Terör Kıskacında Türkiye

08 Haziran 2009 Yazan admin  
Kategori Erdal Sarızeybek, Söyleşiler

Terörle Mücadele konusunda artarda yayımladığı kitapları ve aynı konudaki çok sayıda konferanslarıyla tanınan emekli Jandarma Albay Erdal Sarızeybek, “Aydınlarla Yüz yüze” söyleşilerinin konuğu oldu. Konuşmasının başında dinleyicilere seslenen Sarızeybek, “Son aylarım konferanslarda, toplantılarda konuşmakla geçti. Bu akşam, klasik bir konferansın çerçevesi dışına çıkmak, siz büyüklerim, arkadaşlarım ve kardeşlerimle dostça dertleşmek istiyorum” dedi.
“Devletimiz bizi iyi, çok iyi yetiştirdi” diye sözlerini sürdüren Sarızeybek, Kuleli Askeri Lisesi’nde olsun, Kara Harp Okulu’nda olsun mükemmel bir eğitim gördüklerini ve askerlik ocağında sürekli olarak “devlet için, vatan için görev” duygusuyla yetiştirildiklerini anlattı. Sarızeybek, şöyle devam etti:
“Subay olunca, her Türk subayı gibi, askeri okullarda aldığım eğitimi hayata geçirmeye çalıştım. Yurtdışı göreve gönderildim. Devletimiz ne görev verdiyse, hiçbir kişisel çıkar gözetmeden onu yaptım ve başarılı oldum. 1976’da, terörün en azgın döneminde, Hakkâri’deki sınır birliklerimizde görev aldığımda, “bizden sonrakilere terörden arınmış bir ülke bırakmak en büyük mutluluğumuz, en büyük ödülümüzdür” anlayışı ile hareket ettim. Türk Silahlı Kuvvetleri’nden, 2005 yılında emekliye ayrıldığımda vilayet, vilayet gezip konferanslar vereyim, kitaplar yazayım diye bir planım, bir yol haritam yoktu; ama terör şiddetini arttırmaya ve şehit haberleri de yağmaya devam edince, gerçekleri anlatmak mecburiyetinde olduğumun ayırımına vardım. O günden beri, dilim döndüğünce bu konularda doğruyu ve gerçeği anlatmak için uğraş veriyorum. Konferanslara, TV programlarına katılıyor ve kitaplar yazıyorum. İki çocuğum var, bugünkü koşullarda, birçok kardeşimin, birçok evladımızın olduğu gibi iş bulma şansları olmadı çocuklarımın. Eşimle ve çocuklarımla Ankara’da sahip olduğumuz bir evimiz var. Emekli maaşım dışında kitaplarımdan gelen bir miktar gelirimle bu evin taksitlerini ödemeyi ve geçinip gitmeyi başarabiliyorum. Şikâyetim yok, ama kimi durumlar karşısında üzülmeden de yapamıyor insan. Örneğin, Trabzon’da, Karadeniz Teknik Üniversitesi’nin öğrencileri çok istemesine, çok da ısrarlı olmasına karşın üniversite yönetimi, onlarla sohbet edebileceğim bir konferans salonunu, alelade bir toplantı salonunu çok gördü! ‘Olmaz efendim, yerimiz yok!’ dediler, sağ olsunlar! Geçen hafta Kocaeli’de aynı durumla karşı karşıya kaldık. Oranın yerel yönetimi, belediye yönetimi, konferans verebileceğim bir salonlarının olmadığını söyleyebildi!
Bunlar, haliyle üzüntü veriyor insana. Şunu da söylemeliyim: Hiçbir partiye üye değilim. Bu bakımdan, burada yahut başka bir yerde konuştuğumda bir partiye çatıp başka bir partinin propagandasını yapacak değilim. Partiler önemli değil, Türkiye’nin milli güvenliği, geleceği, selameti önemlidir! Partiler gelir giderler. Anlarlar, anlamazlar; değişirler, değişmezler kendilerinin bileceği iş! Ama Türkiye hepimizin, vatan hepimizin ve başka bir vatanımız yok! Adımın üzerinde, askerlik hayatımda olsun, sonrasında olsun toz zerresi kadar bile bir leke yoktur, olmamıştır! Terörle, kaçakçılarla, haydutlarla uğraştım, ama böyle bir leke sürmeyi kimse başaramadı. Buna karşılık, orada burada gördüğüm tutumdan üzüntü duyuyor olmam da önemli değil. Tek dileğim, tek arzum, ülkemin dirliği, güvenliği ve mutluluğudur.”
ERGENEKON DİYE BİR ÖRGÜT YOK
Sarızeybek, “Ergenokon” olarak ünlenen dava ile ilgili gelişmelere de değinerek, bu davanın yürütülüş biçiminden ve sürekli dalbudak salmasının yanında “ucu açık” olarak devam etmesinden duyduğu hoşnutsuzluğu dile getirdi. “Birinin ifadesine bir satır eklenerek, belki de böyle bir satır ısmarlanarak” davaya adının sokulduğunu ifade eden Sarızeybek, “PKK terör örgütü ortada, elebaşısı ortada, destekçileri ortada! Ama şeref ve haysiyetleri çiğnenerek aydın insanlarımız tutuklanıyor, sorgulanıyor. Neymiş? Ergenekon diye bir terör örgütü varmış! Bugün bir ara kararla açıklandı ki böyle bir örgüt yok! Mahkemenin kararı ‘Ergenekon’ diye bir örgütün olmadığını ortaya koyuyor, ama bu vatanın, bu memleketin menfaati için çırpınan, hayatlarını bu yolda tüketen insanlarımız bu olmayan örgütün üyesi, destekçisi diye acı biçimde mağdur edilmeye devam ediliyor. Emekli Albay Erdal Sarızeybek de, bilmem hangi klasördeki bir ifadeye ısmarlama bir satırın eklenmesiyle, örgütün ‘kasası’ oluyor! Neden yapıyorlar bunu? Çünkü toplumda itibar sahibi kişileri, sözleri dinlenebilecek kişileri karalayarak yıpratacaklarını sanıyorlar. Yıpratacaklar ki, gerçeği anlatan kimse kalmasın! Anlatırsa da itibar edilmesin!” diye konuştu.
Bugün gelinen yerde Türkiye Cumhuriyeti devletinin üniter yapısının, Türk devletinin varlığının tehlikede olduğunu ifade eden Sarızeybek, “Bu olanlar boşuna değil. Eğer demokratik ülkelerde yöneticilere halk hesap soruyorsa, halk biziz ve bu hesabı sormalıyız. Ama önce gerçekleri anlamalı, öğrenmeli, karşı karşıya olduğumuz tehlikenin boyutlarını iyi görmeliyiz. Halkımız, gerçeği gördüğünde katiyen hesap sormaktan kaçınmaz. Tarihte bunun çok örneği var” dedi.
Sarızeybek, Ergenekon davası soruşturması kapsamında görüşüne başvurulduğunu da hatırlatarak şöyle konuştu:
“Biliyorsunuz, beni de çağırıp görüştüler. Savcı Zekeriya Öz, aynen şöyle dedi: ‘Efendim, albayım, sizin çok iyi bir subay olduğunuzu, görevinizi her zaman başarıyla yaptığınızı biliyoruz. General olmanızı engellemişler… Bu konularda bildiğiniz bir şey varsa söyleyin, gereğini yapalım. Bu kişilerden hesap soralım!’
Arkadaşlar, soruyorum size: bu hangi vicdana sığar? Ne zamandır soruşturma yapıyor, insanları haysiyetlerini hiçe sayarak sorguluyor, tutukluyorsunuz. Şimdi, benden bunu nasıl istersiniz? Ben, bir iki şey söyleyeceğim savcı beye, adalet tecelli edecek! Böyle şey olur mu? Ben o kişilerle bazı sorunlar yaşadım, sonunda mahkemelik de olduk ve haklı çıktım o yargı sürecinden. Benim için mesele orada bitmiştir. Bunu söyledim…
Arkadaşlar, ‘terör örgütü ortada’ dedim. Aslında her şeyi ile ortada. Gizli saklısı kalmış bir tarafı yok terör örgütünün. Bir milyar doları var mesela. Bunu bir televizyon mülakatında söyledim. Bakan Cemil Çiçek, bir yardımcısı aracılığıyla sordu: ‘Terör örgütünün hesabı hangi bankada? Albayım söylesin, gereğini yapalım’ diye… Ben de, ‘devlet ciddiyetiyle bağdaşır bulmadığım için açıkladım bunu. Çünkü terör örgütünün banka ilişkileri, paralarının nerede olduğu Milli Emniyet’in dosyalarında, emniyetin dosyalarında, adliyenin dosyalarında var. Hal böyle iken, ‘Albayım, terör örgütünün parası hangi ülkenin hangi bankasında?’ diye sormanın ciddiye alınacak tarafı olur mu? Siz, siyasi irade olarak bunun üzerine gitmiyor, bu paraya el koyamıyorsanız, ne demeli bilmiyorum? Biri çıkıp ‘siz işbirlikçisiniz’ dese, kimsenin itirazı olmaz!
Ama gidilmiyor üzerine… Bunu da söylemeliyim… Terör örgütünün bu anlamda üzerine gidilmediği bir gerçek. Oralara kadar ulaşılmak istenmiyor belki de. Ama eğer siyasi iradeyseniz bunu yapmak zorundasınız. Bunu başkalarına havale edemezsiniz. Bunu idare edemezsiniz!..”
GÜVENLİK DEĞİL MİLLİ GÜVENLİK SORUNU
Erdal Sarızeybek, tam 10 yıl süreyle 5 farklı vilayette, İran ve Irak hudutlarında görev yaptığını belirterek, özellikle 1992 yılında Şemdinli Jandarma Sınır Tabur Komutanıyken PKK teröristleriyle 3 büyük çatışmaya katıldığını söyledi. Bunların, 30 Ağustos 1992 Alan, 12 Eylül 1992 Aktütün ve 29 Eylül 1992 Derecik çatışmaları olduğunu ifade eden Sarızeybek, bu çatışmalarda 74 askerin ve 20 korucunun şehit verildiğini söyledi. Sarızeybek şöyle devam etti: “Bugün gönül rahatlığıyla ifade edebilirim ki, bu şehitlerimizin hiçbirinin kanı yerde kalmamıştır! Bunu ben değil, PKK teröristleri söylüyor. O çatışmalarda ne kadar teröristin öldüğünü o zaman bilmiyorduk. Sonradan terör örgütünün, orada yanlış strateji izlediğine ilişkin militanları için hazırladığı bir kitaptan öğrendik. O günlerde terörist zaiyatının aslında çok ağır olduğunu, bin teröristin orada öldüğünü bilmiyorduk. Çünkü çatışma sonrasında arazide bulduğumuz ölü terörist sayısı 200-250 civarındaydı. Kamuoyunda genel olarak bu tür çatışmalarda kaç teröristin etkisiz hale getirildiği her zaman merak ediliyor. Çatışma sonrası arazide yaptığınız aramada o an için, çatışmada ölmüş hiçbir terörist cesedi bulamadığınız da olabiliyor. Bunu sebebi, ölü teröristleri zaiyatları açığa çıkmasın diye alıp götürüyorlar. Yaralı teröristleri çatışma bölgesinden uzaklaştırıp bir başka bölgede öldürüp, gömüyorlar. Bu nedenle siz çatışmaya girmiş birisi olarak askerden şehit verebiliyorsunuz ama, şehitlerinizin kanının yerde kalıp kalmadığı sorusuna cevap bulamayabiliyorsunuz…
Bugün geriye dönüp baktığımda orada ne kadar terörist ölmüş olursa olsun bundan bir teselli payı çıkaramıyorum. Bunun bir önemi yok! O, 74 şehidimizin acısını bugün de içimde yaşamaya devam ediyorum. Kendime, sürekli o şehitlerin hesabını soruyorum. Acaba, ‘şehit vermemek için ne yapabilirdik?’, acaba doğrusunu mu yaptık o gün ve sonrasındaki günlerde?’ diye soruyorum. Acaba ‘boşuna mı şehit verdik?’ orada, diye soruyorum kendime. Vicdan muhasebesi yapıyorum…
Düşünün ki, karakol yüz kişi, bakıyorsunuz gelenler 500 kişi! Nasıl oldu? Nasıl oluyor bu? Bugüne kadar terörle mücadelede asker, korucu, polis 6 bin 500 şehit vermişiz. Buna karşılık teröristlerin 30 binden fazlası etkisiz hale getirilmiş. Peki, bu kadar kayıpları var, bu kadar ölüm var, nasıl oluyor da hala dağlarda 5 bin teröristin varlığından söz edilebiliyor? Bu soruları kendimize sormak zorundayız. Kuzey Irak’ta üsleri var biliyorsunuz. Şimdi daha çok siyasi faaliyete ağırlık vermiş görünseler de, dağlarda var olduklarını, askerimize de saldırdıklarını biliyoruz…
İşte bunları sorunca, bunları düşününce ihaneti görüyorsunuz. İhaneti görmek o kadar kolay değil. Biz devletimize toz kondurmayan bir gelenekten geliyoruz. Bizi yönetenlerin böyle meselelerde hata yapabileceğini, ihanete düşebileceğini kolay kolay aklımız almaz! Ama, meselelere birbiri ile bağlantıları içinde baktığınız zaman ihaneti görebiliyorsunuz. ‘İhaneti Gördüm’ adındaki kitabım bunun ürünüdür ve anlattığı da yalnızca budur!”
Terörün, adı geçen kitabında ayrıntılarıyla anlattığı bu ihanet yüzünden artık bir güvenlik sorunu değil, bir ulusal güvenlik sorunu haline geldiğini ifade eden Sarızeybek, bir ulusal güvenlik bakanlığının oluşturulması gerektiğini söyledi.
Sarızeybek şöyle konuştu: Biliyorsunuz, Aktütün’deki çatışmalardan sonra yetki meselelerini tartışıp sorunu İçişleri Bakanlığı Müsteşarlığı’na havale ettiler. İçişleri Bakanlığı, bu memleketin iç güvenlik sorunlarıyla, asayişi ile ilgilidir. Burada karşı karşıya olduğumuz terör ise ABD’nin, AB’nin ve İsrail’in desteklediği, Irak’taki yönetimin desteklediği ve milli güvenliğimizi, milli varlığımızı, milli bütünlüğümüzü tehdit eden bir hadisedir. Bunu İçişleri Bakanlığı bünyesindeki bir müsteşarlığın gayretleriyle def edemezsiniz. Bu yüzden bir ulusal güvenlik bakanlığının kurulması, bu çok yönlü, çok boyutlu terör olayına karşı bu bakanlığın bünyesinde seferber olunması gerekir.
Birtakım gazeteler var, Silahlı Kuvvetlere saldırıyorlar. Silahlı kuvvetleri her vesileyle yıpratmaya çalışıyorlar. Aktütün’deki son saldırının ardından Türk Silahlı Kuvvetlerini cesaretsizlikle bil suçlayabildiler. Dünyanın hiçbir yerinde bunun bir örneği yok. Dünyanın hiçbir yerinde gazeteler, televizyonlar kendi silahlı kuvvetlerini, ordusunu karalamaya kalkışmaz. Burada neden oluyor, nasıl oluyor? Çünkü ihanetin içinde, ihaneti örgütleyen uluslararası projenin içinde bunların yapılması da var. Her yerde, her toplulukta suça bulaşmış kişiler olabilir. Türkiye’de 80 bin korucu var. Bunların suça karışmış olanları 80’i geçmez. Onları tutuklayabilir cezalandırabilirsiniz. Ama 80 bin korucuyu, toptan ‘çete’ ilan etmek de neyin nesi? Bu adamlar devletin yardımcı güçleri! Keza, Türk Silahlı Kuvvetleri 600 bin kişi. Türk Silahlı Kuvvetleri içinde de suça bulaşmış kişiler olabilir. Bunların da sayısı 60’ı geçmez. Bu 60 kişinin suça karışmasını bahane edip tüm silahlı kuvvetlere saldırmak, orduyu karalamak da ihanetin görüntülerinden yalnızca biridir. İhanet, söylediğim gibi uluslar arası bir proje olarak hazırlanıp uygulamaya sokulmuştur. Buna Bizans Projesi diyorum. Çok kapsamlı ve arkasında büyük güçler bulunan bir proje ama altedilmez değil. Sizin irade göstermeniz, onurlu bir ulusun onurlu temsilcisi olarak ulusal menfaatinizin ardında durmanız gerekiyor. Bunu yaptığınız zaman herkes sizi ciddiye almak, sizinle uzlaşma yollarını aramak zorundadır. Çünkü Türkiye büyük devlettir!
Peki neden silahlı kuvvetler hedef tahtası yapılıyor? Çünkü bu memleketin en önemli gücü ordusudur da onun için! Sözünü ettiğimi ihaneti, birinci ve ikinci körfez savaşlarıyla aktif hale getirilen, günümüzde de tüm hızıyla sürdürülen büyük ihaneti tam bir vukufiyetle gören, analiz eden tek kurum da Türk ordusudur. Başka hiç kimse, hiçbir sivil kurum bunu yapmamıştır veya yapmak istememiştir.
İşte Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bunun için saldırılıyor.”
Erdal Sarızeybek, salondaki söyleşinin ardından Uğur Mumcu Etkinlik Salonu’nun girişindeki kitap standına gelerek okuyucularına kitaplarını imzaladı ve onlarla geç saatlere kadar söyleşmeye devam etti.
Bilgi: Erdal Sarızeybek’in Aydınlarla Yüzyüze söyleşisinde yaptığı açıklamalara ilişkin haber.

İlgili yazılar: