Türkiye Politikaları

08 Haziran 2009 Yazan admin  
Kategori Söyleşiler, Yalçın Küçük

Aydınlarla Yüzyüze 2009 söyleşilerine katılan Yalçın Küçük, “Büyük Türkiye – Küçük Türkiye Politikaları” başlıklı söyleşide görüşlerini açıkladı. Prof. Dr. Yalçın Küçük, söyleşisine Atatürk’ün “Bursa Nutku” diye bilinen konuşmasını okuyarak başladı.
Salon tümüyle dolduğu için bazı dinleyicilerin merdiven ve koridorlarda oturarak izlediği söyleşide, Başbakan Erdoğan’ın Davos’taki “çıkış”ını değerlendiren Küçük, “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Davos’a Peres’le, moderatörle kavga etmeye gitmedi. Hasta olduğu için olay öyle gelişti. Başbakan’ın GATA’da tedavi görmesi şart!” dedi.
Milli Kurtuluş Savaşı’nın siyasi manifestosu olarak “Misakı Milli”nin, dünyanın her yerinde bir “hukuk belgesi” olarak kabul edildiğini dile getiren Küçük, bu belgeye göre “Musul vilayetinin Türk toprağı olduğunu, Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin de bu yolda vasiyetinin bulunduğunu” söyledi. Lozan antlaşmasının bir “fetiş” olarak değerlendirilemeyeceğini de ifade eden Küçük, “Musul vilayetinde Kürtler, Türkmenler, Türk solcuları Barzani’yi yıkmak için silahlı ayaklanma başlatmalıdır” dedi.
Söyleşinin sonunda, “Ergenokon davası”na ilişkin sorularla da karşılaşan Yalçın Küçük, davanın bir “akılsızlaştırma operasyonu” olduğunu söyledi. Küçük’ün davaya ilişkin açıklamalarına Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) üyesi olduklarını söyleyen üç-beş kişi oldukları gözlenen küçük bir gruptan itiraz geldi. BGC Başkanı Kolaylı, slogan atmaya başlayan grubun salondan ayrılmasını istedi. Gruptakilerin ayrılması üzerine, söyleşinin soru yanıt bölümü devam etti.
PAŞA HAZRETLERİNİN BURSA NUTKU
Yalçın Küçük, Basın Kültür Sarayı Uğur Mumcu Etkinlik Salonu’nda gerçekleşen söyleşisine, Onosmatike (isimbilim) ve Etimolojiye (kökenbilim) ilgisinin nedenlerini açıklayarak girdi. “Yoldaş” sözcüğünün Türkçenin en güzel sözcüklerinden birisi olduğunu düşündüğünü ifade eden Küçük, “Benim kuşağım Türkçe’nin bu güzel sözcüğünü tekrarlamaktan korkardı” dedi.
Salonu dolduran dinleyicilere, “Yoldaşlar” diye seslenen Küçük, konuya Atatürk’ün “Bursu Nutku”nu okuyarak girmek istediğini kaydetti.
Okuduğu metnin “Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin 5 Şubat 1933 günü, Bursa’da söylediği sözler” olduğunu ifade eden Küçük, “Mustafa Kemal Paşa’nın bu sözlerini kasten okudum. Bugüne uygun düşüyor. Bu nutuk okunmuyordu. “Uydurmadır” deniliyordu. Türk Tarih Kurumu Yönetim Kurulu oybirliğiyle gerçek olduğunu, Atatürk’e ait olduğunu kabul ve ilan edinceye kadar bunu okumak takibat sebebiydi” dedi.
Küçük şöyle devam etti:
“Bir ülkeyi nasıl seversiniz? Ben bir ülkeyi insanlarıyla severim. Herkesin bir koleksiyonu vardır, benim de var. Ben hapishane koleksiyonu yapıyorum. Sinop’a gitmek istiyordum. Denizin altındaymış zindanı. Tam gidecekken kapattılar orasını, gidemedim. Son dönemde iki eksiğimi giderme fırsatım oldu. Metris’i ve Silivri’yi gördüm. Metris’te bir hapishane doktoru tanıdım. Böyle insanlar varsa, bu memlekette yaşanır dedim. Dil kursuna yazılmış Taksim’de. Ama hasta hükümlüler yüzünden bırakmış o kursu. Oradaki tek hekim çünkü. O olmazsa hastalarına kim bakacak? Böyle bir insan işte…
Silivri’de (cezaevi) Emin Gürses’le tanıştım. Lazca konuşuyordu. Söylediklerinin yarısını anlamıyordum, anladığım yarısı da sövgüden ibaretti, yüzümü çeviriyordum. Onunla da tanışmaktan çok mutluyum. Emin Gürses gibi insanlar varsa, bu memleket güzel memlekettir. Asistanı, olur ya yetersiz kalır diye, her gün tomar tomar ders notları gönderiyordu öğrencilerine. Böyle bir insanı tanır da bahtiyar olmaz mısınız? Bu memlekette yaşanır demez misiniz?”
Söyleşisiyi, gazeteci Bekir Coşkun’un Prof. Dr. Türkel Minibaş’ın ölümü üzerine yazdığı “Bir gülümseme” başlıklı yazısını okuyarak sürdüren Küçük, “ İşte hem öyle insanlarımız (Türkel Minibaş), hem de öyle yazarlarımız (Bekir Coşkun) var. Bu memlekette ümitli olmak zorundasınız” dedi.
Küçük, “Aydınlarla Yüz Yüze” söyleşisindeki konuşması ile başlayacak bir dizi yeni yazısına “Bursa Tezleri” adını vereceğini, bu yazılarda “pek çok konuya açıklık getireceğini” sözlerine ekledi.
BAŞBAKAN GATA’YA GİTMELİ
Davos’ta Başbakan Erdoğan ile Şiman Peres arasında geçen tartışmaya değinen Küçük: “Başbakan Erdoğan Davos’a Peres’le, moderatörle kavga etmeye gitmedi. Hasta olduğu için olaylar öyle gelişti. Başbakan’ın GATA’da tedavi görmesi şart” dedi
Küçük, şöyle devam etti:
“Bir gazete küpürü, görüyorsunuz: Başbakan Erdoğan Alman Başbakanını Almanya’ya davet etti!… Rusya’ya gittiğinde, Putin’e diyor ki: Sizi hep televizyonlarda görüyoruz! Ne diyeceğini şaşırıyor Putin! Ne desin? “Ben de sizi görüyorum” diyor… Hırvatistan heyetine, Arnavut heyeti diyor. Paşa’ya, “Paşa, gel seni arabama alayım” diyor, ama Paşa çoktan gitmiş!.. Tıpta, buna “de realizasyon” deniyor: Yani, kişinin nerede olduğunu bilmemesi durumu… Alacakaranlık bir davranış hali…
Biliyorsunuz, “Başbakan Erdoğan cumhurbaşkanı adayı olamayacak” diyordum. Olmayacak değil olamayacak! Deniz Baykal ne diyordu? “Olamaz” diyordu. Ben “olamayacak” diyordum. Bunları yazdığım kitabımı dava etti. Hastalığının niteliğini yazdığım kitap yüzünden bir dava daha açtı. Artık dava açmasından korkmadan yazabilirsiniz. Çünkü o iki davadan beraat ettim. Küçük düşürmek, hakaret etmek kastıyla söylemiyorum. Hastalık hakaret olsun diye gelmez kimsenin başına. Herkes hasta olabilir. Ama gene de uyarayım: Güler Kömürcü yazdı, Ergenekon’a girdi. İlhan Selçuk yazdı, o da Ergenekon’da. Aydınlık yazdı, biliyorsunuz onlar da…
Davos’ta ne oldu? Mehmet Tezkan yazdı, Vatan’da: “Emine Erdoğan’ın ağlaması, büyük bir nöbetten korkuyordu, olmayınca rahatladı ve ağladı” diye. Doğrusu budur.
Bilim, devrim ve aşk ayrıntıdadır. Bakın başka bir gazete küpürü: “Başbakanı kurtaran doktor öldü” diyor başlıkta. Ayrıntı: Ölen hekimimiz bir Nörologdur. Zırhlı aracın kapıları kitlenmiş de! İçerden açılamamış da! Balyozla camını kırmak gerekmiş de!…
Nörolog doktor, şeker hastasına bakmaz! Nörolog doktor, fıtığa da bakmaz!… O otomobili yapanlar açıkladı: Öyle şey olmaz diye. O balyoz hikayesi de kimsenin görmemesini sağlamaktı. Katar’dan geldikten sonra da, biliyorsunuz, ‘kayboldu’! Gazeteler, ‘Başbakan kayboldu’ diye yazdı.
Deniz Baykal biliyor ne olduğunu. Yaşar Paşa (Büyükanıt) da biliyor. Gidip Güven hastanesinde gördüğü için… Bu yüzden “Yaşar Paşa, GATA’ya yatırılması için harekete geçmeli” dedim. O’nun o halini gördü, bir kamu görevlisi olarak gördü. Bunu artık kendisine saklayamaz. Bunu gördükten sonra Genelkurmay’a döndüğünde rapor ettirmesi, arşivlere koyması ve ondan sonra da GATA’ya sevketmesi, bunun için gerekli yazıları yazması gerekirdi…
Başbakan Erdoğan bir devlet hastanesine gitmiyor. Giderse tarikat hastanesine gidiyor. Ama gitmesi gereken yer GATA! Çünkü bu konuda uzman yer GATA’dır…
Bakın benim kitabımda var, bunları tespit etmiyorlar, hem de kaynaklı olarak. Nereye giderse gitsin, AKP’li Mücahit Aslan’ı yanında götürüyor çünkü ilaçlarını sadece o veriyor. Yani, Türkiye’de Başbakanlık makamında bir isim var, Türk Devleti’nin hemşerisine hasta bakıcısına, doktoruna güvenemiyor ilaç için. Hep beraber bir oyun oynuyoruz, demek ki…
BU MAKAMLARI HİÇ DÜŞÜNMEMİŞLERDİ
Yalçın Küçük, Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül’ün, bugün bulundukları mevkilere gelmeyi akıllarından bile geçirmediklerinin geçmişte yaptıkları kimi açıklama ve uygulamalardan da açık olarak anlaşıldığını savundu.
Küçük, bu konudaki iddiasını şöyle açıkladı:
“Hürriyet gazetesinden M.Y.Yılmaz yazıyor: ‘Başbakan neden küfrediyor veya küfretmek istiyor?’ diye. Başbakan’ın başka dili yoktur! Başbakan’ın dili budur! Kendisi anlatıyor: ‘Komşumuz müşerref abla vardı, beni çağırıyor küfrettiyordu. Babam da tavana asıyordu’ diye… Dava açtığında, bunları aktardığım kitabımı mahkemeye verdim. Hakim, kitaptakileri okuyunca beraat kararı verdi.
Abdullah Bey ve Tayyip Bey, bugün bulundukları makamları akıllarından bile geçirmemişlerdi. Hiç düşünmedikleri bu yerlere ellerinden tutulup getirildiler. Canan Hanım (Arıtman), bir tesbitte bulundu Cumhurbaşkanı Gül’ün kökeni konusunda. Cevabını hatırlayın. ‘Bizim aile geçmişimiz eskiden beri Müslüman ve Türk’tür” dedi. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir konuşma olmaz. ‘Türk ve Müslüman’ denir. Doğrusu budur. ‘Sabetayist değilim’ diyor. İsimleri takip ettiğinizde başka bir durum çıkıyor. Benim bütün yaptığım isimlerin köklerine ve geçirdiği değişikliklere bakmak… Başka ne diyor Abdullah Bey? ‘Ne Mutlu Türküm’ cümlesinin ‘ilkel’ olduğunu söylüyor. Asıl önemlisi, bunları söyleyen biri, Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin makamına çıkmayı düşünmez. Bunları hiçbir yerde bulamazsınız…Benim anladığım, benim bildiğim kanunlara göre, 14 yaşındaki biri ile, okuldan alıp başına türban geçirip evlenen biri Çankaya’da oturmayı aklına getirmez, bunu düşünemez…
İSRAİL’LE GİZLİ AÇIK ANLAŞMALAR
Davos’ta yaşanan olayın, Türkiye ile İsrail arasında “bir karı-koca kavgası” olarak görülmesi gerektiğini de savunan Küçük, “Başbakan bunu yapmak için gitmedi. Nöbet geldi öyle oldu. Ama Türkiye ile İsrail arasında bir karı koca kavgası vardır” dedi.
Bunun kaynağı için tarihe bakmak gerektiğini ifade eden Küçük, şöyle konuştu:
“1958 yılında, kaza diyen oldu, komplo diyen oldu, Ankara’ya bir uçak indi. Bu, ‘kaza sonucu’ Ankara’ya inen uçakta İsrail Başbakanı Golda Meir ile Cumhurbaşkanı Ben Gurıon vardı. Menderes’le gizli bir görüşme yaptılar. O kadar gizliydi ki garsonluk hizmetini büyükelçiler verdi. İlk gizli anlaşma, işte o ‘kaza’ sonrasında Ankara’da yapıldı. Ben Gurion anılarında anlatıyor bunu ve Türkiye ile İsrail ilişkisini ‘metres ilişkisi’ olarak değerlendiriyor.
O zaman gizli geliyorlardı. Bir ‘uçak kazası’ ile. Şimdi açık, açık geliyorlar.
Gazze saldırısından birkaç gün önce Olmert, Başbakan Erdoğan’a geldi. Birkaç defa görüştüler. Umur Talu yazdı, hem de Sabah’ta: ‘Ya Gazeli bir çocuk, biliyor muydun Amca, derse ne diyeceksin?” diye.
Şüphe etmiyorum: Başbakan Erdoğan Gazze saldırısını biliyordu!.. İsrail ile Türkiye ilişkisi ‘stratejik’ ilişkidir. Davos’tan sonra Livni bunu söyledi. Jak Kamhi de söyledi.
Türkiye ile İsrail arasında stratejik ortaklığı doğrulayan bir dizi gizli anlaşma var. En önemlisi, en büyüğü de Erbakan döneminde, 1996’da yapıldı. O anlaşmadan sonra İsrail ile neredeyse ‘tek devlet’ olduk. Nasıl anlatayım bunu? Eğer stratejik ise ilişkiniz, birbirinizin savaşına katılacaksınız. Bu kadar açık!..”
İki ülke arasındaki gizli anlaşmaların ‘Yeni Osmanlılık’ ve ‘İkinci Cumhuriyet’ teziyle yakından ilişkili olduğunu da öne süren Küçük, bu yorumun dilbilimci, siyasetçi Noam Chomsky’nin 1982 yılına ait bir İsrail belgesini çözümlemesiyle de örtüştüğünü söyledi. Küçük, şöyle devam etti:
“Osmanlı ile Yeni Osmanlı aynı şey değil. Arada ciddi bir fark var. Osmanlı’nın merkezinde Türkler vardı. Yeni Osmanlı ise İsrail merkezli olarak tasarlanıyor. AKP hükümeti bunun için kuruldu.”
Küçük, “Türkiye’deki İsrail’in, İsrail’deki İsrail’den çok daha güçlü olduğunu” da sözlerine ekledi.
MİSAKI MİLLİ VE MUSUL
Küçük, gelişmelere bu çerçeveden bakıldığında, Türkiye için en yakın tehlikenin Kuzey Irak’ta kurulacak “Kürdo Judaik” (Kürt-Yahudi) bir devlet olacağının görüleceğini, bunu da öteden beri dile getirdiğini söyledi. Küçük, “Senin Kürt’ün olmazsa, ABD’nin Kürt’ü olur. Sen adım atmazsan, başkaları senden önce davranır. Sen Musul’u almazsan, başkası alır. Zaten alıyor da…” diye konuştu.
Barzani’yi, “Kürdo Judaik” olarak nitelendiren Küçük, “Misakı Milli” belgesine atıfta bulunarak Barzani’nin bu devleti kurmaya çalıştığı yerin “Türk toprağı” olduğunu savundu. Küçük şöyle konuştu:
“Misakı Milli gibi bir manifesto, dünyanın her yerinde hukuk belgesi olarak kabul edilir ve itibar görür. Bu hukuk belgesine göre Musul vilayeti, yani Kuzey Irak, Türk toprağıdır. Mustafa Kemal Paşa Hazretleri, İsmet Paşa hazretlerine Musul konusunda açıkça vasiyette bulunmuştur. İsmet Paşa da, bu vasiyeti aynı şekilde Bülent Ecevit’e aktarmıştır. Bir devletin aklı böyle yürür. Bunu yazdığımda, herkes ‘nereden çıktı şimdi?’ derken, Bülent Bey, şükranla anıyorum, hiç kem küm etmeden ‘Yalçın Küçük doğru söylüyor’ demişti. Pekiyi ne demektir Misak-ı Milli? ‘Ahd-ı Millî Beyannamesi veya Misakı Milli ikisi de ‘Ulusal Yemin’ anlamına gelir. Türkiye’nin temelinde o ‘Ulusal Yemin’ var!”
Lozan antlaşmasının bir “fetiş” olarak değerlendirilemeyeceğini de ifade eden Küçük, “Musul vilayetinde Kürtler, Türkmenler, Türk solcuları Barzani’yi yıkmak için silahlı ayaklanma başlatmalıdır. Gazi Yalçın Küçük bu ayaklanmaya katılır! Atatürk’ün ‘Bursa Nutku’nu, bu yüzden konuşmamın en başında tekrarladım. Çünkü bugün Mustafa Kemal Paşa’nın orada tarif ettiği gençler lazım” diye konuştu.
Yalçın Küçük, söyleşiyi tamamladıktan sonra dinleyicilerin sorularını yanıtladı. Küçük, bir soru üzerine, Ergenekon davasını “akla saldırı” olarak niteledi. Küçük kişisel durumu ile ilgili olarak da, “Beni hiçbir şekilde Ergenekon ile suçlamadılar. Ne savcılar suçladı, ne de öbürü suçladı. Bana öyle bir isnatta bulunmadılar. Beni, bu kitapları yazdığım için tutuklamaları lazımdı. Beni nasıl tahliye ettiler? Beni bir yargıç tutukladı, üç yargıç tahliye etti. Yani heyet tahliye etti. Tahliye kararım Türk hukukunda önemli bir aşama ifade eder. Yalçın Küçük ile ilgili hiçbir isnat yok! Suçlama yok! ‘Bu dosyaya göre bu adam tutuklanamaz’ dediler. Dolayısıyla ben bu şekilde, hakkında hiçbir suçlama olmadan ve heyet kararıyla çıktım” dedi.

Bilgi: Aydınlarla Yüzyüze 2009 söyleşilerine katılan Yalçın Küçük’ün, “Büyük Türkiye – Küçük Türkiye Politikaları” başlıklı söyleşide yaptığı açıklamalara ilişkin haber.

İlgili yazılar: