Müzisyen gözüyle siyaset
08 Haziran 2009 Yazan admin
Kategori Leman Sam, Söyleşiler
Müzik Sanatçısı Leman Sam, Aydınlarla Yüz Yüze Söyleşileri’nde çeşitli konularda görüşlerini açıkladı ve dinleyicilerin sorularını yanıtladı.
Leman Sam, kimi meslektaşlarının, “Ben şarkı söylerim. Siyasetle ilgilenmem. Siyaset benim işim değil” dediğini, ama aslında bunun bir “kaçış”tan başka bir şey olmadığını söyledi. Sam, “Siyaset hayatın bir parçası. Onun dışında kalmak mümkün değil. Sandığa gidip oy kullanacaksanız bir tercihinizin olması lazım. Bir tercihinizin olması için, söylenenleri dinlemiş olmanız ve aralarında bir ayırım yapmış olmanız lazım. Yoksa neye göre oy kullanacaksınız? Yalnızca bu olgu bile, insanın bir yurttaş olarak, içinde yaşadığı toplumun bir bireyi olarak siyaset dışı kalamayacağını, siyasete ilgisiz olamayacağını yeterince ortaya koymaktadır” dedi.
Dünya görüşünün “sosyalizm” olduğunu ifade eden Leman Sam, “Sosyalizm, bugün çok uzak görünebelir. Doğrusu bana da yakın görünmüyor. Şeker kavanozuna bakıp yalanan çocuklar gibiyim bu konuda. Bir biri ardına devrimler yapan Latin Amerika ülkelerine imrenerek, özenerek bakıyorum uzaktan. Biz neden böylesi atılımları yapamıyoruz? Hepten mi içimiz geçmiş? Bizde devrimci ruh yok mu? Düzeni değiştirme, daha insancıl, daha yaşanır bir dünya kurma isteğimiz bu kadar köreldi mi? Bilmiyorum, ama bakıyorum da, bunların çok yakın olmadığını, olmayacağını kestirebiliyorum” şeklinde konuştu.
KEDİYİ OKŞADI GÖNLÜMÜ ALIP GÖTÜRDÜ
Leman Sam, Obama’nın Türkiye ziyaretini değerlendirmesi istenince de şöyle konuştu:
“Obama Türkiye’ye neden geldi? Kapalı kapıların ardında nelerin konuşulduğunu kuşkusuz bilmemiz mümkün değil. Ortada demeçler, konuşmalar var ama bunların da gerçekten çok, gerçeğin ancak küçük bir parçasını yahut yalnızca gölgesini ifade ettiğini bilmek gerekiyor. Fakat şunu söyleyebilirim: Bir siyaset adamı, bir devlet adamı olarak rolüne bu kadar iyi hazırlanmış birini görmedim. Müthiş bir fotoğraf sundu bizlere. Dersini de çok iyi çalıştığı anlaşılıyor. O kadar ki, ezanın saatini bile biliyor. Bir camide nasıl davranacağını, nasıl konuşacağını da biliyor…
Sizin gibi düşündüm ben de: Neden geldi? Amerika Birleşik Devletleri, tartışma götürmez ki emperyalist bir güç. Başka halkların, ülkelerin varlıklarına, yer altı ve üstü zenginliklerine bir şekilde el koyarak egemenliğini sürdürüyor. Obama, bu emperyal gücün başkanı olarak kuşkusuz belli bir vizyonun adamı. Bunu söylerken, kesinlikle Bush ile aynı kefeye koymuyorum. Irak’ta, Afganistan’da, Filistin’de, dünyanın acı çeken, çatışmalar yaşayan öteki bölgelerinde neler yapacağını, yahut yapabileceğini göreceğiz. ‘Bunu istiyorum’ diye çok olumlu önermelerde bulunsa bile, bu yolda çok önemli adımlar atabileceğini doğrusu sanmıyorum. Ama Türkiye gezisinde çok başarılıydı. Örneğin Meclis’teki konuşmasına dikkat ettiniz mi? Yalnızca konuşması da değil, duruşu, davranışı, hareketleri!.. Bizim Meclis Başkanı nasıl kaldı yanında? Meclis’te başken vekili olan iki kadın milletvekilimiz var. Örneğin Güldal Mumcu, o gün başkanlık kürsüsüne çok yakışırdı diye düşünüyorum. Öyle olsaydı, Obama da her halde şöyle düşünürdü: ‘Hep aynı kalıptan, aynı tipten insanlar gördüm, ama işte Türkiye bir kadını da Meclis’in başına koymuş bir ülke…’ Bu kadarcık, beklentim vardı, o da olmadı işte! Ama arkadaşlar, müze çıkışında, orada kendi halinde pinekleyen Tekir’i nasıl içtenlikle, şefkatle okşadı! İşte benim gönlümü de alıp götürdü, o davranışıyla, Obama. .. Orada mizansen yoktu, hazırlanmış bir şey yoktu, doğallıkla eğilip okşadı Tekirin başını. Bizim Başbakan da şaşırıp kaldı, ne yapacağını bilemedi. Hayvanları hiç sevmez, biliyorsunuz…
YARIŞLARA İNANMAM, JÜRİLERE GİRMEM
Leman Sam, Eurovizyon yarışmasında Türkiye’yi temsil edecek Hadise’nin “klip”i ile ilgili bir soru üzerine, Pelin Batu’nun, son günlerde gazetelerde sıkça gündeme gelen değerlendirmesine katıldığını söyledi. Sam, şöyle konuştu: “İnsanın bedeninin bir parçasının durmadan göze sokulması hoş bir şey değil, bana kalırsa. Erotik olduğundan veya bilmem ne olduğundan değil, her şeyden önce estetik olmadığından. TRT o klibi yayınlamak istememişse, yerden göğe haklıdır. Başka ne yapabilirdi? Ben, yarışlara inanmıyorum. Yarışların gerçek yetenekleri ortaya çıkarmak istediğinden de emin değilim. Jürilere davet edilirim sık, sık; ama yarışmaların gereğine inanmadığımdan hiçbirine katılmam. Oysa , laf aramızda, iyi de para verirler bu jürilerde görev yapanlara. Ama ne yaparsınız soğumuşum bir kez!…”
Leman Sam bir soru üzerine, “jürilerden soğumasının” nedenlerini de şöyle açıkladı:
“Deneyimsiz zamanımda katılmıştım bir jüriye. Benim en çok beğendiğimi kimse beğenmedi. ‘Olur ya! Zevkler ve renkler tartışılmaz!’ diye düşündüm. Meğer kazın ayağı öyle değilmiş. Jüri, adayların eğitimine, yabancı dil bilgisine, geldiği aile çevresine, sosyal sınıfına göre daha baştan kararını vermiş! Belki ‘bu da bir değerlendirmedir’ diye düşünülebilir. Belki çok da haksız olunmaz. Çünkü oradaki adaylardan kim seçilse, dışarıda Türkiye’yi de o temsil edecekti. ‘Temsil’ sözü işin içine girince de işin rengi değişiyor demek ki. Ama ‘bana göre bir iş değil’ dedim ve bir daha bu tür yarışma jürilerinde görev almadım…”












