Faili Meçhul

08 Haziran 2009 Yazan admin  
Kategori Fikri Sağlar, Söyleşiler

Aydınlarla Yüzyüze söyleşilerine katılan Fikri Sağlar, Faili Meçhul konulu konuşma yaptı.
Basın Kültür Sarayı Uğur Mumcu Etkinlik Salonu’ndaki söyleşide Fikri Sağlar, “Sayısını söylemek gerekirse 17.547 faili meçhul cinayet var. Bunların bir kısmından Geçici Köy Koruculuğu sistemi ile bu yapı içindeki bir takım kişiler sorumlu sayılabilir… Düşünün ki, yalnızca Türkiye’nin önemli aydınları değil, sıradan yurttaşlar, köylüler, işadamları, hatta milletvekilleri herkesin gözü önünde öldürüldü. Görenler korktu şahit olmadı. Soruşturmaya yapanlar üzerine gitmedi. Gidenler olduysa vazgeçirildi ” dedi…
Kutlu Savaş Raporu’ndan, faili belirsiz cinayetlerin işleniş şekline ve bunların belli bir bakış açısıyla onaylanmasına ilişkin bölümler okuyan Sağlar, “Bütün iş biz, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının demokratik haklarına sahip çıkmasına, bu hakları kullanmak için mücadele etmesine bağlı. İtiraz hakkımızı kullanmaz, sesimizi yükselteceğimiz yerde susup oturursak hiçbir şey düzelmeyecek, faili meçhul’ler de yaşamamızın bir parçası olarak çocuklarımıza, torunlarımıza değin devam edip gidecektir” diye konuştu.
Fikri Sağlar, söyleşisine, “sevdikleriyle birlikte olmak, bahar akşamının keyfini çıkarmak varken, “Türkiye’nin karanlık, kanlı ve belalı bir yüzünü dinlemeye geldikleri için” dinleyicilere teşekkür ederek başladı. İki hükümette, Kültür Bakanı olarak görev yaptığını hatırlatan Sağlar, gerek düşünüşü gerekse bu görevleri gereği Türkiye’nin aydınlık tarafıyla, aydınlık yüzüyle çok daha ilgili olmasının beklendiğini, gerçekte böyle olduğunu da söyledi.
Sağlar, şöyle devam etti: “Ama ‘karanlık’ varsa, ‘var’ demek zorundasınız! Susurluk’ta bir ‘kamyon kazası’ bu toplumdaki tüm cerehatı, tüm çirkinliği asfaltın ortasına boca etmişse ‘görmedim’ diyemezseniz! Derseniz, ‘aydınlıktan, güzellikten’ yana olduğunuza –başta kendiniz olmak üzere- kimseyi ikna edemez, kimseyi inandıramazsınız!.. Bu bakımdan, ‘Susurluk kamyonu’ birçoklarımız gibi beni de çarptı! Bu işlerle uğraşmak ‘hoş bir iş’ değil, kabul ediyorum, ama ‘zorunlu bir iş’ olduğunu da kabul etmek gerekiyor! Hani ünlü meselde olduğu gibi, ‘Kim itti beni ?’ desem bile, ‘faili meçhul’un üzerine gitmeyi, bu meseleyi sonuna kadar deşmeyi hepimiz gibi bir insanlık gereği, bir yurttaşlık gereği saymak durumundayım!..
Şunu açıklıkla söylemek gerekiyor: Türkiye’de faili belirsiz sayısız cinayet işlendi! Aydınlarımız, üniversite hocalarımız, gazetecilerimiz öldürüldü. Sayısını söylemek gerekirse 17.547 faili meçhul cinayet var Türkiye’de. Bunların bir kısmından, son günlerde sıkça tartışıldığı gibi, Geçici Köy Koruculuğu sistemi ile bu yapı içindeki bir takım kişiler sorumlu sayılabilir, ama hepsinden değil… Geçici Köy Korucuları, karakollara bağlı olarak görev yapıyor. Gece bir çatışma yaşıyor, geliyor karakoldan ‘çatışmada harcadığı’ cephaneyi istiyor. Karakol komutanı da ne kadar istemişse veriyor onu. Sonra, bakıyorsunuz çarşılarda, meydanlarda bombalar patlıyor. İnsanlar ölüyor… Elbette her şeyi bu sisteme bağlıyor değilim, ama böylesi bir yapı, birçok karanlık faaliyete zemin ve imkan hazırlıyor… Düşünün ki, yalnızca Türkiye’nin önemli aydınları değil, sıradan yurttaşlar, köylüler, işadamları, hatta milletvekilleri herkesin gözü önünde öldürüldü. Görenler korktu şahit olmadı. Soruşturmaya yapanlar üzerine gitmedi. Gidenler olduysa vazgeçirildi…
Şimdi nasıl oluyor bu? Birileri, bir yurttaşın, diyelim ki bir avukatın, bir hekimin ya da bir gazetecinin ‘tehlikeli’ olduğuna karar veriyor! Böyle bir yapı; yani böyle kararlar veren, ve konumunu hukukun, hükümetlerin, parlamentonun, Anayasa’nın üzerinde gören bir yapı var! Ondan sonra ‘tehlikeli’ damgası vurulan her kimse, aynı yapının harekete geçirdiği birileri tarafından öldürülüyor, öldürülmüş! Görünen budur, olan budur!..
Bir hukuk devletinde böyle bir şey olabilir mi? Oluyorsa, bir demokraside yaşadığımızdan söz edebilir miyiz? Ulusun kayıtsız şartsız egemenliğinden söz edebilir miyiz? Yargı ve yargıç güvencesinden, herkesin güvenlik içinde yaşama hakkından söz edebilir miyiz?.. Elbette, hiçbirinden söz edemeyiz. Can güvenliğimizin olduğundan da söz edemeyiz! Ama bu soruları sormak zorundayız….”
ERGENEKON KONTR-GERİLLADIR!
NATO’nun, üye ülkelerde “komünizme karşı” gizli bir takım örgütler ve silahlı güçler oluşturduğunun bilindiğini belirten Sağlar, “Gladyo, Rüzgar Gülü v.s gibi isimlerle adlandırılan bu örgütlerin Türkiye’deki eşdeğeri önce Seferberlik Tetkik Kurulu, ardından Özel Harp Dairesi, ardından Özel Kuvvetler Komutanlığı, ardından da ‘Ergenekon’ diye adlandırılan Kontr-Gerilla’dır” dedi. Sağlar, Bulent Ecevit’in Kıbrıs Barış Hareketi sırasında bu örgütle ilk kez yüz yüze geldiğini şöyle anlattı: “Rahmetli Ecevit’e diyorlar ki: Çok hayati önemi olan, çok büyük, çok yararlı işler yapan bir kuruluşumuzun paraya ihtiyacı var, örtülü ödenekten bunu sağlar mısınız? Ecevit, ‘bu kadar önemli bir kuruluşun neden bütçesinin olmadığını’ soruyor. ‘Bütçesi olmaz, çünkü gizlidir. Şimdiye kadar ABD sağlıyordu, ama Kıbrıs yüzünden artık karşılamıyor!’…
Ecevit’e, bildiğiniz gibi Çiğli’de suikast düzenlendi. Mermi Ecevit’e değil Ahmet İsvan’a isabet etti. İsvan’ı yaralayan silah, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde yok! Özel bir NATO silahı! Kişinin üzerine zimmetleniyor ve ancak özel izinle kullanılabiliyor. ‘Gazlı mermi’ denilen bir mermi atıyor. Ne oldu? Hiçbir şey? Kimse tutuklanmadı, kimse soruşturulmadı… Olay kapandı gitti!…
Kontr Gerilla’nın üzerine giden ikinci kişi Savcı Doğan Öz’dü… Doğan Öz, Ülkü Ocakları’nın bir başkanı olan İbrahim Çiftçi tarafından öldürüldü. Çiftçi tutuklandı, yargılandı ve ölüm cezasına mahkum edildi. Askeri Yargıtay, Sıkıyönetim Mahkemesi’nin kararını bozdu. Davanın verildiği mahkeme de ’suçu sabit görüp’ bir kez daha aynı cezayı verdi. Yargıtay da bir kez daha reddetti. Sonunda yerel mahkeme hükmünü aynen şöyle kurdu: Sanığın suçu her ne kadar sabitse de, Yargıtay kararına uyularak salıverilmesine!..”
Sağlar, “Komplo Teorileri” denilip geçilmeyecek bu iki örneğin, Türkiye’de demokrasinin gelişmesinin, uygarlığın eriştiği değerlerin Türkiye’de yerleşmesinin önünde önemli engellerin varlığına işarette ettiğine değinerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz’ın, Susurluk olayı sonrasında konuyu incelemek üzere görevlendirdiği Kutlu Savaş bir rapor hazırladı. Bu rapor sansür edilerek de olsa yayınlandı. Orada bir dizi faili belirsiz cinayetin nasıl ve hangi amaçlarla işlendiği anlatılıyor. Bir kısmı da belli bir bakış açısından onaylanıyor. Örneğin, Musa Anter’i öldürenlerin, sonradan ‘yanlış kişiyi öldürdüklerini düşünüp’ pişmanlık duyduklarına da yer veriliyor. Demek ki, devletin içinde, dışında kendini herkesin ve her şeyin üzerinde gören bir yapı var!…
Buradan şuraya gelmek istiyorum: Bütün iş biz, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının demokratik haklarına sahip çıkmasına, bu hakları kullanmak için mücadele etmesine bağlı! İtiraz hakkımızı kullanmaz, sesimizi yükselteceğimiz yerde susup oturursak hiçbir şey düzelmeyecek, faili meçhul’ler de yaşamamızın bir parçası olarak çocuklarımıza, torunlarımıza değin devam edip gidecektir. Bütün iş bizde, yurttaşların tutumunda düğümleniyor…
Güvenlik birimleri, yüksek yerlerden emredilen ‘gizli ve derin’ faaliyetlerin önünde duramaz. Cinayeti gören, cinayeti gördüğünü söylemezse savcılar, yargıçlar da duramaz. TBMM, Faili Meçhul Cinayetler Komisyonu, bugün Ergenekon davası nedeniyle gündeme gelen birçok olaya, birçok konuya yıllar öncesinden dikkat çekmişti. Ama o zamandan bu yana ciddi bir mesafe alınamadı. Çünkü her şeyden önce toplumun sorunlara duyarlık göstermesi, demokrasi için sesini yükseltmesi gerekiyor…
Ergenekon davasıyla ilgili olup bitenlerin, bir de bu çerçevede görülmesi lazım. Her ne kadar; ‘hukukun dışına çıkılması’, ‘masumiyet karinesinin ihlali,’ ‘siyasi baskı kurma görüntüsü’, ‘insan haklarının gaspı’ gibi, temel değerlerin yok edilmesi söz konusu ise de dava, ‘geçmişi hatırlama’ ve ‘bugüne daha dikkatli bakma’ gibi bir yarar sağlıyor! Bu da az bir şey değildir…
Sağlar, bir dönemin önemli güvenlik görevlilerinden birinin, “Asker artık darbe yapamaz. Çünkü yüz yirmi bin kişilik özel örgütlenmiş güvenlik birimi var’ gibisinden şeyler söylediğini, sonra da bu sözlerinden vazgeçtiğini hatırlattı. Bunun bir bakıma, “asker yapamaz ama biz yapabiliriz” anlamına da geldiğini kaydeden Sağlar, her şeye karşılık Türkiye’nin “küçük, küçücük adımlarla da olsa, demokratik hukuk devleti olma yolunda yürüdüğünü” sözlerine ekledi. Sağlar, “Biraz daha çaba göstermemiz gerekiyor. Sonunda ‘ışığı görebilecek’, demokratik bir hukuk devleti de olabiliriz” diye konuştu.
Bilgi: Fikri Sağlar’ın Aydınlarla Yüzyüze söyleşinde yaptığı Faili Meçhul konulu konuşmaya ilişkin haber.

İlgili yazılar: