Şiir ve Güncellik
08 Haziran 2009 Yazan admin
Kategori Afşar Timuçin - Ahmet Telli - Şükrü Erbaş, Söyleşiler
Aydınlarla Yüzyüze 2009 söyleşilerine katılan Afşar Timuçin, Ahmet Telli ve Şükrü Erbaş, “Şiir ve Güncellik” başlıklı söyleşide görüşlerini açıkladı. Sözlerine, “Şiir söz konusu olduğunda ‘güncel’ sözü beni düşündürüyor, hatta irkiltiyor” diye başlayan Afşar Timuçin, şöyle devam etti:
“Çünkü insan geçmişi ve geleceği olan varlıktır. Onu gündelik bilinçten çok evrensel bilinç ifade eder. Evrensel bilinç gelip geçicinin üzerine kurulmadığı gibi, gelip geçicide açıklamasını da bulamaz. Evrensel bilinç uzamda ve zamanda her yöne akarak etkin olur. Bu bakımdan her zaman anlık olandan, değişir olandan genel olana, değişmez olana bakmak gerektiğini düşünürüm. Öyle geliyor ki, sanatta, edebiyatta güncel olanla yetinmek yüzeyselliğe götürür. Bu söylediğimden ‘güncel önemsizdir’ dediğim çıkarılmasın. Güncel önemli, ama ona takılıp kalmak derinlik, evrensellik anlamında engelleyici…”
Afşar Timuçin, “güncele takılıp kalmamaya” örnek olarak Mollier’in Cimri’sini, Şekspir’in Venedik Taciri’ni, Flaubert’in Madam Bovary’sini ve Dostoyevski’nin Karamazof Kardeşler’ini gösterdi. Adı geçen yapıtların zamanın olaylarından, kahramanlarından yola çıkılarak yazılmasına karşılık, günümüzde de başyapıtlar kalmaya devam ettiğini hatırlatan Timuçin, bunun insana ve olaylara güncelin üzerinden, çağın üzerinden bakılması ile mümkün olabildiğini söyledi. Yakın geçmişimizde, bir trafik kazasının, bir depremin ya da toplumun ilgisini çeken bir cinayetin ardından yazılıp sokaklarda gazete gibi satılan “destan”ların olduğunu hatırlatan Timuçin, şöyle sürdürdü:
“Bu destanlar, bir gelenekten beslenseler de günceli anlatmakla sınırlanmışlardır. Etkileri sabun köpüğü gibi geçicidir. Ömürleri, olaya duyulan ilginin ömrü kadardır, birkaç gündür. Sonra, unutulur giderler… Buna karşılık diyelim Lorca’nın Karartma’sı, sözünü ettiği olay, sözünü ettiği insanlar hepten unutulup gitse de evrensel bir bilince yaslandığı için yaşamaya ve okunmaya devam eder: ‘Kapılar tutulmuş neylersin/ Neylersin içerde kalmışız/ Yollar kesilmiş/ Şehir yenilmiş neylersin’…”
“Siyasete yakın sanatçılar güncele de daha yakındırlar” diyen Timuçin, bunun anlaşılır bir durum olduğunu, gençliğinde kendisinin de siyasete yakın durduğu dönemlerde güncel olanla daha ilgili olduğunu söyledi. Buna karşılık, güncel olarak değerlendirilebilecek tek bir şiirinin olduğunu belirten Timuçin, onu da oğlu öldürülen bir babanın isteği üzerine yazdığını söyledi.
Timuçin, şöyle konuştu: “Ne zamandır güncel olana ilgim kalmadı. Bu toplumda yaşamıyor musun, diyebilirsiniz. Elbette bu toplumda yaşıyorum. Toplumu etkileyen her şey beni de etkiliyor. Ama ne kadar yapabiliyorsam, kalıcı olanın, devamlı olanın peşinde olmaya, bugün olanın değil de yüzyıllar içinde olanın peşinde olmaya çalışıyorum. Güncele sıkışıp kalırsam, genel insan gerçeğine, tarihsel süreçler boyunca gelişen insan gerçeğine varamam. Güncel olan özgürlüğümü kısıtlıyor, beni basitin, bayağının içine çekiyor, hapsediyor. Bu yüzden güncelden uzak duruyorum.”
HAYAT ŞİİRİ ÇAĞIRIYOR
Ahmet Telli, günlük yaşamda yüz yüze olduğumuz hemen her şeyin, insana, “Beni dinle!”, “Ben cazibim!”, “Ben en iyisiyim!” diye haykırdığını; günlük dilin de bu çerçevede sıkışıp kaldığını söyledi. Telli, “Bu yüzden hayat, durmadan şiiri çağırmaktadır“ dedi.
Teli şöyle konuştu: “Güncellik, acaba bizi önemsizleştiren, bize sürekli bir şeyler dayatan, bizi sürekli seçim yapmaya zorlayan tüketimin dili mi? Güncellik, kaba propagandasıyla bizi, birini değil ötekini almaya, biri ile değil öteki ile özdeşleşmeye zorlayan siyaset mi? Şiir, siyaset gibi yüksek sesle, buyurganlıkla, dayatmalarla konuşmaz, ama açıktır ki ondan daha kalıcıdır. Siyaset bir egemenlik alanı olarak insanın taraf olmasını, biat etmesini, böylece ötekini ayırmasını ister. Oysa şiir, bir iktidar aracı değil, onu reddeden eşit olma duygusu, düşüncesi ve ideolojisidir…”
Ahmet Telli, okul kitaplarındaki “şiir duyguların terennümüdür, şiir duygularla yazılır” şeklindeki şiir tanımının, “dünyanın bilinen en ebleh tanımlaması” olduğunu da söyledi. Telli, şöyle konuştu: “Şiir fikirlerle yazılır. Salt duygularla şiir yazılsaydı, Melih Cevdet’in dediği gibi, komşu kızına aşık delikanlıyı ya da komşu delikanlıya aşık kızı, potansiyel şairlerimiz saymak gerekirdi.
Aşık Veysel, “Kurt ile kuzu birlikte yaşardı, fikirler başka başka olmasaydı” der. Tevfik Fikret de, “Vicdanı hür, fikri hür” bir nesilden söz eder şiirinde… Şiirin alt yapısını fikirlerde görüyorum ben de. Ne yazık ki, fikrin üzerinde tüketim kalıplarının saltanatı var. Ama şiirin kan dolaşımını düzenleyen ana düzenek ‘itiraz’dır. Çünkü şiir bir özgürleştirme olanağı ve aracıdır. Bu bakımdan şiir, günlük duygulanımların ötesinde bir şey olduğu gibi, tüketimin dayattıklarından da daha kalıcıdır.
Güncellik, teknolojinin bir çığ gibi üstümüze çökmesi sonucunda yalnızca tekniğin dayattıkları ile konuşmak ve yaşamak mı? Bilgisayar dili milenyumun markası olmaya çalışmakta. Bu kimi şairi heyecanlandırıyor. Heyecanlandırabilir de. Altında yatan: Zeki olan yazsın! Teknoloji ile başa çıkabilen, onunu diline egemen olabilen yazsın! Bu şiirin geçmişten damıtıp getirdiğini ortadan kaldırır mı? Bu deneyselliğe karşı kendimi gelenekçi olarak mı görmeliyim? Hayır!.. Şiir, tüm otoritelere karşı ve gelenekçiliğin otoriteye dönüştüğü durumlarda geleneğe karşı da bağımsızlığını korumak zorundadır. Hayat bu yüzden şiiri çağırmaktadır. Hayat kendi şiirini, eşitlik duygusunu, ideolojisini hep üretir. Her şeye cevap yetiştirerek değil ama tözsüzleşme ve düzleştirme haline, ‘yaşıyorum ya’ diyen kanıksama haline, duyumsamama ve duyurmama haline karşı üretir.”
Konuşmasının devamında, günümüz insanının dünyadaki tüm dillerin yalnızca yüzde dördünü kullandığını ifade eden Telli, “Dillerini unutmuş Amerikalıların mutsuzluklarını dünyanın başka bölgelerine kan ve ateş halinde dağıtmalarının” şaşırtıcı olmadığını söyledi.
Telli, sözlerini şöyle tamamladı: “Şunu söyleyebiliyorum: Şiir çıkmazda! Çünkü insan çıkmazda!..”
USTAMIN USTASI, ÇIRAĞIMIN ÇIRAĞIYIM
Şükrü Erbaş, konuşmasına Sufi ozanların “içimi ısıtan, yakan” dediği kimi şiirlerine dikkat çekerek başladı. Hallacı Mansur’un “Cehennem acı çektiğimiz yerdedir; acı çektiğimizi kimsenin bilmediği yerdedir” dediğini hatırlatan Erbaş, bu tanımın özellikle bugünün insanın yaşadıklarına uygun düştüğünü söyledi.
Eğitim Sendikası’nın yayımladığı bir rapordan alıntılar yaparak konuşmasını sürdüren Erbaş, şunları söyledi: ”Rapordaki bir saha çalışmasına ilişkin sonuçlar, sözcüğün tam anlamıyla dehşete düşürüyor insanı. Sonuçlar şöyle: Türkiye’de her birimiz günde ortalama 5 saat televizyon izliyoruz… Buna karşılık okumaya ayırdığımız zaman bir yılda, kişi başına ortalama yalnızca 6 saat! Bunun cehennem olduğunu düşünmez misiniz? Azerbaycan 7 milyon nüfusu olan bir ülke, ama bir kitap 100 bin basılıyor. Biz, nüfus bakımından 100 milyon sınırını zorluyoruz, fakat bir kitabın bin adet basılmasını ‘iyi’ sayıyoruz. Bunun bir sonucu olarak düzenli kitap okuyan yurttaş sayısı 10 binde bir bile değil… Antalya’nın en büyük kitapçısı olarak bilinen kitapçı dostuma sordum, Melih Cevdet Anday’dan kaç kitap sattığını? Son bir yılda yalnızca bir tane! Bu ülkenin en ünlü şairlerinden biri, ama Antalya gibi bir kentte yılda yalnızca bir tane kitabı satılıyor! Şimdi neden ‘ürkütücü sonuçlar’ dediğimi anlıyor musunuz? Eğitim Sen’in araştırmasından bir rakam daha vereyim: Türkiye’de kitap için ayırdığımız para yalnızca 0.60 lira. Amerikan doları olarak: 0.45 dolar. Yani bir Türk lirası bile değil!…
İşte böyle bir gerçeklik içinde edebiyat yapmaya çalışıyoruz!”
“Şiir ve güncellik” çerçevesindeki tartışmanın şiirimizin son yıllardaki durumuyla yakından ilgili olduğunu ifade eden Erbaş, “Ancak buradaki olumsuzluk güncelliğin reddini gerektirmez” dedi. Erbaş, şöyle konuştu:
“Elbette şair, aşklarını, acılarını filan söyleyecek. Mekan yok, zaman yok… Öyle bir genelleme içinde… Ama bakıyorsunuz: şiirde, güneş, ay, yağmur, kar, kış, soğuk, sıcak soyut imgelere dönüşüyor! Şair bakkala gitmiyor! Alış veriş yapmıyor! Otobüse, trene,tramvaya binmiyor! Kısacası yaşadığımız hayatı yaşamıyor! Kendi varlığını ve kişiliğini oluşturan koşullarla hiçbir şekilde bağ kurmuyor, kuramıyor… Toplumsal arka planı olmayan, içi boşalmış, yabancılaşmış bireyi yazan şiir kimseyle kucaklaşmıyor, buluşmuyor. Böyle bir derdi de yok! Ama böylesi ‘dertsiz’ bir şiir olur mu? Şiirin hep bir derdi olacak. Şiirin her zaman bir söylediği olacak. Olmalı!…”
Güncelden yola çıkmadan iyi bir gelecek tasarımının olmayacağını düşündüğünü ifade eden Erbaş, “Güncel olmadığını savunduğumuz şiirler de sonunda günümüze yaslanır, ‘güncel’ olmasalar da bugünden yola çıkarlar, bugünden çıkmak zorundalar. Çünkü söz, zamanı ne kadar aşıyor olursa olsun ancak kendi zamanına aittir. Ancak zamanının nesnel gerçekliğini ifade edebildiği, kavrayabildiği ölçüde, öteki zamanların da nesnel gerçekliği olabilir. Mollier’in Cimri’si, Servantes’in Don Kişot’u, Homer’in İlyada’sı böyledir. Zamanlarının nesnel gerçekliğini kavrayabildikleri için, sonraki zamanlarda da varlıklarını, etkilerini korurlar. Çünkü geçici bir sürü ayrıntı insanın kalıcı yanını, özünü dokuyup durmaktadır. Bunu kolayca ayıklama şansı yoktur. Aksi halde zamansız ve mekansız bir sanat söz konusu olurdu ki, olmaz!..” diye konuştu.
İnsanın güncelle ilişkisinin çok sağlam olması gerektiğini, aksi halde geleceğe taşıyacağı fazla bir şeyinin olamayacağını savunan Erbaş, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bir söz var: Ustamın ustası, çırağımın çırağıyım! Ustamın ustası, çırağımın çırağıysam şiirim insanlığın birikiminden yararlandığı gibi, onu geleceğe taşımanın da aracı olabilir, Bu yüzden yapabildiğim kadar iyi şiir yazmaya çalışıyorum…”
Bilgi: Afşar Timuçin, Ahmet Telli ve Şükrü Erbaş’ın, “Şiir ve Güncellik” başlıklı söyleşide yaptıkları açıklamalara ilişkin haber.













Yorumlar
Yorumlarınızda resiminizin gözükmesi için, gravatar a abone olun!
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.