Türkiye’de Aydınlanma Devrimi

06 Haziran 2009 Yazan admin  
Kategori Atatürkçülük, Seminerler

Prof. Dr. Fügen Berkay

Prof. Dr. Fügen Berkay

Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fügen Berkay ve aynı fakültenin Kurumlar Sosyolojisi Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Bekir Mermutlu,” Türkiye’de Aydınlanma Devrimi” konulu seminerde görüşlerini açıkladılar.
Seminerin ilk konuşmacısı Mermutlu, Avrupa’da başlayan aydınlanma hareketinin Türkiye’ye yansımalarını dile getirdi. Yrd. Doç. Dr. Bekir Mermutlu, Avrupa’da 1789 Fransız İhtilali’yle ortaya çıkan aydınlanma hareketlerinin Osmanlı’da da 2. Mahmut Dönemi’nde başladığını ve batıyla aradaki açığın kapatılmasının hedeflendiğini söyledi.
Batıda başlayan yeni akımın tüm askeri cepheleri aşarak bütün hayatı teslim almaya başladığını anlatan Mermutlu, “Ancak, batıdaki değişimin devlet katında kesin olarak farkına varıldıktan sonra, 2. Mahmut’un batıyla aramızdaki açığı kapatmak üzere uygulamaya koyduğu bir dizi reformun, hukuki bir reform olan tanzimata hazırlık teşkil ederek, kuvveti ve etkisi bakımından ondan çok daha önemli olduğu kabul edilmelidir” dedi.
Aydınlanmanın Osmanlı için, düşünce yeniliğinin sonucu olmayıp, 19. yüzyılın ortasında birden bire dışarıdan gelen bir fikir aşısının ürünü olarak doğduğunu söyleyen Mermutlu, “Ancak Osmanlı aydınlanmayı tabii esasları açısından değerlendirmeye giriştiğinde, ona yönelmeye direnç göstermeyi anlamlı bulmamıştır. Aydınlanmanın ana damarı olarak kabul ettiğimiz tabii hukuk felsefesi, sanıldığının aksine Osmanlı’nın siyasal ve toplumsal katmanlarında rahatlıkla yer bulabilmekte zorlanmamıştır. Hatta bu rahatlık batı dünyasıyla kıyaslanmayacak kadar ileridedir” diye konuştu.
Tanzimatı ilan eden ve uygulamaya koyan devletin, batılılaşma yolunda kurumsal çapta attığı önemli adımlara rağmen, bir sonraki nesille karşı karşıya gelme şanssızlığından kurtulamadığını dile getiren Yrd. Doç. Dr. Bekir Mermutlu, buna karşın Şinasi’nin siyaset alemine attığı ilk adımın öncülük vazifesinde gösterdiği sabır ve metanetin Türkiye’nin bugün siyaset aleminde varlığını ispat ettirecek meziyetleri elde etmesine önemli rol oynadığını söyledi. Şinasi’yi tanzimat devriminin kendi düşünce dünyasını en iyi örgütlemiş aydını olarak tanımlayan Mermutlu, “Şinasi, tarifsiz bir aydınlanma ve medeniyet yanlısıydı. Şinasi ve aydınları ortaya çıkmasa, tanzimat devri daha uzun yıllar bizim düşünce ve siyasi bilinç dünyamızda bir kımıldama yaratmadan devam edecekti” görüşlerine yer verdi. Şinasi’nin çıkardığı gazetenin, batı dünyasına yönelen ilginin artmasını sonuçlandırarak, yeni düşüncelerle beslenen genç bir neslin oluşumunda pay sahibi olduğunu vurgulayan Mermutlu, bu neslin temel taşlarından bazılarının Namık Kemal, Ebu Ziya Tevfik, Agah Efendi ve Ali Süavi olduğunu kaydetti.
Prof. Dr. Fügen Berkay da, Osmanlı’da aydınlanma hareketinin ülke sınırlarıyla sınırlı kaldığını belirterek, bunun çok önemli bir neslin yetiştiği 1923’ten sonra büyük bir değişime uğradığını söyledi.
Devletin bekasının esas alındığı yenileşme hareketlerinin, “Ne yaparız da ayakta kalırız ve kurtuluruz” sorusunun, bir takım entelektüel dünya şartlarının getirdiği büyük fırtınalar karşısında ayakta kalmayı sağlayıcı temele dayandırılamadığını ifade eden Berkay, “Aydınlanma hareketlerinde 1908’lere gelindiğinde genç bir kuşağın ortaya çıktığını görüyoruz ama, devlette bitmiştir. 1914’te 1. Dünya Savaşı boyunca ve özellikle Çanakkale Savaşı sırasında o genç kuşağın önemli bir bölümünün yok olduğunu görüyoruz. O nedenle, Atatürk’ün elinde çok sınırlı bir kadro kalmıştır. Ve o kadroyla büyük bir devrim yapılmaya çalışılmış ve başarılmıştır” dedi.
Aydınlanmayla ilgili kaynakların ne kadar geriye götürülürse götürülsün, hareketin kuşatıcı olma özelliğini ve hızını 1923 devrimiyle kazandığını anlatan Prof. Dr. Fügen Berkay, şöyle devam etti:
“Bu dönemin üç önemli çarpıcı temel sonucu; emperyalizme karşı kurtuluş savaşı, yönetime karşı demokratik bir çıkış ve toplumun tebadan yurttaşa, ümmetten ulusa dönüşüdür. Çarpışmaların ötesinde bir dönüşümü şahit oluyoruz. Endüstri devriminin arka yüzünün neredeyse zorunlu bir sonucu gibi, 1914’te 1. Dünya Savaşı çıktığında bütün yenileşme çabalarına rağmen, temelde ekonomik güçlenme ve sosyal değişim gerçekleşemediği için, toplum içerisinde modernizeyi üstlenebilecek bir Türk mozolesi gelişemeden, köylülük de aynı nedenle değişemeden Osmanlı devlet yapısı çökmüş, ve Osmanlı Devleti bu savaşla birlikte hayattan çekilmiştir.”
Savaşlar sırasında büyük sayılarda aydın gencin yitirilmesinin ülkeye büyük darbeler vurarak yaralar almasına yol açtığını dile getiren Berkay, bu dönemde nüfusun sosyal profilinin özellikle ekonomik açıdan çökmüş, tarım hayatının tamamen tahrip olmuş haliyle görüldüğünü belirtti. Bu dönemlerde Mustafa Kemal Atatürk’ün bütün bu sancıların ve yenileşme hareketinin kısmi birikiminin gücüyle ve kendi dehasından oluşan sosyal bir portre olarak tarihe yansıtmaya başladığını söyleyen Prof. Dr. Berkay, “Bu noktada Atatürk, temelden bir modernleşme, aydınlanma ve yenilenme devriminin mimarı olma iradesine sahip sosyal bir portredir. Bu nedenle çok güç şartlarda ve imkânsızlıklarda gerçekleştirilen Kurtuluş Savaşı, sadece siyasi ve askeri bir mücadele değildir. Ama öte yandan Kurtuluş Savaşı, savaş boyunca var olan bir meclisin içinde ve dışında yepyeni bir toplum projesinin tartışıldığı ulusal bir forum olma özelliğini de taşır. Bu da Kurtuluş Savaşı’nı diğer kurtuluş savaşlarından daha farklı kılan çok önemli bir husustur” dedi.
Aydınlanmanın kaynağının batı olmasına rağmen, bugün onu da aşan evrensel bir güç haline geldiğini kaydeden Berkay, bu açıdan eğitimin büyük önem taşıdığını vurguladı. Türkiye’nin 21. yüzyıla sanayileşme yolunda hayli önemli adımlar atmış bir ülke olarak gelindiğini belirten Berkay, özetle şöyle devam etti:
“Ancak bu sürecin ve değişmenin sancılarını da 50 yıldan beri yaşamaktayız. Bugün dünya çok hassas bir haberleşme ağıyla örülüdür. Biz de bu haberleşme ağının içerisindeyiz. Bireyler ve toplum olarak çeşitli algılama derecelerinde etkileniyor, bu algılanmalar ve etkilenmelerin sonuçlarını da her boyutta yaşıyoruz. 1960’lı yıllarda başta Almanya olmak üzere, nüfus artış hızının neredeyse durduğu sanayileşmiş ülkelere iş gücü vermeye başladık. Bunu başka ülkelerle yetişmiş insan gücüne ihtiyacı olan refah zengini ülkeler de izledi. Özellikle sanayileşmiş ülkelere doğru olan iş gücü akımı, bazı ekonomik yararların dışında birçok problemi de birlikte getirdi. Bu da sosyal hayatımızda yeni bir boyutu ifade etmektedir. Ülkemiz bugünkü nüfusu kolayca taşıyabilecek doğal kaynaklarını ve yetişmiş insan gücünü yeterince iyi örgütlemiş, 1950’lere kadar sürebilmiş olan tabandan tavana eğitim seferberliğiyle yetiştirilmiş olarak gelebilseydi, sorunlar büyük ölçüde çözülmüş ve aşılmış olacaktı.”

Tarih:
Mart 2004

Bilgi:
Prof. Dr. Fügen Berkay ve Yrd. Doç. Dr. Bekir Mermutlu’nun “Bilimin Işığında Aydınlanma Seminerleri”nde yaptıkları konuşmalara ilişkin haber.

Paylaşmak için tıklayınız:
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • RSS
  • Twitter
  • Technorati
  • email
  • Live
  • Yahoo! Bookmarks
  • FriendFeed
  • LinkedIn
  • MySpace

İlgili yazılar:

Yorumlar



Yorumlarınızda resiminizin gözükmesi için, gravatar a abone olun!

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.