapasiteleri korumamız lazım. Eğitime önem vermekten geçiyor. Bu çalışma temposuyla Türkiye asla büyük ülke eşiğini geçemez. Büyük ülke olmamız hayal ürünü.”<br />
Prof. Dr. Ercan Dülgeroğlu, yabancı sermaye konusuna da değindiği konuşmasında, Başbakan’ın, Odalar Birliği’nin hatta sanayicinin yabancı sermayenin gelmesini istediğini belirterek, “Evet, yabancı sermaye gelsin istiyoruz. Ama, istemek önemli değil. Önemli olan yasal düzenlemeleri yapmaktır. Bunu yapamadığımız için de para babaları başka ülkeleri tercih ediyor. Biz senelerdir 1 milyar dolarlık yabancı sermaye gelişini bir türlü artıramamışız. Bu rakamı 50-60 milyar dolara çıkarsak, Türkiye’nin ne dış borcu kalır ne de başka bir sıkıntısı” diye konuştu.<br />
AB gerçeğine de ışık tutan Dülgeroğlu, Avrupa içerisinde de bir sıkıntı yaşandığını, ancak bunun örtbas edildiğini, bunun gerekçesinin refahın artmasıyla Avrupa’nın “Birleşik Devletler” statüsüne kavuşturulmak olduğunu vurguladı. Dülgeroğlu, özetle şöyle devam etti:<br />
“Eğer bunda başarılı olurlarsa, artık listelere baktığımız zaman ülkeleri ayrı ayrı değil, Avrupa olarak göreceksiniz. Tek bir büyüklük, tek bir verimlilik, tek bir para şeklinde göreceksiniz. Türkiye’de bunun içerisine girerse, o zaman Türkiye’yi konuşmak isteyenler Avrupa’yı konuşmak zorunda kalacaklardır. Paylaşacaksınız, Türkiye AB’ye girmek istiyorsa, referandum yapacaksanız, buna göre karar vermek durumundasınız.”<br />
Prof. Dr. Tahir Baştaymaz da, her iki dünya savaşının temelinde ekonomik çıkarın yattığını kaydederek, “Yani bu savaşların gerekçesi, dünya kaynaklarının paylaşılması mücadelesidir. Zaten bu savaşların sonunda da liderlerin oturup dünyayı paylaştığını görüyoruz. Bugün bir 3. dünya savaşının en azından kuzey ve güney arasında uçurumdan kaynaklanmayacağı açıkça görülmektedir. O zaman bu savaşı engelleyecek unsur, kuzeyin kendi içindeki dünya ekonomik paylaşımında uzlaşmasıdır. Her ne kadar kendi aralarında dünyanın zenginlikleri konusunda uzlaşmasalar da, bunun geçici bir dönem olacağı, kendi aralarında paylaşımda daha büyük problem çıkacağı da görülüyor” dedi.<br />
Baştaymaz, verimlilik konusunda üzerimize düşeni yapmamız gerektiğini ifade ederek, bu en azından çocuklarımız adına yapmamız gerektiğini söyledi. Türkiye’de gündemin sabun köpüğü gibi bahanelere dayandığını anlatan Baştaymaz, “Dolayısıyla projeler yok. Projeler olmayınca, gelecekle ilgili palanlar olmayınca insanlarımız günlük yaşıyorlar. Günü birlik yaşam, bizi sadece o gün mutlu edecek konulardır. Sonuç, bekleme süremiz artıyor. Bu arttıkça da günümüzü gün edelim, yarın Allah kerim politikası izleniyor” diye konuştu.<br />
Baştaymaz, yolu olmadan dünyanın en lüks otomobillerine sahip olmayı marifet sayan bir toplumun bireyleri olduğumuzu dile getirerek şöyle devam etti:<br />
“Ben buna züppelik ekonomisi diyorum. Bu bir teknik veya akademik bir terim de değildir. O şudur, en fazla para harcayanın en muteber olduğu ekonomik düzendir. Tabii, kaynağı önemli değil. Önemli olan harcamaktır. Bir şekilde borçlanarak ödersiniz. İşler biraz düzelmiştir, hemen otomobilimizi değiştirmişizdir. Bir yerden kredi temin etmişizdir, hemen otomobil almışızdır. Aslında bizi buna alıştırmadılar. Biz, bu işe baştan gönüllüydük. Bugün ortak dönüşü olmayan bir noktadayız” </p>
<p>Tarih:<br />
Nisan 2004 </p>
<p>Bilgi:<br />
Prof. Dr. Ercan Dülgeroğlu ve Prof. Dr. Tahir Baştaymaz’ın &#8220;Bilimin Işığında Aydınlanma Seminerleri&#8221;nde yaptıkları açıklamalara ilişkin haber.<br />
<h3 class='related_post_title'>İlgili yazılar:</h3>
<ul class='related_post'>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/dunya-ekonomisi-nereye-gidiyor-bizleri-neler-bekliyor/' title='Dünya Ekonomisi Nereye Gidiyor, Bizleri Neler Bekliyor'>Dünya Ekonomisi Nereye Gidiyor, Bizleri Neler Bekliyor</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/matematik-yalan-soylemez/' title='Matematik yalan söylemez'>Matematik yalan söylemez</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/dunya-bankasi-karamsar/' title='Dünya Bankası karamsar '>Dünya Bankası karamsar </a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/bankaci-gozuyle-ekonomi/' title='Bankacı Gözüyle Ekonomi'>Bankacı Gözüyle Ekonomi</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/hazir-giyim-ve-tekstil-kan-kaybediyor/' title='Hazır giyim ve tekstil kan kaybediyor'>Hazır giyim ve tekstil kan kaybediyor</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinantunc.com/jeoekonomi-jeopolitika-turkiye-ve-degerlendirmeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de Sivil Toplum Örgütleri</title>
		<link>http://www.sinantunc.com/turkiye%e2%80%99de-sivil-toplum-orgutleri/</link>
		<comments>http://www.sinantunc.com/turkiye%e2%80%99de-sivil-toplum-orgutleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Jun 2009 10:14:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Seminerler]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimin Işığında Aydınlanma Seminerleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[STÖ]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye’de Sivil Toplum Örgütleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yrd. Doç.Dr. Mert Gökırmak]]></category>
		<category><![CDATA[Yrd. Doç.Dr. Sertaç Serdar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sinantunc.com/?p=61</guid>
		<description><![CDATA[Uludağ Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü Siyaset ve Sosyal Bilgiler Anabilim Dalı öğretim üyeleri Yrd. Doç. Dr. Sertaç Serdar ve Yrd. Doç. Dr. Mert Gökırmak, “Türkiye’de sivil toplum örgütleri” konulu seminer verdi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uludağ Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü Siyaset ve Sosyal Bilgiler Anabilim Dalı öğretim üyeleri Yrd. Doç. Dr. Sertaç Serdar ve Yrd. Doç. Dr. Mert Gökırmak, “Türkiye’de sivil toplum örgütleri” konulu seminer verdi.<br />
Avrupa tarihinde STÖ’lerin ortaya çıkışı ve gelişimini anlatan Yrd. Doç. Dr. Mert Gökırmak, her geçen yüzyılda örgütlenmenin önemli gelişmeler kaydettiğini söyledi. 17. yüzyılda Thomas Hobbes’un, “toplum sözleşmesi” kavramıyla mutlak otoriteyi bireylerin rızasına dayandırdığını anlatan Gökırmak, sözleşmenin yapıldığı sivil toplumun devletin bir parçası olduğunu dile getirdi.<br />
18. yüzyılda kral devletten ulus devlete dönüşün başladığını yansıtan Yrd. Doç. Dr. Mert Gökırmak, “Bu gelişim 1789 Fransız İhtilali’yle oldu. Bu dönem bireyin kimliğinin hukuki niteliğini kazandığı dönemdir. Ancak politik sahnede yurttaş denilen yeni bir aktör vardır” dedi. Modern sivil toplum kavramının 19. yüzyılda İskoçyalı Ferguson tarafından ortaya atıldığını bildiren Gökırmak, ancak bu yaklaşımın tek taraflı ve önyargılı olarak eleştiriye uğradığını dile getirdi.<br />
Sivil toplum tartışmalarının liberal yaklaşım, toplumcu görüş ve demokratik yaklaşım olarak üç ana konu üzerinde toplandığını anlatan Yrd. Doç. Dr. Gökırmak, “Modern devlet ve sivil toplum, cemaatten cemiyete, diğer bir deyişle topluluktan topluma geçiş süreci olarak değerlendirilmektedir. Cemaatin yapısında esas olan dayanışma ve cemaatin birliğidir” diye konuştu.<br />
Yrd. Dç. Dr. Sertaç Serdar da, sivil toplum örgütlerinin çoğulcu demokrasi anlayışının önemli yapı taşları olarak politik yaşantımızda yer aldığını söyledi. Serdar, STÖ’lerin merkezle çevre arasında bir köprü vazifesi gördüğünü belirttiği konuşmasında, STÖ’lerin talep, öneri ve şikayet, merkezin de alınan kararların uygulanabilirliğinin sağlandığı yerler olduğunu kaydetti. Etkin bir sivil toplum örgütünün varlığının etkin bireylerle mümkün olabileceğine işaret eden Serdar, toplumsallaşmanın bireyin bilincinin yerleşmesiyle başladığını, yok olmasıyla sona erdiğini söyledi.<br />
Serdar, şöyle devam etti:<br />
“Bireyin aktif olabilmesi, onun siyasal etkinlik duygusuyla ilgilidir. Toplumsallaşma sürecinde kilit sisteminin de etkisiyle yüksek düzeyde siyasal etkinlik duygusu yaratabilecek inanç sistemine sahip biri, öneri ve şikayetlerini STÖ’ler kanalıyla siyasal hayata dahil etmektedir. Yani bireyin STÖ içerisinde aktif olmasını sağlayan süreçler, bir anlamda STÖ’nün de aktif olmasını sağlamaktadır.”</p>
<p>Tarih:<br />
Nisan 2004 </p>
<p>Bilgi:<br />
Yrd. Doç.Dr. Sertaç Serdar ve Yrd. Doç.Dr. Mert Gökırmak’ın, &#8220;Bilimin Işığında Aydınlanma Seminerleri&#8221;nde yaptıkları açıklamalara ilişkin haber.<br />
<h3 class='related_post_title'>İlgili yazılar:</h3>
<ul class='related_post'>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/turkiye%e2%80%99de-aydinlanma-devrimi/' title='Türkiye’de Aydınlanma Devrimi'>Türkiye’de Aydınlanma Devrimi</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/dunya-ekonomisi-nereye-gidiyor-bizleri-neler-bekliyor/' title='Dünya Ekonomisi Nereye Gidiyor, Bizleri Neler Bekliyor'>Dünya Ekonomisi Nereye Gidiyor, Bizleri Neler Bekliyor</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/abd-turkiye-iliskileri/' title='ABD Türkiye ilişkileri'>ABD Türkiye ilişkileri</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/demokrasi-kulturu-ve-kisiler-arasi-iletisim/' title='Demokrasi Kültürü ve Kişiler Arası İletişim'>Demokrasi Kültürü ve Kişiler Arası İletişim</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/ne-kadar-bursasporluyuz/' title='Ne kadar Bursasporluyuz?'>Ne kadar Bursasporluyuz?</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinantunc.com/turkiye%e2%80%99de-sivil-toplum-orgutleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ABD Türkiye ilişkileri</title>
		<link>http://www.sinantunc.com/abd-turkiye-iliskileri/</link>
		<comments>http://www.sinantunc.com/abd-turkiye-iliskileri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2009 11:03:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Seminerler]]></category>
		<category><![CDATA[ABD ve Türkiye ilişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika Birleşik Devletleri]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimin Işığında Aydınlanma Seminerleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa Gazeteciler Cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tayyar Arı]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[SSCB]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[Yard. Doç. Dr. Göksel İşyar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sinantunc.com/?p=56</guid>
		<description><![CDATA[Uludağ Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Tayyar Arı ve Yard. Doç. Dr. Göksel İşyar, ABD ve ABD Türkiye İlişkileri konulu seminer verdi. Seminerde, iki ülke arasında 1945’te başlayan ve bugüne uzanan ilişkiler değerlendirildi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://sinantunc.com/wp-content/uploads/gokselistar-150x150.jpg" alt="gokselisyar" title="gokselisyar" width="150" height="150" class="alignleft size-thumbnail wp-image-99" /><img src="http://sinantunc.com/wp-content/uploads/tayyarari-150x150.jpg" alt="tayyarari" title="tayyarari" width="150" height="150" class="alignleft size-thumbnail wp-image-96" />Uludağ Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Tayyar Arı ve Yard. Doç. Dr. Göksel İşyar, ABD ve ABD Türkiye İlişkileri konulu seminer verdi. Seminerde, iki ülke arasında 1945’te başlayan ve bugüne uzanan ilişkiler değerlendirildi.<br />
Yard. Doç. Dr. Göksel İşyar, 59 yıllık ilişkiler çerçevesinde ABD’nin sürekli olarak Türkiye’de demokrasinin gelişimi ve toprak bütünlüğüne önem verdiğini, ekonomisinin gelişimi için de yardım yaptığını kaydederek, iki ülke arasında zaman zaman ilişkilerin zedelenme aşamasına gelindiğini ifade etti. Özellikle 1962 Küba Krizi, 1964 Johnson Mektubu ve 1975’te uygulanan silah ambargosunun ABD ve Türkiye arasında büyük sorunlara neden olduğunu anlatan İşyar, “Dünyaya egemen olmak hedefindeki ABD’nin bu tutumlarına Türkiye anında tepki göstermekte gecikmemiştir. Böyle kriz ortamlarında Türkiye’nin, dünyanın diğer süper gücü Sovyetler Birliği’ne yakınlaşması, ABD’nin geri adım atmasında önemli rol oynamıştır. ABD, 1980’li yıllarda bölgesel konumu itibariyle Türkiye’nin kendisi için büyük bir önem taşıdığının farkına varmakta da gecikmemiş, ilişkilerin yumuşamasından yana tavır sergilemiştir” dedi.<br />
1983’te KKTC’nin kurulmasıyla ABD’nin Türkiye’yle arasında yine bir soğuma yaşanmasına rağmen ilişkilerini dondurmadığına dikkat çeken Yard. Doç. Dr. Göksel İşyar, Amerika’nın Türkiye’yi hiç tahrik etmeyen bir politika izleme gayreti içerisine girdiğinin görüldüğünü söyledi. SSCB’nin yıkılmasından sonra ABD’nin, Türkiye’nin bölgeye hakim olması yönünde sürekli stratejik ortaklık girişimlerinde bulunduğunu dile getiren İşyar, bu ortaklığın 2002 yılındaki tezkere olayıyla sona erdiğini vurguladı. ABD eski başkanlarından Bill Clinton’ın ılımlı dünya politikasına karşın, sonraki başkan George W. Bush’un silahı tercih ettiğini anlatan İşyar, “ABD’de göreve gelen cumhuriyetçi başkanların büyük bölümünde silaha sarılmak, dünyaya egemen olmak genel bir yapıdır. Dolayısıyla, ABD dünyaya hâkim olma isteğini bırakmaya niyetli değildir” görüşlerine yer verdi.<br />
Prof. Dr. Tayyar Arı da, ABD ve Türkiye arasındaki ilişkileri değerlendirirken, bir dönem Sovyetler Birliği tehlikesine karşı ülkemizin ABD’ye yakınlaşma zorunluluğu duyduğunu belirtti. Bunun, tek taraflı bir tercih olmadığını söyleyen Arı, SSCB’nin bölgede yayılmasını önleyecek tek ülkenin Türkiye olduğunu kavrayan ABD’nin de siyasetini bu yöne kaydırdığını anlattı. Arı, “Bu, Türkiye’nin Sovyetler’e karşı korunmasından ziyade, bir karşılıklı çıkarın örtüşmesi olarak değerlendirilebilir” dedi.  İki ülke arasındaki ilişkilerin Körfez Krizi’yle doruk noktasına çıktığını ileri süren Arı, “Bu coğrafyada bulunduğunuz sürece, tarihin her döneminde önemli olmamanız mümkün değil. Fakat bunu ABD açısından değerlendirdiğiniz de, bölgedeki çıkarlar teyit edildiğinde Türkiye’nin önemi daha fazla öne çıkıyor” görüşlerine yer verdi.<br />
Ancak, Irak Savaşı’nın iki ülke arasındaki ilişkileri yol ayrımına taşıdığını, bu aşamada ABD’nin Türkiye’yi dışlama gayretine girdiğinin görüldüğünü söyleyen Arı, şöyle devam etti:<br />
“Irak’ta 11 subayımızın esir alınması ve onlara uygulanan muamele, ABD ile ilişkilerimizin ne kadar zedelenmiş olduğunu gözler önüne serdi. Taraflar, bu gelişmeyi her ne kadar tamir etmeye çalışmış olsalar da,  bunu ne kadar gerçekleştirmiş olduklarını hala tartışabiliriz. Çünkü hala ABD’nin bir Ortadoğu Projesi içerisinde Türkiye’ye nasıl bir yer ayrıldığı konusu çok açık ve berrak değildir. Bu da şunu göstermektedir; Türkiye ile ABD ilişkilerinde artık eski zemin yok. Aslında Amerika bu davranışıyla bir şeyler anlatmaya çalıştı. Yani bundan sonra Amerika üzerinden dünya politikası yürütmememiz gerektiğini ve bağımsız bir gündemimiz olması öğrendik.”<br />
Amerika’nın Irak’ta ne kadar başarılı olabileceğinin tartışmaya açık olduğuna işaret eden Prof. Dr. Tayyar Arı, güç kullanarak bölgedeki siyasi dengeleri değiştirmenin büyük riskler taşıdığını belirtti. Arı, ABD’nin ‘Demoklesin Kılıcı’nı kullanarak bölge ülkelerini terbiye etmeye çalıştığını öne sürerek, oysa bölgeye bakıldığında kısa vadede demokratik gelişmeye hazır ülkelerin olmadığının görüldüğünü belirtti, “Ne Suudi Arabistan’ın, ne Kuveyt’in ne de Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerin demokrasi kaybı gibi bir düşünceleri olduğunu sanmıyorum. Zaten yıllık geliri 30 bin dolar olan bu ülkelerin demokrasi kaybı diye bir kaygısı olur mu? Batının buralarda demokrasiyi hayata geçirmesi kolay bir şey değil. Bölge halkının da zaten bu yönde bir talebi yok. Bence, ABD’nin problemi Suudi Arabistan üzerinde biraz baskı oluşturarak Amerikan politikalarını daha destekler çizgide tutulmasını sağlamaktır. Amerika, Irak’ın başına gelenlerin, onların da başına gelebileceğini öne sürerek hizaya getirmeye çalışıyor” diye konuştu.<br />
Tezkere olayının herkes açısından kaygı verici bir gelişme olarak niteleyen Arı, müzakereler sırasında flu noktaların bulunduğunu, bazı belirsizliklerin yaşandığını, ABD’nin bir çok açıdan garanti vermediğini söyledi. Prof. Dr. Arı, şöyle devam etti:<br />
“Tezkere olaylarıyla ABD farklı bir Türkiye’yle karşı karşıya kaldığını gördü. Fakat şu da var. Türk ve Amerikan ilişkileri her şeye rağmen biraz daha devam etmesi gereken, birbirine gereksinimi olan iki ülkedir. Bu, kısa ve orta vadelidir. Yani, ABD Türkiye’den kolay kolay vazgeçemez. Neden vazgeçemez? Çünkü Türkiyesiz bir Ortadoğu ve dünya politikasını ben çok zor görüyorum. Türkiye bölgede istikrarı sağlayan, dengeleri değiştirebilecek nitelikte ayrılığı olan bir ülkedir. Türkiye’nin farklı bir eksende yer alması ABD açısından bir kıyamet alameti olarak görülebilir. Dolayısıyla ABD bütün bu farklı gelişmelere rağmen, hala Türkiye’yle ilişkilerini normalleştirme ve belli bir çizgide tutmaya özen gösteriyor. 11 subayımızın dışındaki herhangi bir olay yaşanmadı. Ancak şu oldu, Irak’ın yeniden yapılandırılmasında Türkiye çıkarları ve kaygıları dikkate alınmadı. Ama zaten alınmıyordu. Bunlara rağmen ABD Türkiye’nin politikalarına destek verir durumdadır. Irak’tan sonra ABD’nin hedefi Suriye ve İran’dı. Ama öncelikli hedef Suriye’ydi. Türkiye’nin tutarlı politikaları, ABD’nin Suriye’ye müdahalesini önledi. ABD Türkiye’siz İran’ı kuşatamaz, Türkiye olmadan da Irak sorununu çözemez. Türkiye olmadan da Ortadoğu’da nüfuz sahibi olamaz.”<br />
Bölgede, İsrail için tehdit oluşturacak tek gücün Türkiye olduğunu yansıtan Arı, ABD’nin felsefesinden Türkiye’nin İsrail’le ilişkilerinin son hayati önem taşıdığını belirtti. Amerika’nın özellikle Ortadoğu politikasını belirleyen birinci temel unsurun İsrail güvenlik sorunu olduğunu anlatan Prof. Dr. Arı, ikinci hususun ABD’nin bölgedeki ekonomik çıkarlarını garanti almak olduğuna işaret etti. Arı, Türkiye’nin farklı bir politika özlemesi halinde İsrail’in güvenlik sorununun ciddi bir yara alabileceğini kaydederek, “Nitekim dikkat ederseniz, 1990’lı yıllarda Türkiye ve İsrail arasındaki ilişkilerin en üst noktaya çıkarken, Şaron’un hükümete gelmesiyle ilişkileri zora girmiştir. Bu da aslında tek bir şeyi gündeme getiriyor, o da Türkiye’nin daha dikkatli olmasıdır” görüşlerine yer verdi.<br />
Tarih:<br />
Nisan 2004 </p>
<p>Bilgi:<br />
Prof. Dr. Tayyar Arı ve Yard. Doç. Dr. Göksel İşyar’ın &#8220;Bilimin Işığında Aydınlanma Seminerleri&#8221;nde yaptıkları açıklamalara ilişkin haber.</p>
<h3 class='related_post_title'>İlgili yazılar:</h3>
<ul class='related_post'>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/demokrasi-kulturu-ve-kisiler-arasi-iletisim/' title='Demokrasi Kültürü ve Kişiler Arası İletişim'>Demokrasi Kültürü ve Kişiler Arası İletişim</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/gulmek-cesaret-ister/' title='Gülmek Cesaret İster'>Gülmek Cesaret İster</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/fotografin-toplumsal-anlamlari-2/' title='Fotoğrafın Toplumsal Anlamları &#8211; 2'>Fotoğrafın Toplumsal Anlamları &#8211; 2</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/medyada-calisma-iliskileri/' title='Medyada Çalışma İlişkileri'>Medyada Çalışma İlişkileri</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/136/' title='Hakim Medya'>Hakim Medya</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinantunc.com/abd-turkiye-iliskileri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Demokrasi Kültürü ve Kişiler Arası İletişim</title>
		<link>http://www.sinantunc.com/demokrasi-kulturu-ve-kisiler-arasi-iletisim/</link>
		<comments>http://www.sinantunc.com/demokrasi-kulturu-ve-kisiler-arasi-iletisim/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2009 10:57:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Seminerler]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimin Işığında Aydınlanma Seminerleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa Gazeteciler Cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi Kültürü ve Kişiler Arası İletişim]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Serpil Aytaç]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Veysel Bozkurt]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sinantunc.com/?p=53</guid>
		<description><![CDATA[Uludağ Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Serpil Aytaç ve Prof. Dr. Veysel Bozkurt, Demokrasi Kültürü ve Kişiler Arası İletişim konulu seminer verdi. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uludağ Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Serpil Aytaç ve Prof. Dr. Veysel Bozkurt, Demokrasi Kültürü ve Kişiler Arası İletişim konulu seminer verdi.<br />
Seminerde, tarihsel gelişimi açısından demokrasinin, iki bin yıldan fazla geçmişi olan bir kavram olduğunu belirten Prof. Dr. Veysel Bozkurt, bunun kelime anlamı itibariyle halkın yönetimi anlamına geldiğini söyledi. Demokrasi kültürünün özünü katılım, çoğulculuk, temel haklar, eşitlik, adalet, laiklik, özgürlük, güven,  dayanışma, karşılıklı sevgi, saygı, uzlaşma ve hoşgörünün oluşturduğunu yansıtan Bozkurt, demokrasinin, diktatörlerin mevcudiyetine izin vermediğini anlattı. Bozkurt, temel hakların da demokrasi kanalıyla güvence altına alındığını kaydederek, “Bir diğer deyişle demokrasi fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür insanların yönetim biçimidir. Bugün demokrasi denildiği zaman akla ilk gelen özgürlük kavramıdır” dedi.<br />
Demokrasinin kuralsızlık anlamına gelmediğini belirten Prof. Dr. Veysel Bozkurt şöyle devam etti:<br />
“Demokrasinin olmazsa olmazlarından biri de belli ilkelerin, belli değerlerin rejimidir. Yani bir tarafta özgürlük var, diğer tarafta ahlaki boyut, ilkeler ve sorumluluklar vardır. Demokrasi dediğimiz şey, bir tür kuralsızlık değildir. İnsanlar kavramlardan genellikle, işlerine ne geliyorsa onu alırlar ve işlerine geldiği gibi kullanırlar. Dolayısıyla demokrasi; iki taraflı özgürlük ve sorumluluk arasında dengeyi kuran bir yönetim biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır.”<br />
Demokrasinin bazen liberalizmle veya liberal piyasa ekonomisiyle karıştırıldığını dile getiren Bozkurt, “Liberal piyasa ekonomisinin hakim olduğu bütün ülkeler demokratik değildirler. Çünkü bir ülkenin yönetimi totaliter, piyasa ekonomisi ise liberal olabilir. Ama bütün demokratik ülkelerin serbest piyasa ekonomisine sahip olduklarını görüyoruz” diye konuştu. Demokrasinin bilinen özellikleri arasında seçme ve seçilme hakkının bulunduğunu, temel hakların güvence altına alındığı söyleyen Prof. Dr. Veysel Bozkurt, demokrasinin bir başka olmazsa olmaz unsurunun laiklik olduğunu belirtti, “Yani yeryüzünde laik olmayan bir demokrasiden bahsetmek söz konusu değildir” görüşlerine yer verdi. Demokrasinin bir başka kuralının yurttaşlık olduğunu kaydeden Bozkurt, insanların temel sadakatlerinin aşirete, aileye, tarikata ait olduğu yerlerde bir demokrasi kültüründen bahsedebilmesinin mümkün olmadığını vurguladı.<br />
Kültür denilen unsurun bir tür görüş düşünüş, davranış ve yaşam biçimi olduğunu anlatan Prof. Dr. Veysel Bozkurt, demokrasinin bir diğer kuralının eğitimli yurttaşların rejimi olduğunu ifade ederek, “Bir toplumun hem cahil, hem de özgür olması mümkün değildir. Demokrasi ailede başlar, okulda devam eder. Yani siz ailenizde özerklik tanımıyorsanız, eğer çocuğunuzun ilgi alanlarına saygı duymuyorsanız, çocuğunuzun sosyalleşmesinde sadece korkuyu bir araç olarak kullanıyorsanız, hayatın daha sonraki evrelerinde çocuğunuz ya birilerinden korkarak hareket edecek ya da korkutarak birilerini yönetmek yoluna gidecektir. Oysa demokrasi bir korku kültürü değil, bir değer kültürüdür, ilke kültürüdür. Konficyus’un da temel kullandığı bir temel ilke, kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapmayacaksındır. Dolayısıyla bir anlamda demokrasi kültürü, bu ahlaki ilkenin kişiselleştirilmesi anlamına geliyor” dedi.<br />
40 ülke arasında güven düzeyeni üzerinde yapılan bir ankette, Türkiye’nin sondan ikinci olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Veysel Bozkurt, “Bundan da anlaşılıyor ki, sadece yöneticilerimizde değil kendi aramızda da güven duygusu son derece düşüktür. Güven ne kadar düşükse işbirliği o kadar zorlaşıyor, bu da beraberinde ekonomik ve toplumsal ilişkileri soyutlamaktadır. Dolayısıyla maliyetlerin sürekli arttığını, denetim üzerine denetim mekanizmalarını aradığımızı görüyoruz. Bir başka hususta, GSMH 3 bin doların altında olan bir ülkede adam gibi işleyen demokrasi yok. Ama şunu da söyleyebiliriz, milli geliri 20 bin doların üzerinde olan petrol ülkelerinde demokrasi yok. Zenginleşme eşittir demokrasi kültürünün gelişimi değil, ama belli bir ekonomik gelişmişlik, eğitimde belli bir gelişmişlik düzeyidir ve demokratik kültürünün olmazsa olmaz unsurları arasında yer alır” görüşlerine yer verdi.<br />
Bir ülkenin anayasasının bir gecede hatta birkaç saatte değiştirilebileceğine işaret eden Bozkurt, sözlerini şöyle tamamladı:<br />
“Ama bir grubun, bir ülkenin, bir insanın anlayışını, zihniyetini birkaç nesil de kolayca değiştiremezsiniz. Dolayısıyla kültür değişimi zaman alır. Biz şu anda cumhuriyetin 80. yılını değil de, 180. yılını kutluyor olsaydık, burada muhtemelen başka şeyler konuşuyor olurduk. Muhtemelen, demokrasiyle ilgili bir çok insanın kafasındaki kaygı şu anda olmazdı. Batının 300 yıl önce başladığı sürece biz 180 yıl önce başlamış olsaydık, milli gelirimiz kişi başına 3 bin dolar yerine 20 bin dolar civarında olsaydı, demokrasiyle ilgili şimdi tartıştığımız bir takım sıkıntıların bir çoğu ortadan kalkmış olur, toplumsal bütünleşmede çok daha sıkı bir şekilde gerçekleşmiş olurdu.”<br />
Prof. Dr. Serpil Aytaç da “kişiler arası iletişim” konusu üzerindeki konuşmasında, demokrasinin açık tartışma ve bir noktada buluşulan uzlaşma sistemi olduğunu söyledi. Demokrasi düşüncesine bakıldığında, farklılıkların bir zenginlik olarak görüldüğünü anlatan Aytaç, “Bireylerin birbirlerinden farklı düşünceleri, sindirilmesi, yok edilmesi ve hizaya getirilmesi gereken unsurlar olarak görülmesi, demokrasi düşüncesiyle bağdaşabilecek hususlar değildir. Peki, bunu nasıl yapacağız?. Doğuştan gelen bir takım duygularımız var. Mümkün olduğu kadar da, kendi egomuzu güçlendirmek amacıyla, kendi düşüncelerimizi empoze etme yoluna gidiyoruz. Hoşgörüden mahrum bir toplumda da tabii ki, demokrasiden bahsetmemiz pek mümkün olamamaktadır” dedi. Prof. Dr. Serpil Aytaç, şöyle devam etti:<br />
“Bugün toplumsal barışı sağlayacak olan siyasal esneklik ve uzlaşma ortamını engelleyen en önemli etkenlerin başında karşısındakine söz hakkı tanımamak yer alıyor. Karşısındakine söz hakkı tanıyabilmekle, onun düşünceleriyle, duygularıyla düşünebilmek sağlıklı bir iletişimin de temel oluşumunu ortaya koymaktadır. Demokrasi, başkalarının görüşlerini eleştirmeye yönelik bir takım haklar verir, daha üst bir yapıya yaklaşmaya uygun zeminler sunar. Ancak, başka görüşleri ve kesimleri mahkum etmeye, tamamen dışlayarak bir kenara itmeyi hoş görmez.”</p>
<p>Tarih:<br />
Nisan 2004 </p>
<p>Bilgi:<br />
Prof. Dr. Serpil Aytaç ve Prof. Dr. Veysel Bozkurt’un &#8220;Bilimin Işığında Aydınlanma Seminerleri&#8221;nde yaptıkları açıklamalara ilişkin haber.</p>
<h3 class='related_post_title'>İlgili yazılar:</h3>
<ul class='related_post'>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/gulmek-cesaret-ister/' title='Gülmek Cesaret İster'>Gülmek Cesaret İster</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/abd-turkiye-iliskileri/' title='ABD Türkiye ilişkileri'>ABD Türkiye ilişkileri</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/fotografin-toplumsal-anlamlari-2/' title='Fotoğrafın Toplumsal Anlamları &#8211; 2'>Fotoğrafın Toplumsal Anlamları &#8211; 2</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/medyada-calisma-iliskileri/' title='Medyada Çalışma İlişkileri'>Medyada Çalışma İlişkileri</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/medyada-sosyal-politika/' title='Medyada Sosyal Politika'>Medyada Sosyal Politika</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinantunc.com/demokrasi-kulturu-ve-kisiler-arasi-iletisim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

