<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sinan Tunç &#187; Aydın Boysan &#8211; Refik Durbaş</title>
	<atom:link href="http://www.sinantunc.com/category/soylesiler/aydin-boysan-refik-durbas/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sinantunc.com</link>
	<description>Bilgi paylaştıkça çoğalıyor...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 30 Sep 2009 07:16:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Aydın Boysan ve Refik Durbaş&#8217;la sıradışı bir söyleşi</title>
		<link>http://www.sinantunc.com/aydin-boysan-ve-refik-durbasla-siradisi-bir-soylesi/</link>
		<comments>http://www.sinantunc.com/aydin-boysan-ve-refik-durbasla-siradisi-bir-soylesi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Jun 2009 12:58:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aydın Boysan - Refik Durbaş]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşiler]]></category>
		<category><![CDATA[Aydın Boysan]]></category>
		<category><![CDATA[BGC]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[Haldun Taner]]></category>
		<category><![CDATA[Hürriyet]]></category>
		<category><![CDATA[mizah]]></category>
		<category><![CDATA[Refik Durbaş]]></category>
		<category><![CDATA[Rıza Biçen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sinantunc.com/?p=121</guid>
		<description><![CDATA[Aydınlarla Yüz Yüze Söyleşileri'nin üçüncüsü  mimar, gazeteci, yazar Aydın Boysan ve Şair, yazar, gazeteci Refik Durbaş'ın katılımıyla Basın Kültür Sarayı, Uğur Mumcu Etkinlik Salonu'nda yapıldı. Aydın Boysan ve Refik Durbaş "Aydınlarla Yüz Yüze Söyleşileri"nde edebiyat ve yaşam üzerine konuştular. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aydınlarla Yüz Yüze Söyleşileri&#8217;nin üçüncüsü  mimar, gazeteci, yazar Aydın Boysan ve Şair, yazar, gazeteci Refik Durbaş&#8217;ın katılımıyla Basın Kültür Sarayı, Uğur Mumcu Etkinlik Salonu&#8217;nda yapıldı. Aydın Boysan ve Refik Durbaş &#8220;Aydınlarla Yüz Yüze Söyleşileri&#8221;nde edebiyat ve yaşam üzerine konuştular.<br />
Boysan, söyleşisine &#8220;88. baharını yaşadığını ve yaşadıklarından da memnun olduğunu&#8221; söyleyerek başladı.  Anne tarafından Bursalı olduğunu, Bursa&#8217;da Simkeşhane Sokağı&#8217;ndaki bir evde doğduğunu aktaran Boysan şöyle konuştu: &#8220;Annem, &#8217;93 Harbi&#8217; (1877-78) sırasında Bulgaristan Lofça&#8217;dan Türkiye&#8217;ye göçmüş bir ailedendi. Burada uzun yıllar yaşadılar. Doğduğumda (1921) Bursa düşman ayakları altındaydı. Bugün geldiğimde, Bursa&#8217;nın düşman ayakları altında olmadığını ama gökdelenlerin ayakları altında olduğunu gördüm. Annemin yaşadığı sokak Simkeşhane, olmuş Gümüşçeken! Olur mu? Sokak adlarını neden değiştirirler, anlamış değilim…<br />
Çocukluğumda mahallemizin imamı, Bursa&#8217;da teraviyi en hızlı kıldıran imam olarak tanınırdı. Bu yüzden olmalı, cemaati her zaman çok kalabalıktı. Çocuk aklım yetmiyordu açıklamaya ama, sonradan bunun kahvelerde yer bulmakla ilişkili olduğunu anlamıştım. Mahallenin erkekleri için kahvede yer tutma şansı, teravih ne kadar hızlı kılınırsa o kadar artıyordu…<br />
Çocukluğumda, &#8216;Bursa&#8217;nın  kestanesi / Okka çeker beş tanesi&#8221; denirdi. O kestane var mı, şimdi?&#8230;<br />
Tahinli Pide, Bursa&#8217;nın bir markasıydı. Başka yerde yoktu çünkü. Var mı hala?.. Var!.. Öyle mi?.. Benim bildiğim, avuç içi kadardı…Hastalığımda sayıklıyormuşum; getirdiler, deve tabanı kadar! Üzerine de fırça ile tahin sürülmüş! Kara, kahverengi bir şey…<br />
Bursa&#8217;nın şeftalisi var mı?.. Var, diyorsunuz… İnşallah vardır!.. Hem, neden alınalım ki, her şeyimiz olmuş Waşhington! Varsın şeftalimiz de Waşhington olsun!..&#8221;</p>
<p>RIZA BİÇEN&#8217;İN ÖYKÜSÜ<br />
Anılarını aktarmayı sürdüren Boysan, Bursa&#8217;nın tanınmış isimlerinden Rıza Biçen&#8217;den ve sonradan Uludağ Üniversitesi&#8217;ne bağışladığı Rıza Biçen Konağı&#8217;ndan da söz etti. Boysan şöyle konuştu: &#8220;Cahit Ortaç Bey vardı (Bursa valisi 1951-1954,  Mustafakemalpaşa kaymakamı 1941-1942), belki hatırlayanınız vardır. Hakkari&#8217;de 1946-1947&#8242;de, onun döneminde hükümet konağı&#8217;nı yapmak için gittim. Birkaç yıl içinde, cebimde birkaç yüzbin lira ile döneceğim sanılıyordu. Ama hiç de öyle olmadı. Atımı sattım, İstanbul&#8217;a öyle dönebildim. Babam, hiçbir şey demedi, hiçbir şey sormadı. Harçlığımı da verdi… Ortaç, sonradan Kırklareli, Edirne ve Bursa vilayetlerinde valilik yaptı. Bursa&#8217;dayken bir haber gönderdi. Kalkıp geldim. Rıza Biçen Bey bir ev yaptırmak istiyormuş, ama öyle böyle bir ev değil! İstiyor ki, salonunda 150 kişiye kokteyl, 35 kişiye yemek verilebilsin! Misafirlerini yatıya alıkoyabilmek için en az 5 yatak odası olsun!.. Tartıştık, konuştuk, biraz küçülttük yapıyı, gene de kocaman bir villa oldu. Yapıyı küçültme isteğime karşı çıkarken, &#8216;Sen Bursa&#8217;ya geldiğinde nerede kalacaksın? Otele mi göndereceğim? Olmaz, unut!&#8217; diyordu… Ev bitti sonunda. Rıza Bey gelip yerleşti. Ama biliyor musunuz? O kadar istemesine rağmen tek kimseyi ağırlayamadan vefat etti orada. Allah rahmet eylesin. Çok özendiği evi de Üniversite&#8217;ye bıraktı…<br />
Diyeceğim, zamanlar kolay geçiyor görünmekle birlikte, aslında o kadar da kolay geçmiyor…&#8221;</p>
<p>GAZETEDEN KOVULDUM<br />
Boysan, yaşamın insanın önüne hiç düşünmediği görevler, uğraşılar koyabildiğini hatırlatarak &#8220;İnsan, yaşamın cilvelerine hazırlıklı olmalı&#8221; dedi. Elli yıl boyunca sürdürdüğü mesleğinden (mimarlık), gazeteciliğe geçişini anlatan Boysan, sözlerini şöyle sürdürdü: &#8220;Bir gün, Hasan Pulur çıkageldi. Dedi ki: &#8216;Artık Hürriyet&#8217;tesin, yarın yazıyorsun! Haldun Taner yazacaktı, olmadı yerine sen yazacaksın!..&#8217;<br />
&#8216;Olur mu? Altmış bir yaşındayım. Bu yaştan sonra meslek değişir mi?&#8217; dediysem de dinlemedi. Güneş Gazetesi&#8217;nin hazırlıkları var; transferler filan oluyor, Babıali sallanıyor o sıralar. Haldun Taner yazmadığı için, gazeteci oldum ben. Çok kolay olmadı, ama zor da olmadı. On yıl boyunca yazdım Hüriyet&#8217;te, İstanbul&#8217;un mimarisinden tutun da, meyhanesine, çeşitli dünya hallerine kadar!..<br />
Sonunda, gün geldi, bir yazı yazdım. Siyasilerden birinin, adını da verelim:Rahmetli Özal&#8217;ın, bir yakınına ima gibi anlaşıldı, anında da yazılarıma son verildi. Kovuldum!..<br />
Kırıcı gibi görünüyorsa da, hayatımdan bazı şeyleri çıkardı. Her sabah, &#8216;Buradan ne çıkar?&#8221; diye, diye tabiatım bozulmuştu. Bu bakımdan kovulmam çok faydalı oldu benim için, ama bana iyilik olsun diye atmadılar elbette!..&#8221;</p>
<p>MİZAH DÜŞÜNDÜRME SANATIDIR<br />
Boysan, gazete yazılarında ve ilki 63 yaşındayken basılan, 35.si de baskıda olan kitaplarında mizaha önem verdiğini, çoğu zaman da mizah yazdığını belirterek şöyle konuştu: &#8220;Mizah güldürmek için değildir. Platon, &#8216;Atina&#8217;yı tanımak istiyorsanız Aristofanes&#8217;i okumalısınız&#8217; diyor. Özellikle de Aristofanes&#8217;in Kuşlar oyununu salık veriyor. Hayal çirkinse, kabahat hayalde değildir. Aynayı tutan, aynanın gösterdiğinden sorumlu tutulamaz. Çünkü, aynada görünen aynanın yansıttığından başka bir şey değil. Bu bakımdan mizah, güldürme sanatı değil düşündürme sanatıdır demek gerekiyor.<br />
Hitler, Alman orduları Paris&#8217;i işgal edince, &#8220;Almanya&#8217;nın bin yıllık ihtiyacını karşıladık&#8221; diye konuşmuş. Birkaç yıl sonra, Almanlar Fransa&#8217;yı bırakmak zorunda kalmış, ama Hitler hala Şansölye! Alman, şöyle demiş: Vay canına bin yıl ne kadar da çabuk geçti!&#8230;<br />
Hamburg&#8217;da bir Alman balıkçı, tezgahının başında bağırıp duruyor: Semiz balıklar bunlaaar… Semiz Balıklaaar… Tıpkı Göring gibi semiiiz!<br />
Polis durur mu? Tevkif edip attırmış adamı içeriye. Göring&#8217;e hakaretten iki yıl hapse mahkum olmuş Hamburglu balıkçı. İki yıl sonra, gene tezgahının başında bağırıyormuş: Semiz balıklar bunlaaar… Semiz balıklaaar…<br />
Polis, bekliyor ki, yine &#8216;Göring gibiii!&#8217; desin. Balıkçı da polisin kulak kabartıp beklediğini biliyor, şöyle tamamlıyor ünlemesini: &#8216;Tıpkı iki yıl önceki gibiii!&#8230;<br />
Mizah budur; düşündürür! Gülümsetir, güldürür de belki, ama düşündürür!&#8230;.</p>
<p>YATAR BURSA KALESİNDE<br />
Refik Durbaş, gençliğinin hep İzmir&#8217;de geçtiğini, Bursa ile tanışıklığının üniversite yıllarında İzmir ile İstanbul arasında gidip gelirken Santral Garaj&#8217;da verilen kısa molalar üzerinden kurulduğunu söyledi. Bu molalarda bile Nazım Hikmet&#8217;i ve seneler boyunca hapis yattığı hapishaneyi düşünmeden edemediğini belirten Durbaş, sonrasında Bursa&#8217;yı daha iyi tanıdığında,  Nazım&#8217;ın yattığı Hapishane&#8217;yi önemli tarihsel ve kültürel bir varlığı olarak Bursa&#8217;ya yakıştırdığını; orasını Bursa&#8217;nın tamamlayıcı bir parçası olarak gördüğünü kaydetti. Durbaş, Cahit Sıtkı&#8217;nın Nazım üzerine yazdığı &#8220;Bir Şey&#8221;  başlıklı şiirini hatırlatıp sözlerini şöyle sürdürdü:<br />
&#8220;Cahit Sıtkı Tarancı, 1946&#8242;da, Nâzım Bursa&#8217;da hapisteyken &#8220;Bir Şey&#8221; başlıklı bir şiir yazmıştı. Dilden dile dolaşan bu iki bölümlük şiiri yayınlamaya cesaret eden çıkmamıştı. Ta ki, Orhan Veli 1950 sonrasında Yaprak dergisini çıkarıncaya kadar…<br />
Yaprak dergisinin o sayısı Nazım&#8217;a ulaştığında, Tarancı&#8217;nın hayıflanmasının yanında acımasını da dile getirdiği şiirine bir &#8216;düzeltme&#8217; yapmayı zorunlu gördüğü anlaşılıyor. Derginin o sayısı ile Nazım&#8217;ın, derginin sayfalarına yazdığı cevap şiiri Piraye&#8217;nin sandığından çıktı.<br />
Tarancı&#8217;nın,  şiiri şöyledir: BİR ŞEY…<br />
//Bir şey ki hava gibi ekmek gibi su gibi//Lazım insana lazım onsuz yaşanılmıyor//Ana baba gibi dost gibi yavuklu gibi//Kalp titremeden göz yaşarmadan anılmıyor.// Bir şey ki gözümüzde memleket kadar aziz//Aşk ettiğimiz kendimize dert ettiğimiz// Adını çocuklarımıza bellettiğimiz// Bir şey ki artık hasretine dayanılmıyor.//<br />
Buraya kadarı şiirin birinci bölümü. İkinci bölümü de şöyle: Bir şey daha var yürekler acısı//Utandırır insanı düşündürür//Öylesine başka bir kalp ağrısı//Alır beni ta Bursa&#8217;ya götürür.//<br />
//Yeşil Bursa&#8217;da konuk bir garip kuş//Otur denmiş oracıkta oturmuş//Ta yüreğinden bir türkü tutturmuş//Ne güzel şey dünyada hür olmak hür.//<br />
//Benerci Jokond Varan Üç Bedrettin//Hey kahpe felek ne oyunlar ettin//En yavuz evladı bu memleketin//Nâzım ağabey hapislerde çürür.//<br />
Yeşil Bursa&#8217;daki &#8216;garip kuş&#8217;, kahpe feleğin oyunlar ettiği, memleketin en yavuz evladı hapislerde çürüdüğü düşüncesinde değildir. Cahit Sıtkı&#8217;nın o tarihlerde yayınlanmaya dahi cesaret edilemeyen bu şiirine içine sindiremez, sinirlenir de. Piraye&#8217;nin sandığından çıkan Yaprak dergisi&#8217;nin sayfalarına yazdıkları şöyledir:<br />
&#8216;Sevdalınız komünisttir.// On yıldan beri hapistir,// Yatar Bursa Kalesi&#8217;nde.//<br />
Memleket toprağındadır kökü.// Bedrettin gibi taşır yükü,// Yatar Bursa Kalesi&#8217;nde//<br />
Yüreği delinip batmadan.// Şarkısı tükenip bitmeden,// Cennetini kaybetmeden,// Yatar Bursa Kalesi&#8217;nde&#8230;&#8217;<br />
Durbaş, Nazım Hikmet&#8217;e yurttaşlığının iade edilmesinin ardından, &#8220;mezarını da getirelim mi, getirmeyelim mi&#8221; tartışmasının başladığını hatırlatarak şöyle konuştu: &#8220;Nazım Hikmet, en önemli yıllarını Bursa hapishanesinde geçirdi. En önemli eserlerini orada verdi. Nazım&#8217;ın mezar anıtını Rusya&#8217;dan taşısak ne olur, taşımasak ne olur? İşte, Nazım&#8217;ın mezarı Bursa Hapishanesi&#8217;ydi. Onun kıymetini bilebilir koruyabilirdik, ne yazık ki bunu yapamadık&#8221; dedi.</p>
<p>&#8220;KIZILCIK&#8221; DA YANITSIZ KALMADI<br />
Refik Durbaş, Nazım Hikmet&#8217;in,  Tarancı&#8217;nın &#8220;Bir Şey&#8221; şiirini yanıtladığı gibi gibi, Orhan Veli&#8217;nin &#8220;Kızılcık&#8221; şiirini de, &#8220;yanılmıyorsa&#8221;,  Prag&#8217;da yazdığı, çok ünlenmiş bir şiiriyle yanıtladığını söyledi.<br />
Orhan Veli&#8217;nin, Cahit Sıtkı Tarancı&#8217;nın söz konusu şiirini yayınlamanın dışında da Nazım&#8217;a ilgisiz kalmadığını söyleyen Durbaş, &#8220;Orhan Veli&#8217;nin şiir biçemi ile anlayışı Nazım&#8217;ınkinden çok farklıydı. Kızılcık şiiri, hem Nazım&#8217;a ilgisinin hem de onun yolunda olmadığının açığa vurulması sayılabilir. Nazım Hikmet Bursa Cezaevi&#8217;nde açlık grevine başladığında da, ona destek olmak için açlık grevine gitmişti…<br />
Nazım, şöyle yazmıştı:<br />
// benim,// fakir milletime ikrâm edebildiğim//bir tek elmam var elimde, doktor,//bir kırmızı elma:// kalbim&#8230;//.&#8221;<br />
Boysan ve Durbaş söyleşinin ikinci bölümünde, dinleyicilerin sorularını yanıtladılar.</p>
<h3 class='related_post_title'>İlgili yazılar:</h3>
<ul class='related_post'>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/ihtilalden-bu-yana-ilk-basin-grevi/' title='İhtilalden bu yana ilk basın grevi'>İhtilalden bu yana ilk basın grevi</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/gulmek-cesaret-ister/' title='Gülmek Cesaret İster'>Gülmek Cesaret İster</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/nuri-kolayli-sansur-kalkmadi/' title='Nuri Kolaylı: Sansür Kalkmadı'>Nuri Kolaylı: Sansür Kalkmadı</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/ne-kadar-bursasporluyuz/' title='Ne kadar Bursasporluyuz?'>Ne kadar Bursasporluyuz?</a></li>
<li><a href='http://www.sinantunc.com/medya-piyasalari-cokuyor/' title='Medya piyasaları çöküyor'>Medya piyasaları çöküyor</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinantunc.com/aydin-boysan-ve-refik-durbasla-siradisi-bir-soylesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
